Türklük Bedenimiz, İslamiyet Ruhumuz, Peki Ya Andımız

17.10.2013 00:05

Yılmaz Bilgen

Her Ülkücünün bildiği ve benimsediği bir ifadedir;

‘Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuz’ sözü…

Bilindiği üzere son günlerin en büyük tartışma maddelerinden birisi Andımız…

Türk ırkçılığının zirve olduğu döneme ait yalanla ve yağcılıkla mamul bir yemin metninin tedavülden kaldırılmasına bilindiği en abartılı tepki cenahından MHP’den geldi.

Ulusalcı saiklerle Türkiye Halkına özgü her iyi ve güzel olana karşı çıkan çevrelerin tepkisi beklenen bir durumdu. Ancak MHP gibi zaman zaman ciddi İslami söylemlere yaslanan bir partinin bu sığ And’ın kaldırılmasına karşı verdiği tepki birçok çevrede şaşkınlığa sebebiyet verdi.

Bizde Milliyetçi kodlarla meseleyi ele alıp, dünden bugüne bu alanda sabiteler ve değişenler bağlamında mevcut tepkiyi anlamak istedik.

1960’larda mayalanan ve siyaset sahnesine çıkan yeni kuşak Milliyetçilik akımı Anadolu ortalamasını hedef alarak şekillendi. Kemalist-Elitist milliyetçilik yorumunun makes bulmadığını gören yeni dönem milliyetçiliğin öncü isimleri, daha gelenekçi bir tavrı benimseyerek, köy kökenli kitleleri cezbedecek söylem ve eylem biçimlerini tercih ettiler.

1970’lerde tüm dünya gibi Türkiye’yi de yükselişte olan Kominist cereyan, bu yeni Milliyetçilik akımını daha fazla muhafazakarlaştıran unsur olarak zikretmek mümkün.

Erol Güngör gibi akademisyenlerle filizlenen süreç Seyyid Ahmet Arvasi’lerle kemikleşti ve başlıkta yer alan söylemin şekillendirdiği Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuz anlayışını baz alan ülkücü model ortaya çıktı.

“Kanımız Aksa da Zafer İslamın”

“Ya Allah Bismillah, Allahu Ekber”

“Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız”

Milliyetçi cephenin bu süreçte en temel sloganları oldu.

Bu cephenin siyasi temsilcisi olan MHP’de, etnik alana dönük söylemlerden çok İslam’la sentezlenen ifadelere ve politikalara öncelik tanıdı.

Kanlı geçen yılların ardından 90’ların ortasında Türkeş öncülüğünde belirli düzeyde aks değiştirme girişimine tanıklık edilse de İslami ton baskın kaldı ve bu durum bugüne dek varlığını sürdürdü.

Söylem düzeyinde olsa da İslami motiflere, Milliyetçiliğin önünde yer verildi verilmeye de devam ediliyor.

Batıda birçok örneği bulunan kafatasçı -faşist öğeler Türk Milliyetçiliğinin genel manada hiç bir zaman önceliği olmadı. İslamın özünde barındırdığı umdelerin retorik düzeyde de olsa sahiplenilmesinin bu süreçte temel belirleyen olduğunu söyleyebiliriz.

Son günlerin tartışma konusu olan ‘andımız’ çerçevesinde sergilenen ülkücü tavır konusuna gelince…

Herşeyden önce bu ‘And’ın’ yazarı Rodos menşeli bir Yahudi dönmesi olan Reşit Galip’tir.

Yani adamın Türklükle ilgisi yok.

6-14 yaş aralığında milyonlarca çocuğun kendisine adandığı Mustafa Kemal’in Türklüğü ise halen büyük bir muamma.

Türk Milliyetçilerinin sahiplenmesini gerektirecek hangi icraatlara imza atmıştı bu M. Kemal bilinmez.

Ancak bir çırpıda Türk’e özgü bir çok hususiyeti yok sayan çılgınlıkların faili olarak M. Kemal’i pekala sayabiliriz.

Şöyle ki:

Türk’ün diline, örfüne, dinine, ananesine, folkloruna, müziğine ve de tarihine varıncaya dek katleden ve bunu da devrimle açıklayan hangi işgalci devletin Reisi idi?

Amazon - amma uzundan, Niagara– Yaygaradan türemiştir diyecek kadar dille, diyalektikle, fonetikle, lugatle ve ıstılahla dalga geçenler Mustafa Kemal ve sofracıları değimliydi?

Türkleri Asya ön geçmişinden ve Selçuklu-Osmanlı mazisinden kopararak ve bu binlerce yıllık yaşanmışlığı yok sayarak Sümer medeniyetine bağlayan ve bu minvalde kürsüler kurdurup ansiklopediler yazdıran Atatürk’ten başak biri miydi?

Sözde bilim adamlarının eline metre verip ‘Dolikosefalmi, Brakisefalmi’ diye onbinlerce kafatası ölçtüren faşist idarecinin yine aynı M. Kemal Atatürk olduğunu bilmeyen var mı?

Kur’an’ın yasak kıldığı ve lanetlediği içki, kumar, faiz, fuhuş gibi melanetler kimin sayesinde ve emriyle serbest kılındı ve de kanunla koruma altına alındı?

Harici milletlerin çocukları dahil, Türk bir anne ve babadan doğan çocuklar neden böylesine pervasız fiilleri ‘Tek Adam’ idaresinde işleyerek bir halkın geçmişini ve geleceğini karartan bu şahsiyetin gösterdiği yola ve hedefe kurban olmaya devam etsinler?

 Bir diğer önemli mevzu ise, Şevket Süreyya Aydemir’den Falih Rıfkı Atay’a, Erol Mütercim’lerden Turgut Özakman’a dek Kemalist yazıcıların dahi basit bir resim ve iki üç satırlık anlatımla geçiştirdiği Ali Rıza Efendi isimli bir kişinin yaşayıp yaşamadığıdır.

Mustafa Kemal’in Türklüğü de bu anlamda bilinmezliğini korumaktadır.

Bu bilinmezliktendir ki Mustafa Kemal ve nesep söz konusu olduğunda kadrolu Kemalist tarih hokkabazları, Zübeyde Hanım’ın yedi kuşak soy kütüğünü çıkararak bir aklama ve Türkleştirme çabası sergilerler.

Hasılı bu alan bir mayınlı arazi özelliğini muhafaza etmektedir. Bu sebeple Kemalistler, dün ve bugün ‘baba soy’ esasına göre ATATÜRK’ün Ali Rıza Efendi bağlamında atalarını izahta aciz kalmaktadırlar…

Yani Atatürk’ün Türklüğü epeyce ciddi bir tartışma konusu önümüzde durmakta.

Andımızı yazan ve yasalaştırarak mecburi kılan Reşit Galip ise;

Mustafa Kemal’e hitaben:

‘Sen Türkü yok olmaktan kurtaran yaratıcıların en yücesisin’ diyecek kadar alçalan dalkavuk bir kişilik.

Ve yine aynı Reşit Galip, Bakanlık yaptığı bir buçuk yıllık süre içerisinde üniversite reformu adı altında yüksek öğretime, başta Almanya’dan olmak üzere bir çok Yahudiyi yerleştirip yüksek öğretim sistemini zehirleyen adamdır!

Bu And’ın, içeriğinde yer alan ifadeler hiçbir insani değer taşımadan herkesi tektipleştiren unsurlarla bezenmiş bir hamaset olmaktan öte anlam taşımamaktadır. 21.yy’da, hem de akademisyen ünvanı taşıyan bir genel başkanın vaziyet ettiği MHP’nin AND savunuculuğuna hem de böylesine radikal çıkışlarla soyunması Ülkücü dinamiklerle ne oranda açıklanabilir.

Ülkü Ocakları’nda bugüne değin yazılmayan, okunmayan ve herhangi bir değer atfedilmeyen And’mıza aniden atfedilen bu önem sadece siyasi mülahazalar ve konjonktür unsurları baz alınarak mı verildi bilinmez. Ancak bilinen bir gerçek var ki son 30 yılda And’ımızı zorunlu kılan politik bakış açısı bu topraklarda büyük bir kavganın yegane suçlusudur.

Onbinlerce can telef edildi..

Ülke maddi ve manevi olarak çok şey kaybetti.

Hem de ucuz ve beş para etmez politikalar uğruna.

Basit tatminlerle avunarak ötekileştirilen Kürt, Arap, Arnavut v.b farklı etnik kökenleri yok sayarak ya da onların varlığını Türk varlığına armağan ettirerek Ülkücü olunabilir mi?

Dünyaya böyle bir profilden bakarak insan kalmak mümkün mü?

İslamiyet ruhumuz Türklük bedenimiz diyenler, Allahın farklı yaratma iradesini yok sayamazlar.

Kürtler bizim kardeşlerimiz demekle kardeşlik tesis edilmiyor. Ülkücülük, idealizmi savunmak, başkalarının yaradılıştan gelen haklarına ve ideallerine tecavüz etmekle elde edilen bir ideoloji olmamalı.

Türklük beden İslamiyet ruh olarak varlığını sürdürmeli ve ‘And’ımız’ ve benzeri ayrıştıran unsurlar tarihin çöplüğünde kaderine terk edilmelidir.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim