Türk’ün çağrısını Apo da tekrarlamalı

29.05.2009 17:13

Yasemin Çongar

Çukurca’da altı askerin can verdiği olayın bir “intikam saldırısı” olduğu anlaşılıyor.

Oysa PKK’nın hâlihazırda 1 Haziran’a kadar geçerli bir eylemsizlik kararı var ve örgütün tam da bugünlerde bu eylemsizlik uygulamasını uzatması bekleniyor.

Velhasıl, PKK bir yandan “demokratik çözüme şans tanımak için eylemsizlik” uyguladığını söylüyor, bir yandan da eyleme, yani öldürmeye devam ediyor.


Her ne kadar örgütün dağ kadrosunun lideri Murat Karayılan, bu eylemleri “yerel” ve “savunma amaçlı” diye mazur göstermeye çalışsa da, dünkü saldırının özellikleri Karayılan’ı haksız çıkarıyor.


Altı askerin öldüğü mayınlı tuzak, çatışma anında ya da saldırıya karşı müdafaaya dönük mecburi bir eylem değil, adı üstünde bir “tuzak.”

Ve bu tuzak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hafta başında dört PKK’lıyı öldürmesine karşı misilleme amacıyla kurulmuş.

Nitekim PKK’nın silahlı gücü olan HPG’nin Anakarargâh Komutanlığı’nca 24 mayısta yapılan açıklama, böylesi bir intikam eyleminin habercisiydi:


“Hareketimizin eylemsizlik kararına ve demokratik siyasal sürecin önünü açma girişimlerine … büyük bir disiplin ve hassasiyetle bağlı kalmamıza rağmen, TC ordusunun … saldırıları yanıtsız kalmayacaktır.”


Durumun özeti şu:

Bir yandan Karayılan “Barış istiyoruz” derken ve devlet “Kürt açılımı” sözünü jargonuna dahil edip Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve son olarak da ana muhalefet partisi liderinin ağzından “silahsız çözüm” yönünde mesajlar verirken, Türk Silahlı Kuvvetleri bölgedeki operasyonlarını kesmiyor; PKK ise kendi eylemsizlik kararına uymuyor, tuzak kurup asker öldürüyor.

Yani,
Güneydoğu’da savaş bildiğiniz gibi devam ediyor.

* * *


DTP lideri Ahmet Türk’ün, dün Çukurca’dan altı askerin ölüm haberi geldikten kısa bir süre sonra yaptığı, “Basına ve Kamuoyuna” başlıklı yazılı açıklama tam da bu nedenle çok önemliydi.

Ahmet Türk, açıklamasının başında altı askerin öldürülmesiyle ilgili “derin üzüntü” belirtip “bu kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz” dedikten sonra, içinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne çağrı barındırırken PKK’ya (ve HPG’ye) da seslenen şu satırlara yer verdi:


“İnsan yaşamını sona erdirmeye yönelik şiddet eylemlerini tasvip etmedik, tasvip etmeyeceğiz. Haftalardır yaptığımız çağrılarda askerî operasyonların durmasının önemine işaret ediyorduk, ancak ne yazık ki bu çağrılarımız ve iyi niyetli çabalarımız bu güne kadar hiçbir sonuç vermedi. Ne askerî operasyonlar hızından bir şey kaybetti, ne de eylemler ve saldırılar durdu.”


Ahmet Türk, açıklamasının daha sonraki, bence tarihî nitelik taşıyan bölümünde ise PKK’nın da benimsediği “demokratik çözüm” sloganını kullanarak, doğrudan örgüte “tetikten elini çek” dedi, diyebildi.

Şu cümleler Ahmet Türk’e ait:


“Açık bir dille ifade ediyoruz; bu saatten sonra her kim ki demokratik bir çözümden yana ise ve her kim ki silahsız bir çözüm arzuluyorsa mutlaka ama mutlaka elini tetikten çekmelidir. Siyasetin önünü açabilmenin olmazsa olmaz koşulu ölümlerin durmasıdır. Bu başarılamadığı zaman, ölümleri durduramadığımız müddetçe hiçbir sorunumuzun çözüm yoluna giremeyeceğini bir kez daha tekrarlıyor, bu ortak acıların biz siyasetçilere daha fazla sorumluluk yüklediğinin önemle altını çiziyoruz.”

* * *

Ahmet Türk’ün bu çağrısı, Türk ya da Kürt, asker ya da PKK üyesi, kimliği ve savaştaki konumu ne olursa olsun, yine Türk’ün deyişiyle “bu saatten sonra” barış isteyen, demokratik çözüm isteyen herkesin uyması gereken bir çağrı.


Bu savaşta, ister ordu safında ister PKK safında olsun evladını yitiren her ananın bildiği ve anlayabileceği gibi acılar çok derin ve ortak.

Ve Ahmet Türk’ün dediği gibi, bu ortak acılar “siyasetçilere” büyük sorumluluk yüklüyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün Kürt meselesi üzerine yaptığı son açıklamalar, devletin belki de ilk kez bütün birimleriyle bu siyasi sorumluluğu anlama ve üstlenme noktasına yaklaştığını düşündürtüyor bana.

Ama bu yeterli değil.

Vatandaşı oldukları devletin ordusunu hedef almış ve o ordu tarafından hedef alınmış Kürt militanlarla kimlik bağı, aile bağı ve gönül bağı olan siyasi liderlere de büyük sorumluluk düşüyor.

PKK’nın derdini silah yerine sözle anlatabileceği siyasi zeminlere kavuşmasını isteyenlerin bugün yerine getirmesi gereken çok ciddi bir görev var.

Bu görev, Ahmet Türk’ün yaptığı “elini tetikten çek” çağrısını en açık şekilde, en yüksek sesle tekrarlamaktır.

Ve bu görev, en başta Abdullah Öcalan’a düşüyor.

Öcalan, zaman geçirmeden, PKK’ya (ve HPG’ye) “kayıtsız şartsız elini tetikten çek” çağrısı yapmalı, yapabilmeli.

Bilmeli ki, intikam saldırılarıyla, mayınlı pusularla bozulan bir “eylemsizlik” uygulamasını birkaç ay daha uzatmak marifet değil.

Marifet, demokratik çözümün, siyasallaşmanın önünü açacak yolun “bu saatten sonra” artık silahtan geçmediğini, aksine, çekilen her tetiğin, patlatılan her mayının, alınan ve verilen her canın barışı güçleştirdiğini fark etmektir.

Abdullah Öcalan’ın avukatlarından bir ricam var.

Bugün İmralı’ya görüşmeye gittiklerinde lütfen Öcalan’a sorsunlar.

Ahmet Türk’ün çağrısı hakkında ne düşünüyor?

Çukurca’daki mayınlı tuzağın yanlış olduğunu söyleyebilecek basirete sahip mi?

Örgütüne dönüp “Demokratik çözüm için elinizi tetikten çekin” diyebilecek aklı ve cesareti var mı?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim