1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Türklük Kavramı Neye Tekabül Eder?
Türklük Kavramı Neye Tekabül Eder?

Türklük Kavramı Neye Tekabül Eder?

Türklük kavramı etnik-kavmi temelde değil de ulusal bir kategori olarak kullanıldığında sorun biter mi?

A+A-

Haksöz-Haber

Birgül Ayman Güler’in sözleriyle başlayan ulus-millet-milliyet tartışmaları tam gaz devam ediyor. Konuya dair görüş belirten gerek siyasilerin, gerekse de akademisyen ya da gazetecilerin genelde konjonktüre uygun olarak ırkçı yaklaşımları mahkum eder bir dil kullandıkları dikkat çekiyor. Bu siyasilerin ve aydınların birçoğu savundukları Kemalist Cumhuriyet’in yakın döneme kadar apaçık bir ırkçı söyleme sahip bulunduğunu ise genelde unutmuş görünüyorlar.

Bazı kavramların çok yüzeysel ve temelsiz bir tarzda kullanıldıkları da görülüyor. Ne yazık ki, ulus ve ulusallık kavramları ile kavmiyet-ırk vb. aidiyet kategorilerinin çoğu defa iç içe kullanıldığı görülmekte. Konuya ilişkin Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan analizinde Koç Üniversitesinden Prof. Şener Aktürk Türklük kavramı etrafında süregelen kavram kargaşasına açıklık getirmeye çalışmış. Aktürk’ün Türklük kavramının ulusal bir kategori olarak nasıl üretilip, Anadolu coğrafyasında yaşayan farklı etnik kimlikleri kuşatan bir üst kimlik olarak biçimlendirilmeye çalışıldığına dair tespitleri dikkat çekici.

Bu noktada Müslümanlar olarak tartışmaya daha net bir pencereden bakılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bazıları ulusallık ırka dayanmaz dolayısıyla ulusalcılık da ırkçılık değildir teziyle ulus kategorisini masumlaştırma çabasındalar. Oysa ırkçılık sorunun sadece bir parçası. Ulusalcılık, ırkçı temelde tanımlansın ya da tanımlanmasın suni, yapay bir kimlik kategorisidir ve mutlaka ayrıştırır. Bizler açısındansa temel sorun ayrıştırmanın hangi temelde gerçekleştiğidir. Vurgulamak gerekirse, hayata hangi perspektiften baktığımızı belirleyen temel bir kimlik kategorisi anlamında aidiyet tanımının bir Müslüman için akidevi bağ dışında başka bir temelde tanımlanması cahiliye demektir.

***

Türklük, Türkmenlik ve ortak kimlik arayışı

Şener Aktürk - Yeni Şafak

Millet Arapça kökeninde, Osmanlıca kullanımında ve Osmanlı tarihinde din temelli topluluğu ifade etmektedir. Osmanlı kimliğinin dört ana milleti İslam, Ortodoks, Ermeni ve Musevi milletleridir. Bunlar beraberce Osmanlı kimliğini oluşturur. Osmanlı'da etnik anlamda millet yoktur: Bulgar, Rumen, Sırp ve Yunan, etnik farklılıklarına rağmen beraberce Ortodoks milletini oluştururlar çünkü aynı dini inanca sahiptirler. Arap, Arnavut, Boşnak, Türkmen ve Kürt, etnik farklılıklarına rağmen beraberce İslam milletini oluştururlar; ayrıca Arnavut, Kürt veya Türkmen milleti yoktur. Daha sonra Türkiye'de resmi siyaset ve milliyetçi ideologlar bilinçli olarak millet kelimesinin anlamını değiştirmeye çalışmışlardır.

TÜRK MİLLETİ/TÜRK ULUSU

Osmanlı'nın dört ana milleti arasından Rum, Ermeni ve Musevi milletleri tehcir, mübadele, katliam, korkutma, bezdirme, vs. yöntemlerle kovulmak suretiyle Osmanlı kimliği yok edilirken, kalan eski 'İslam milleti' bakiyesi unsurların hepsine birden 'Türk milleti' denilmiştir. Kürt, Arap, Zaza gibi birkaç unsur dışındakiler bu adlandırmayı çoğunlukla kabullenmişler ve 'Türk milleti' kimliği pekçok göçmen ve yerli etnik unsuru (Boşnak, Çerkez, Türkmen, Laz, Gürcü) kapsayan bir toplumsal realite halini almıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bazıları asimilasyonu yeterli görmemiş, Orta Asya'dan geldiği varsayılan bir etnik gruba (Türkmen) dayanan safkan ve laik bir millet tanımını tercih ederek, bu tercihlerini de Moğolca'dan ithal 'ulus' sözcüğüyle ifade ederek 'Türk ulusu' kimliğinden bahsetmişlerdir. Bu iki eğilim, biri pekçok Müslüman etnik grubun asimilasyonuna dayanan Fransız tipi bir milliyetçilik, diğeri bir etnik grubu üstün gören Alman tipi bir ulusçuluk, aslında birbiriyle çelişkili ve çatışma halindedir. Son günlerde, Türk ulusu, Kürt milliyeti, vs. gibi kavram kargaşasıyla ortaya saçılan tartışmalar bu çelişkilerin ayyuka çıkmasını sağladı.

Türkiye'nin etnik ulusçu modeli takip ettiğini düşünenler, Türkiye'yi 'etnik ayrımcılık' yapmakla ve bir etnik grubu diğer etnik gruplara üstün tutmakla suçlar. Bu iddia, Türkiye'nin, Almanya, Japonya veya Estonya gibi tek bir etnik grubun (Türkmenlerin?) 'devleti' olduğu sonucuna çıkar. Bu iddia yanıltıcıdır çünkü Türkiye'nin resmi politikası etnik ayrımcılık değil asimilasyondur ve dolayısıyla ortaya çıkan sorunlar ve tepkiler asimilasyon politikasının sorunları ve tepkileridir. Sorun doğru teşhis edilmezse çözümlerin ortaya konulması mümkün olmaz. Fakat belirttiğim üzere, Türkiye'de 'etnik ulusçuluk' politikası takip etmek isteyenler de olmuştur ve onların resmi politikaya yön verebildiği iki alan vardır ki açılım politikalarının parçası olarak bu alanlarda reformlar yapılması yerinde olur. Bu iki alandaki etnik ayrımcılığı teslim ettikten sonra Türkiye'de devletin bir etnik grubun (Türkmen) devleti olduğu iddiasını eleştirebiliriz.

RESMİ TEZİN AÇMAZLARI

Türkiye'nin resmi tarih yazımında ve bazı dış politik önceliklerinde 'etnik Türk' tabiriyle ima edilen 'Türkmen' etnik kategorisini öne çıkardığı doğrudur. Birincisi, 1930'lu yılların 'Türk Tarih Tezi'nden itibaren, Orta Asya'dan geldiklerine inanılan Türkmen oymaklarının gerçek veya muhayyel tarihi 'resmi tarih' olarak anlatılmıştır. İkincisi, Irak, Suriye, Makedonya, Kosova, Moldova gibi bazı ülkeler söz konusu olduğunda Türkiye'nin, Türkmen kökenli gruplara (Gagauzlar, Irak Türkmenleri, Makedonya Türkleri, vs.) özel bir ilgi göstererek bir çeşit pozitif ayrımcılık yapmaya çalıştığı olmuştur. Fakat bu iki alan dışında Türkiye'nin somut ve sistematik olarak Türkmenlere ayrıcalık sağladığını iddia etmek yanlıştır. Türkiye'nin resmi milliyetçiliğinin eleştirilmeye ve değiştirilmeye ihtiyacı vardır ama bu eleştiriye Türkiye'nin Türkmenlere ayrıcalıklar sağlayan 'etnik' bir ulus devlet olduğu gibi yanıltıcı bir tespitle başlamak çözümü çıkmaza sürükler. Eleştirilmesi gereken asimilasyon politikası, yapılması gerekense asimilasyonla bastırılan etnik kimliklerin kamusal alanda görünürlük ve tanınırlık kazanmasına izin verilerek rehabilite edilmesidir.

Türkiye'nin bir etnik grubu el üstünde tuttuğu iddiasını nesnel olarak test edebiliriz. Siyasi liderlikte Türkmen ayrıcalığından bahsedilebilir mi? Cumhurbaşkanı ve başbakanların bırakın tamamını, çoğunluğunun bile Türkmen olduğu şüphelidir. Kenan Evren mi yoksa Turgut

Özal mı Türkmen? Çiller, Yılmaz, Erbakan, Erdoğan ve daha nice başbakandan kaçı Türkmen? Siyasi liderlerin çoğu değişik etnik kökenlerden geldikleri halde Türkçe öğrenerek asimile olmuş kişilerdir. Son seksen yılda iktidarda ve bürokraside Türkmen hakimiyetinden bahsetmek mümkün değildir.

Ekonomide de bilim, kültür ve sanat alanlarında, ideolojik planda ve düşünce üretiminde Türkmenlerin ayrıcalığı veya hakimiyeti yoktur. Sağcısından solcusuna, edebiyattan sinemaya, temel bilimlerden felsefeye, kültürel iktidar üretiminin hiçbir sacayağında Türkmenlerin bir 'hegemonya' kurdukları söylenemez. Mehmet Akif'ten Yahya Kemal'e, Orhan Pamuk'tan Yaşar Kemal'e kadar Türkiye'nin önde gelen kültürel şahsiyetlerinin pek azı Türkmen'dir.

'TÜRK' ETNİK KİMLİK Mİ

Öte yandan siyasi liderlerin çoklukla yaptıkları gibi, 'Türk' ifadesinin sanki bir etnik kategoriyi ifade ediyormuşçasına, Arap, Arnavut, Boşnak, Kürt, Laz, Pomak, Zaza ve sair etnik kategorilerle birarada zikredilmesi yanıltıcıdır. Bu yanlışta medyanın, entelektüellerin ve akademisyenlerin büyük sorumluluğu bulunmaktadır. Birçok kanaat önderinin söyleminde 'Türk' sözcüğü pekçok etnik grubu kapsayan siyasal bir üst kimlik olarak değil, Türkiye'deki etnik gruplardan sadece biri olan Türkmen kimliğinin ikamesi olarak kullanılır hale gelmiştir.

Bu bağlamda, son derece popüler olan 'Türk ve Kürt' ifadesini ele alalım. Bu ifade, Kürt olmayan tüm etnik kategorileri 'Türk' sözcüğü altında kavramsallaştırıyor. Bu yanlışın telafisi, etnik köken ifade ederken 'Türk' sözcüğünü kullanmamak ve etnik kökenini Orta Asya'ya dayandıranlar için doğru ifade olan 'Türkmen' sözcüğünü kullanmaktır. Türklüğü etnik Türkmen kimliğine indirgeyen siyasi, medyatik, entelektüel ve akademik söylemlerden kaçınmak, resmi tarih yazımını ve dış politikayı Türkmen vurgusundan arındırmak, kapsayıcı ve çoğulcu bir Türk kimliğinin benimsenmesi için gereklidir. Eğer Türk kavramından tamamen vazgeçerek, yerine konulabilecek başka bir kimlik keşfedilir veya inşa edilirse buna gerek kalmayabilir fakat halen böyle bir başka kimliğin keşfi veya inşası gerçekleşmediği ve toplumsal kimlikler de birkaç yılda inşa edilemediği için bu ihtimal halen düşük gözüküyor.

Türkiye, bir Türkmen devleti olmadığı gibi, Türkmenler, Kürtler, Araplar, Yahudiler, Lazlar, Ermeniler, Çerkezler, Rumlar, Zazalar ve diğer yerli ve muhacir etnik kökenden gelen vatandaşlardan müteşekkil çoğulcu bir Türk kimliği, veya eğer varsa halkın büyük çoğunluğunun kabul edebileceği başka bir ortak kimlik, bu çok kültürlü halkın ortak üst kimliği olabilir. Yeter ki hem etnik kimliklerin ve hem de kapsayıcı gayri-etnik bir üst kimliğin eşzamanlı gelişimine ve ifadesine izin veren demokratik ortam sağlansın.

 

 

HABERE YORUM KAT

3 Yorum