Türkler ve Kürtler Lévi-Strauss okusaydı

05.11.2009 01:10

Mehmet Altan

Geçenlerde bir vesileyle DTP Başkanı Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk ile beraber olduk. Ahmet Türk, “açılım sürecinden” huzursuz olan herkesin dinlemesini arzu edeceğimiz cinsten çok nitelikli ve berrak bir anlatım içindeydi.

Hem demokrasinin sınırlarını çağdaş demokrasi niteliklerine uygun bir şekilde genişletmeyi reddedip, hem de sorunun muhatap alınması gereken aktörlerini dışlayarak kalıcı bir barışın sağlanamayacağını ve sürecin kendi içindeki zorluklarını teker teker sıralıyor...

 Zaman zaman da duygusallaşıyordu.

***

 Toplantıda 31 Ekim’i 1 Kasım’a bağlayan gece 101 yaşında hayata gözlerini kapayan modern antropolojinin babası Lévi-Strauss’dan hiç söz etmedik.

 Hâlbuki ölümünü, toprağa verildikten sonra yapılan resmi açıklamayla ancak öğrenebildiğimiz Lévi-Strauss, bir anlamda “öteki” kavramının da babasıydı ve “başkalarının kim olduğunu anlamak için kim olduğumuzu az da olsa unutabilmeliyiz” diyordu...

 Kısa kısa haberlerle ölümünü geçiştirdiğimiz bu büyük düşünürle çok daha sıkı fıkı olsaydık, düşüncelerine kulak verseydik, acaba meselelerimizi çözmekte böylesine çuvallar mıydık?

 *** 

“Antropoloji”, Grekçe “anthropos” (insan) ve “logos/logia” (bilim) sözcüklerinden oluşmakta...

 Kısaca insanı ve insan toplumlarını inceleyip, toplum içindeki insan davranışlarını ve ilişkilerini konu ediniyor.

 Claude Lévi-Strauss ise bu bilim dalını yeniden yoğurdu...

 Lévi-Strauss, kültürün temelini, tarih kadar, grubun psikolojik ve sosyal çevresi tarafından da etkilenmiş olan zihinsel yapısının oluşturduğu bir bütün olarak tanımladı.

 Bu nedenle insani düşünüş süreçleri bütün kültürlerde aynı olmasına rağmen kültürler çeşitlilik gösterebiliyordu...

 Lévi-Strauss’a göre insani düşünce süreçleri, ham ve pişmiş, doğa ve kültür, iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık gibi zıt kutup çiftlerinin üzerine bina ediliyor.

En önemli zıt kutup çifti ise “ben” ve “öteki”...

 Kültürün temeli olan doğru bir iletişim için gerekli kabul edilen “ben ve öteki” kutuplaşması en önemli kalıplaşmış ayrım...

 Zaten o nedenle, bu çağın en büyük düşünürlerinden biri olan Levi-Strauss, “başkalarının kim olduğunu anlamak için kim olduğumuzu az da olsa unutabilmeliyiz” diyor...

 ***

 Maalesef...

 Türkiye’de de “ben” ve “öteki” kutuplaşması had safhada.

 Yaşamı boyunca bu zıtlaşmayı aşmayı hedefleyen Claude Lévi-Strauss’la da bu nedenle ilgimiz pek yok.

 Hâlbuki bu ağır soruna ciddi bir derman olabilirdi, şimdi de olabilir.

 Ama olması için kendisine, hiç olmazsa öldükten sonra kulak kabartmalıyız.

 Dün, tüm dünya basını çarşaf çarşaf Lévi-Strauss analizleri yayınlarken, ben bununla ilgili geniş bir anlatımı sadece “www.ikincigrup.com”da gördüm.

 ***

 Arsen Ceyhan, “solfej dediğimiz ilim, melodilerin çeşitliliğinin ardında yatan kaideleri belirler: Biçimleri betimler ( kanon, fug, sonate vs ).

 C. Lévi-Strauss’un meselelere yaklaşımının hedefi aynısı idi.

 Esas ilgisini çeken, sosyal şatafat ve gösterişlerin gerisinde yatan kanunların, saklı örgütlenmelerin keşfi idi.

 Bir tabiat manzarasına baktığında jeoloji, güzel bir çiçek bahçesine baktığında botanik düşünen adamdı Lévi-Strauss. Adına sonradan ‘yapısalcılık’ denecek olan bilimsel metot, işte bu solfejdi” diye yazıyordu...

 ***

 Ahmet Türk’ün olağanüstü bir içtenlik ve berraklıkla, zaman zaman da hüzünlenerek sergilediği tabloyu izleyip, dinlerken hayıflandım.

 Yaşarken kulak vermediğimiz Claude Lévi-Strauss’a, bu büyük düşünüre, hiç olmazsa şimdi kulak verelim istedim.

 “Ben” ve “öteki” kavramları, belki de “kim olduğumuzu hiç unutamadığımız” için her ilişkiyi zehirlemeye devam ediyor...

 Bu zehrin “panzehirini” belki bu büyük düşünürde bulabiliriz.

STAR

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim