Türkleri ve Kürtleri öğüten kan değirmeni silahla durmaz

19.07.2010 06:35

Muhammed Nureddin

Türk siyasetçilerin Kürt sorunu konusunda kullandığı söylem, 20 yıldır çözüm getirmeyen söylemden farksız. Çözümü askeri yollarda arayan bu bakış açısının yarattığı kan değirmeni Türk ve Kürt gençleri öğütüyor.

Kürt sorunu son haftalarda Türkiye’ye baskıda bulunuyor. PKK eylemlerinin, Özgürlük Filosu saldırısının ardından İsrail ve ABD’nin Türkiye’ye yaptığı baskılarla aynı zamana denk gelmesi sorunun şiddetini artırdı. Washington, Türkiye’nin Brezilya’yla kotardığı Tahran nükleer anlaşmasını iptal etmek için bastırıyor. Ayrıca hükümetin geçen yaz başlattığı ‘Kürt açılımı’nın bir ay önce 11 Türk’ün ölümüne yol açan Şemdinli eylemi sonrasında nakavtla son bulması hayal kırıklığını arttırdı.

Sorunun askeri dozunun yükselmesi ve siyasi ufkunun tıkanması, hükümeti siyasi ve askeri seferberlik başlatmaya sevk etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ülkenin önündeki en büyük tehlike olarak nitelediği bu sorun sadece hükümetin ve askeri otoritenin sorumluluğunda değil. Aksine, bütün güçlerin, partilerin ve kurumların dayanışmasını gerektiren milli bir mesele. Başbakan Tayyip Erdoğan bu bakış açısından hareketle geçen hafta muhalefet liderleriyle bir dizi görüşme yaptı. Liderlerin bir kısmı görüşme talebini kabul ederken, bir kısmı da terör eylemlerinin artmasının sorumluluğunu hükümete yükleyerek reddetti.

Hükümet aynı zamanda, Türkiye, ABD ve Irak’tan oluşan, merkezi Erbil’de bulunan üçlü komisyonun taraflarıyla koordinasyonun kapsamını genişletti. Erdoğan ABD Başkanı Barack Obama’yla görüşmelerinde, özellikle de PKK savaşçıları Kuzey Irak’tayken ABD’yi Türkiye’ye desteğini artırmaya teşvik etmek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. Türkiye hükümeti, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi yetkililerini ve özellikle de Başkan Mesut Barzani’yi, PKK savaşçılarını Kandil dağından kovmaya veya bu iş için Türkleri çağırmaya teşvik etmeyi sürdürdü. İçerideki ve dışarıdaki bu siyasi hareketliliğe paralel olarak, hükümetin ‘özel ordu’ adı altında özel savaşçı birliklerinden destek alacağına dair haberler yayımlandı. Bütün bu önlemlerden sonra bazıları şu soruyu sorma hakkına sorma hakkına sahip: Böylece Kürt sorunu beş veya on yıl sonra olsa bile çözülecek mi?

Türkiye’de 20 yıldan uzun zamandır devam Kürt sorununu takip edenler, hükümetin, muhalefetin ve ordunun hali hazırdaki söyleminin yıllardır söylenenden farklı olmadığını, yani çözümde güvenlik etkeninin siyaset ve kalkınma etkeninden öncelikli bulunduğunu görür. Kan değirmeni yıllar boyunca Türk ve Kürt gençleri öğüttü, geride gözyaşı, göç ve kinden başka bir şey bırakmadı.

AKP’nin etnik, dini ve mezhepsel kimliklere saygı gösteren Avrupa normlarıyla uyumlu, çağdaş bir rejimin kurulmasını ve Türkiye’nin sorunlarının diyalog yoluyla çözülmesini amaçladığı düşüncesinden hareketle, Kürt sorununda çözüm için yeni bir yaklaşımın belirdiğine dair bir umut verdi. Şu ana kadar gerçekleşenler ve son olarak aşırılıkçı söylemin dozunun artmasıysa, hükümeti, ordusu ve muhalefetiyle Türk devletinin politikalarının açık ara başarısız olduğunu gösteriyor.

Hiç kuşkusuz Kürt sorununun dış ve askeri boyutu var, ancak bu mesele özünde bir iç sorun. Bu sorun, Atatürk döneminde dış tahrik yokken, Amerikalılar Irak’ı işgal etmeden önce ve Kuzey Irak’ta bir Kürt oluşumu kurulmamışken de vardı. Türkiye’nin Kürt sorunu öncelikle bir iç sorun. Zira söz konusu Kürtler her şeyden önce Türk vatandaşları, kimlikleri ve hakları var. Kürtler her şeyden önce, Türk devletinin cesaret ve çağdaşlık temelinde yeni bir zihniyet sergilemesine muhtaç. (Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 18 Temmuz 2010)

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim