Türkler ve Kürtler: Büyük devrim

10.08.2009 02:12

Saad Muhyu

Acaba Türkiye ve Ortadoğu, Kürt sorununa yönelik büyük tarihî bir dönüşümün eşiğinde mi? Bütün kanıtlar bu dönüşüme işaret ediyor. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Şam'a hareket etmeden önce 'Kürt meselesine veya Kürt krizine yahut Türkiye'nin Güneydoğu sorununa' çözüm bulmak için 'kapsamlı bir plan' hazırladığını açıklamıştı.

Erdoğan bu planın yapısına dair bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmamasına rağmen gözlemciler onun 23 Temmuz 2005'te Diyarbakır'daki meşhur konuşmasını hatırladılar. Erdoğan o konuşmada Türk devletinin Kürtlere karşı hatalar işlediğini ve şu an bu hataları Türkiye'nin çeşitli etnik kökenlere ve dinlere sahip olduğu gerçeğine dayanan ulus kimliğin yeni anlayışı çerçevesinde düzeltme vaktinin geldiğini itiraf etmişti.

Bu konuşmadan sonra Erdoğan, Kürtçe televizyonu kurulmasına ve Türkçenin ülkenin resmî dili olarak kalması şartıyla Kürtçenin kullanılmasına izin verdi. Kürt bölgelerine kapsamlı demokrasi, geniş kültürel haklar ve köklü ekonomik refah çerçevesinde çözümler vaat etti. Bütün bunlara ilaveten iktidardaki AK Parti'nin siyasî programı, Kürt sorununa bölge halkının mutluluğu, refahı ve haklarının bölgeyi tehdit eden terörü ortadan kaldıracak, Türkiye topraklarının bütünlüğünü ve devlet yapısını koruyacak şekilde teminat altına alınmasına dayanan çözümler öneriyordu. Ayrıca bu program Kürt sorununa köklü çözümler bulmak için çalışmayı taahhüt ediyor.

O halde muhalefet güçlerinin sert itirazlarıyla ve Kemalist ordu tarafından ağır şartlarla karşılaşacak olmasına rağmen görünen o ki Türk tarafındaki veriler umut vaat ediyor. Milliyetçi Hareket Partisi nihayetinde terörist olarak gördüğü ve silah gücüyle kökünün kazınması çağrısı yaptığı PKK ile müzakere içerebilecek her girişimi reddetmekte gecikmedi. Dağ Türkleri olarak isimlendirdikleri Kürtler için 'Türk ulusal kimliğine' dokunulmasını reddeden sert bir açıklamada bulunan Cumhuriyet Halk Partisi'nin tutumu da aynı oldu. Asker ise aslında Erdoğan'ın Kürtlere sunduğu kültürel ödünlerden hoşnut değil. Ordu, Kürt sorununu ve PKK'yı 'güvenlik çözümleri' kapsamından çıkaracak her girişimi kesinlikle reddedecektir. Erdoğan doğal olarak bütün bu temkinli yaklaşımların bilincinde. Bu yüzden ülkede güvenliğin birinci sorumlusu İçişleri Bakanlığı çerçevesinde 'kapsamlı bir plan' hazırlamakta kararlı.. Ayrıca planı kabul etmeden önce Genelkurmay Başkanlığı'yla ve Türk Milli İstihbarat Teşkilatı'yla (MİT) ayrıntılı şekilde ele alma taahhüdünde bulundu. Sonra Erdoğan daha önemli bir girişimde bolundu. Kemalist rejimin asker ve sivil laik bekçilerine Kürt sorununun çözümü olarak İslam milliyetçiliği etraflı yeni Osmanlıcılık kavramını sunmayacağı ve aksine Türk milliyetçiliği ve sorumluluklarının sorunun çözümünde ilk ve son giriş kapısı olacağı konusunda güvence verdi. Bu ustaca bir adımdı. Özellikle de Erdoğan'ın bu sorunun çözümü için gerçek çıkış noktası bizzat dört asır boyunca Kürtleri Osmanlı Türk devleti bünyesi, politikaları ve ideolojileri içine entegre etmekte başarılı olan bu Osmanlı İslamcılığı iken...

Baskın görüş, Erdoğan'ın milliyetçi şiddeti körükleyen Kürt milliyetçi şiddete nokta koymakta başarılı olması durumunda bu Osmanlı eğiliminin sonraki süreçte daha netlik kazanacağı yönünde. Acaba PKK'nın ve lideri Öcalan'ın, peşi sıra gelen bu büyük gelişmelere yönelik tutumu ne olacak?

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim