1. YAZARLAR

  2. Gültekin Avcı

  3. Türkiye'yi derinden etkileyen istihbarat
Gültekin Avcı

Gültekin Avcı

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'yi derinden etkileyen istihbarat

A+A-

Gazetecilik ve askerlik gibi her faaliyetin sınırları olduğunu kabul ediyorsak, istihbarat faaliyetinin de hukuksal sınırları olduğunu göz ardı edemeyiz.

Hukuk devletinde kimse istihbarat faaliyetinin sınırsız olduğunu iddia edemez.

2937 Sayılı MİT Kanunu olduğuna göre, demek ki istihbarat faaliyetinin kanuni sınırları var.

Ayrıca MİT kanununda MİT mensuplarının cezai takibat usulünden bahsedildiğine göre, demek ki MİT mensupları da suç işleyebiliyor.

Mevcut soruşturmada istihbaratçılık imtiyazıyla KCK'ya her bayılışında hayat soluğu üfleyen istihbaratçıların izi sürülüyor.

Unutulmamalı ki, hiçbir terör eylemi istihbaratsız yapılamayacağı gibi, hiçbir terör örgütü de istihbarat desteği olmadan yaşayamaz.

İstihbarat faaliyeti temelde iki eksenlidir.

Espiyonaj (casusluk faaliyetleri) ve kontrespiyonaj (yabancı istihbarata karşı koyma faaliyetleri.)

Bunlar da legal ve illegal operasyonlar olarak ikiye ayrılır.

İllegal istihbarat operasyonları demek, hedef ülkelerin hukuk sistemlerine göre suç teşkil eden eylemlerdir ki, bunlar genellikle dış istihbarat operasyonlarıdır.

Bu operasyonların amacı da devlet ile milletin huzur ve güvenliğini sağlamak içindir.

Ülke ve millet aleyhine legal ve illegal istihbarat yapmak mümkün değildir.

Zira bu halde mevcut istihbarat servisine vatana ihanet etme görev ve yetkisi tanınmış olur ki, dünyanın hiçbir ülkesinde buna geçit verilmez.

İllegal operasyonlar cümlesindeki sabotaj faaliyeti de, ülke ve millet aleyhine kullanılamaz.

Servis terör örgütüne sabotaj yapabilir, tuzak kurabilir ama terör örgütünün eylem ve sabotajlarına yol veremez.

İllegal istihbarat görev ve yetkisi, başka ülkelerin ve terör örgütlerinin aleyhine olabilir ama servisin bağlı olduğu ülkenin aleyhine olamaz.

Soruşturma olgularına bakıldığında;

KCK'nın tasarladığı eylemleri bildiği halde bu istihbaratı güvenlik birimlerine ulaştırmamak ve şehit sayısının artmasına sebebiyet vermek...

Öcalan'ın barış vizyonu değil de eylem vizyonu içeren mesajlarını terör örgütüne iletmek...

Sızma ajanlarının terör örgütünü eyleme yönlendirmesi gibi iddialar...

Daha özele inildiğinde;

1- Diyarbakır'da sırtında bomba yüklü olarak emniyete girmeye çalışırken yakalanan PKK'lının MİT elemanı çıkması.

2- İstanbul'da belediye otobüsüne molotofkokteyli atıp yakalanan KCK üyesinin MİT elemanı çıkması. Molotoflama eylemlerinden birinde Serap Eser isimli genç bir kız hayatını kaybetmişti.

3- Van'da PKK kırsalı için eleman toplayıp dağa gönderen ve 20 kişinin örgüte katılmasını sağlayan KCK'lının MİT elemanı çıkması.

4- İstanbul'da Emniyet Amiri Semih Balaban'ın şehit düştüğü Devrimci Karargâh operasyonunda ölü ele geçirilen Orhan Yılmazkaya'nın Kandil'e geçişini sağlayan kişinin MİT'le bağlantısı.

5- Mersin'de onlarca eylemin tertipleyicisi olan ve pek çok terör eylemine karışan KCK sorumlusunun MİT elemanı çıkması.

7- MİT'in Öcalan-Kandil arası haber taşıması sonrasında yapılan eylemlerde şehit olan onlarca asker ve polisimiz...

Bu tablo, normal bir istihbarat ve sızma faaliyetini değil MİT'teki bazı unsurların terör örgütünü bizzat yönettiğini gösterir.

Hiçbir hukuk devletinin Serap Eser'in ailesine gidip "kızınızı devlet görevlisi yaktı ve öldürdü ama görev icabıydı" deme lüksü yoktur.

Bu mudur devlet ve millet menfaatine örgüte sızma operasyonu?

MİT Kanunu'nun 4. maddesinde sayılan görev ve yetkiler cümlesinden değildir.

Ne ABD'nin CIA mevzuatı ne İngiliz MI6 kuralları buna izin verir.

Bu faaliyetlerin hepsi Terörle Mücadele Kanunu ve örgütsel suç çerçevesinde değerlendirilir.

KCK soruşturmasında MİT ajanlarının örgütün içine sızması gibi bir durumdan değil, ajanların örgütü yönetmesi durumu söz konusudur. Zira saha ajanı, haber almak için örgüte sızsa da hiçbir şekilde ülkesine karşı suç işleyemez.

Savcıların KCK'nın MİT'in bilgisi dahilinde kurulup yönetildiği iddiası karşısında, MİT'in başından beri KCK operasyonlarına karşı çıkması unutulmaması gereken bir noktadır.

Madem o kadar başarılıydılar ve terör örgütüne sızdılar da neden bugüne kadar örgütün eylemleri engellenmedi ve azalacağı yerde sürekli tırmandı?

Bu sızma ajanları ne yapıyor? Devlet ve millet lehine bilgi toplayıp terör eylemliliğini azaltmaya mı çalışıyor yoksa savcıların dediği gibi bizzat terör eylemlerini sevk ve idare mi ediyor?

Bugüne kadar MİT'in PKK/KCK içindeki elemanlarının verdiği bilgiye dayanarak engellenmiş tek bir eylem yoktur.

Yöntemler ve sınırları

Espiyonaj faaliyetinde haber toplama ve operasyonel strateji yürütülürken örgüt ve şahıs hedeflere yönelik olarak;

1-Hulul (sızma),

2-Kontrol (hedef kişi ve kurumun statüsünü belirleyebilmek için araştırma ve inceleme gibi gizli takip metotlarının uygulanması)

3-Teknik ve fiziki gözetleme ve izleme,

4-Takip edilen amaca uygun yönlendirme, faaliyetleri yürütülür. Takip edilen amaç, devlet ve millet aleyhine olamaz.

Orta vadede örgütün tamamen tasfiyesi söz konusu olsa bile, kısa vadede ölmesine göz yumulan güvenlik güçlerinin üzerinden geçilemez.

Örgütü arzulanan siyasal yörüngeye çekmek için, ona daha fazla mevzi kazandıracak ve ateş gücünü artıracak faaliyetler yürütülemez.

İstihbarat ve ceza hukuku buna geçit vermez.

İstihbarat servisleri, örgütsel faaliyetleri yönlendirebilir.

Fakat bu yönlendirmenin şiddeti tırmandırma, eylemleri teşvik etme ve örgütü güçlendirme, büyütme

istikametinde değil örgütün etkisizleştirilmesi, bölünmesi, zayıflatılmasını doğuracak çerçevede gerçekleşmesi gerekir.

Bir istihbarat elemanının, sızdığı terör örgütünde eylemleri tırmandırması, şehirlerde şiddet eylemleri yapması istikametinde efor ve yönlendirmesi varsa, burada devlete ve istihbarat kurumuna değil örgüte hizmet edilmektedir, teröristlik yapılmaktadır denir.

Yukarıda saydığımız istihbarat fonksiyonları icra edilirken, terör örgütüyle müzakere ve bilgileri hedeften sızdırma, provokasyon, istismar ve sorgulama gibi yöntemler kullanılır.

Oslo görüşmeleri, istihbarat servisinin müzakere fonksiyonu içindedir. Legal sahadadır.

Göz ardı edilen husus, KCK savcılarının Oslo görüşmelerini soruşturmadığı konusudur.

Ajan provokasyonu mümkün mü?

Provokasyon, terör örgütünü ve taktiklerini ele vermek veya açığa çıkarmak gayesi taşır.

Mahir Kaynak'ın 9 Mart cuntasının içine sızdırılmasını ve deşifre edilen bu cuntanın tasfiyesini hatırlayın.

Provokasyon yolu, PKK/KCK gibi varlığı 30 yıldır bilinen bir terör örgütü için kullanılırsa, Amerika'yı yeniden
keşfetmeye çalışıyorsunuz demektir ki, hiçbir hukuk sistemi bunu korumaz.

Ayrıca provokasyon yoluna başvurulduğunda bu taktik derhal güvenlik birimleriyle paylaşılır ki, devlet eyleme hazırlıksız yakalanmasın.

Hem provoke eder hem de güvenlik birimlerine haber vermeyip devletin karşı hamle yapmasını önlerseniz kimin ajanı olduğunuz sorgulanır. Vahim bir suç vardır ortada.

İstihbarat servislerinin yöntemlerinden birisi olan provokasyon yoluna, demokratik hukuk sistemlerinin cevaz vermediğini de belirtelim.

Sızma (hulul) ajanı ne yapar, ne yapamaz?

İstihbarat servisi karşısında terör örgütleri yelpazesinde 3 kimlik vardır.

Drijanlar, terör örgütü yöneticileri, aktivitesi yüksek ve belirleyici örgüt mensuplarıdır.

Militan, Drijanlar'ın talimatlarını ifa eden örgüt mensuplarıdır.

Sempatizan ise, terörün örgütsel yapısına ve eylemlerine dahil olmamakla birlikte örgüte duygusal yakınlık besleyenlerdir.

İstihbarat servisleri her zaman her 3 kimliği de takip etmişlerdir. Hâlâ da etmektedirler. Bunun tartışması ayrı bir konudur.

Servisin terör örgütü içine sızdırdığı eleman, örgüt içinde Drijan ve militan konumundaysa bakılır:

Ajan, her iki statüde de terör örgütünün ülkesi aleyhine saha eylemlerine katılamaz.

Eylemsel terör açısından pasif ve statik bir konumu aşamaz.

Ama terör örgütünün toplantılarına ve eylem stratejisi müzakerelerine katılabilir.

Sızma ajanlarının görev ve fonksiyonu, terör örgütünü sevk ve idare etmek ya da eylemsel yapısına destekte bulunmak değil, örgüt ve faaliyetleri hakkında devleti bilgilendirmek, suçu önleme ve suç unsurlarını/aletlerini
güvenlik güçlerine haber vererek yakalatmaktır.

MİT, kanunun kendine verdiği görev ve yetki gereği, KCK'nın ve diğer terör örgütlerinin içine ajan sızdırabilir.

Hatta bunun için her türlü yolu da denemelidir.

Sızma (hulul) tam bir görev ve istihbarat başarısıdır. Ve kanuna uygundur.

Ama terör örgütü içine dâhil olan bu sızma ajanının, kendi ülkesi güvenlik birimlerinin öldürülmesine payanda olması, örgütü ülkesi aleyhinde yönlendirmesi, örgüt adına yeni terör stratejileri oluşturması ya da buna
aracılık etmesi istihbarat görev cümlesinden değildir.

Terör örgütleri içerisinde faaliyet gösteren istihbarat elemanlarının direkt olarak; eylem yapmaları, eylem talimatı vermeleri, eylem için silah, mühimmat sağlamaları istihbarat faaliyeti değil terör faaliyetidir.

Görev ve yetki aşılmış olur, savcılara görev doğar.

Sonuç:

Terör örgütüne devleti sıkıntıya sokacak birtakım sözler verilmesi, demokratik özerkliğin ilanı gibi konulara olumlu yaklaşılması, örgüt yöneticileriyle lideri arasında kuryelik yapılması, silahlı kadroların göndermiş olduğu imzalı mektupların bir kurye gibi taşınması istihbarat yöneticilerini istihbarat sahasından terör suçu sahasına sokar.
MİT'in, şehit olan güvenlik görevlileri ve hayatını kaybeden vatandaşları deşifrasyon kadar önemsememesi ve "bunlar için süreci bozmayalım operasyon yapmayalım" yaklaşımı, hükümete inandırıcı gelse de, güvenlik güçlerine, savcılara ve hukuka inandırıcı gelmez.

Zira hukuk için de istihbarat için de bu tablonun yorumu istihbarat değil terördür.

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT