Türkiye’nin Suriye politikası

29.11.2011 00:47

Osman Atalay

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da Arap halklarının isyanı birçok lideri tahtından ederken, isyan rüzgârları sonunda kapımıza dayandı. Suriye’de Mart ayında başlayan gösterilere karşılık Beşşar Esad gereken önlemleri alacağını söyledi.

Suriye halkı da sadece “Beşşar reform Beşşar” sloganları ile Baas yönetimine zaman ve şans tanıdı. Türkiye’nin bu arada Suriye’ye Arap isyanları sürecinde reform telkinleri, siyasi ve sosyal destek önerileri asla karşılık görmedi. Esad halk reform istedikçe silaha sarılarak on binlerce insanı tutukladı ve binlerce insan hayatını kaybetti. Ölümler ve tutuklamalar devam ederken Suriye halkı Beşşar’a olan tüm güvenini kaybetti. Suriye’den gelen görüntüler bizlere Bosna, Kosova, Çeçenistan ve Irak işgallerinde yaşanan acı olayları hatırlatıyor.

Baas yönetimi ülkede yaşanan katliamları adeta görmezden gelmeye devam ederken bir yandan da insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Geçmişte Ruanda, Halepçe ve Srebrenitsa katliamlarında yaşanan insanlık suçu benzeri etnik, mezhebi ve inanç temelli bir savaş yürüterek iktidarını korumaya çalışıyor. Bu arada kapılarını asla ne Arap Müslümanlara, ne batılı insan hakları örgütlerine açmaya yanaşıyor.

Arap dünyasındaki sosyolojik değişimi, genç nesil ve ülke yönetimine talip olan orta yaş jenerasyonun 8 ay içinde 30-40 yıllık dört diktatörü koltuklarından savurmasını maalesef ülkemizde henüz tam manası ile doğru dürüst tartışma fırsatını yakalayamadık. İslamcı camiamızın akademisyen, yazar ve sivil toplum kuruluşları Arap isyanları devrimlerinin yaşandığı ülkelerle hâlâ gerçekçi bir iletişim kuramadı. Bu köklü değişim ve isyan dalgasının temelleri, asli nedenleri ve dinamiklerini konuşma, görme ve tanıma fırsatını bir türlü yakalayamadık. Bir durgunluk, bir miskinlik halidir gidiyor.

Arap isyanları ve Suriye’de yaşanan bu isyanların doğru okunması için bu toprakların insanları ile doğrudan sıcak ilişki içinde olmamız gerekmez miydi? Bugün AK Parti hükümetinin şahsında Suriye politikamız hakkında eleştirel, çekimser bir kafa karışıklığı içerisindeyiz. Bunun en temel sebebi hâlâ Arap Baharı’na soğuk savaş yıllarının bilinçaltı psikolojisi ile bakıyor olmamızdır. Arap halklarının bu devrimleri nasıl yaptığının sırrını merak ediyoruz. Tüm bu isyan hareketlerinin ardında ABD, İngiliz ve İsrail parmağı arama hastalığımız hâlâ devam ediyor. 80 yıldır laik, elitist Kemalistlerin Araplara bakış mantığı ile bakmaya devam ediyoruz. Son 7 yıldır Arap dünyasındaki kültürel, ekonomik, siyasal ve sosyal değişimin algı ve seyrinden uzak olan Türkiyeli Müslümanların, bugün Suriye halkının uğradığı katliamlar karşısında siyasi reel politik bir yaklaşım içerisinde olmaları çok garip.

Bölgedeki sosyolojik değişimin farkında olamamak ve her olayın arkasında hâlâ ABD ve batı parmağı aramak gibi çok sığ bir yaklaşım içerisinde olmamız; Bosna, Kosova, Çeçenistan ve Irak’ta yaşanan olaylar karşısındaki gösterdiğimiz tavırları bugün sergilememizin çelişkilerini hangi inanç ve duygu ile açıklayabiliriz. Gazze’de, Filistin’de yaşanan katliam ile bugün Suriye’de yaşanan katliam birbiri ile tıpatıp örtüşmektedir. Bugün Türkiye’nin Suriye’de halkın yanında durması çok doğru bir karardır. Hem ahlaki, hem vicdani, hem de adaletli bir karardır. Bugün Suriye’de yüzde 80 Sünni Müslüman olan halk 40 yıldır diktatör bir yönetim altında inim inim inlemiştir. Bugün Rusya ve Çin, Suriye rejimine desteğini açıklayan iki ülke; Bosna’da, Kosova’da, Çeçenistan’da ve Doğu Türkistan’da Müslümanlar katledilirken de Müslüman halkları katleden hükümetlerin yanındalardı ve bugün de hâlâ yanındalar.

Türkiye hükümeti bugün Suriye’de doğru bir yerde. Vicdan, adalet, inanç denkleminde ve merkezinde dururken, bazı çevrelerin olaya soğuk savaş yıllarının mantığı içerisinde bakmaları bir hayli üzücüdür.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim