TÜSİAD’ı Aklından Geçiremeyen Proleterya

10.06.2013 06:24
TÜSİAD’ı Aklından Geçiremeyen Proleterya
Yakıp yıkma eylemlerini ‘sivil patlama’ olarak çözümleyen, kurtarılmış bölge vandallığını ‘özgürlük’ şeklinde reklam eden, onbinlerce küfürlü mesajı ‘imrendiren sanal dayanışma’ takdir eden organizasyonu kamufle etmek ne mümkün!

Safları Sıklaştırma ve Ayrıştırmada Taksim Metaforu

Kenan Alpay

Sadece fertler değil toplumlar ve ideolojiler de sınanıyor her bir kırılma noktasında. Kim nerede duruyor, kimler hangi değirmene su taşıyor veya hangi ideoloji-siyasi kimlik zulmün bekası adına seferber olmuş sorularının cevabı özellikle tarihin kırılma noktalarında daha bir netleşir.

İşte Taksim Gezi Parkı’na dair tartışmalar da kişileri, siyasi kadroları ve siyasi çevreleri bir kırılma noktası olarak ya belli bir tarafta safları sıklaştırmaya ya da belli bir safa karşı ayrışmaya itekliyor. Kim ne derse desin Taksim siyasi anlamda karşıt iki ana cephenin varlığına ve henüz güç dengelerine göre konumunu tam belirlememiş yan unsurlara işaret etmektedir.

Bürokratik Oligarşiye Kulak Ver

Tartışma ve protestoları kentli nüfusun çevre duyarlılığı ve Başbakan’ın sert üslubuna tepki bağlamında sürdürmenin hiçbir anlamı olmadığı gibi faydalı bir sonuca varmak da mümkün değildir. Neden sorusunun cevabı çok basittir. Çünkü Taksim üzerinden tırmanan gerilim ve çatışma kelimenin tam anlamıyla bir ideolojik savaş ve iktidar mücadelesidir de ondan.

Çevre duyarlılığı değil ideolojik savaştır çünkü ne kadar üstü örtülmeye çalışılırsa çalışılsın mevcut durum laik-İslamcı, ulusalcı-ümmetçi çatışmasının tipik bir tezahürüdür. Bu AK Parti hükümetinin İslamcı ve Ümmetçi siyasi kimliği temsil etmesinden ziyade karşı tarafın bütün girişimleri böyle bir eksene isnat edip laik-ulusalcı kimliklerinin en üstüne yerleştirdikleri cuntacı refleksle bloke etmeye girişmeleri yeni değildir.

Sanki mesele öfkeleri kabaran, dizginsiz şiddete yönelen, dindışı ve hazcı bir hayat tarzını dokunulmaz kılmak isteyen, duvarlardan sanal âleme değin yazdıkları hakaret ve küfürlerle övünen gençleri anlayıp anlamamaktan geçiyor. Elbette bu konuda yaşanan eksiklerin veya geliştirilen yanlış söylemlerin tırmanan gerilimdeki payını görmezden gelmek ahmaklık olur. Yalnız bu süreci sokarla kulak vermeyen hatta sokakların doğal haklarına despotça müdahale eden bir iktidar sorunu olarak lanse etmek işin niteliğini ters yüz etmek olur.

Taksim merkezli bu kitle acaba Başbakan Erdoğan’ın sert karakterini, buyurgan üslubunu, inatçı siyasetini mi reddediyor? Yoksa Kemalist iktidar sınıfları ve çeperinde konuşlanmış sol-sosyalist, liberal, ulusalcı ve lümpen kesimlerin Başbakan Erdoğan nezdinde İslami kesimleri ve talepleri ezme planlarını mı temsil ediyor?

Taksim’e cami yapılmasın, Topçu Kışlası yeniden inşa edilmesin, AKM yıkılmasın, Emek sineması yerinde kalsın, alkol ve kürtaj düzenlemesi geri alınsın söylemlerinin ahlaki, ideolojik ve siyasi karakteri bu ayrışmayı şüpheye hiç mahal bırakmayacak kadar gözler önüne sermiyor mu?

Üstelik Taksim Platformu tarafından Hükümete resmen bir muhtıra olarak verilen taleplerin öyle lümpen gençlikle, sosyalist devrim nostaljisiyle, çevre duyarlılığıyla falan alakası olmadığı daha bir netleşmiştir. Kemalist kadroların öncülüğünde uluslararası ve yerli sermaye sınıfları adına alenen iktisadi, siyasi ve kültürel statükoyu koruma kararlılığı deklare edilmiştir. Buyurgan üslup arayanların işe yanlış yerden başlaması siyaset ve toplumun aleyhine, bürokratik oligarşi ve acentesi olduğu küresel emperyalizmin lehinedir.

Yazının  Devamı...

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim