1. YAZARLAR

  2. Fehmi Koru

  3. Türkiye'nin seçimi
Fehmi Koru

Fehmi Koru

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'nin seçimi

A+A-

Abdullah Gül'ün '11. Cumhurbaşkanı' unvanını alarak Çankaya Köşkü'ne çıktığı güne ait en çarpıcı üç olay herhalde uzun yıllar belleklerde yerini koruyacak, tarih tarafından da her fırsatta hatırlanacak: Seçim yapılırken Meclis'te CHP grubunun yokluğu... Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yemin törenine gelmeyişi... Ahmet Necdet Sezer'in tercihi olan Çankaya'daki basına ve davetlilere kapalı devir-teslim töreni...

Bu olayların üçü de, genel olarak devlet geleneklerine, özel olarak da Türkiye Cumhuriyeti'nin bugüne kadarki uygulamalarına ters düşüyor: Cumhurbaşkanı seçiminden uzak duran bir anamuhalefet partisi hiç olmamıştı... Askerler 'başkomutan' gözüyle de bakılan Cumhurbaşkanlarının yemin törenine hep katılmışlardı... Bugüne kadar yapılan her devir teslim töreni davetlilere ve basına açık yapılmıştı...

Kraliyet idarelerinde tahta oturma ve taç giyme töreni neyse, Cumhuriyet yönetimlerinin cumhurbaşkanı 'devir-teslim' törenleri de odur. Törenler mümkün olduğunca geniş bir katılımla yapılır; katılanlar yeni yöneticiye döneminin hayırlı olması dileğinde bulunurlar.

Ahmet Necdet Sezer'in 'davetlilere ve basına kapalı' düzenlediği devir-teslim töreni, bir anlamda, 'Cumhuriyet' kavramına ters bir uygulamadır.

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yeni seçilen Cumhurbaşkanı yemin ederken Meclis'te bulunmamasının gerekçesi ne olabilir? 'Başörtülü eş' veya sakallı aile yakınları? Hayrunnisa Gül eşi yemin ederken Meclis'te yoktu; anne-baba ise Kayseri'de yapılan kutlamaya katılmayı yeğlemişti. Başka gerekçe? Gül'ün 'lâiklik' konusunda verdiği mesajlar? Oysa yeni Cumhurbaşkanı, teşekkür konuşmasının en geniş bölümünü, lâikliğe bağlılık vurgusuna ayırmıştı.

Komutanların böyle bir gün ve anlamlı olayda Meclis'e gelmemesinin “Haftanın 'zafer haftası' olması yüzünden aşırı meşguliyet” gibi geçerli bir gerekçesi bulunmalı. Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin 'başkomutan' unvanını da taşıyan Cumhurbaşkanına veya demokratik sistemin kalbi olan Meclis'in iradesine karşı 'protesto' gösterisi yapması düşünülemez çünkü. Aksi halde, Türk Devleti'nin birlik ve beraberlik fotoğrafını çekmek üzere yemin törenine gelmiş Ankara'daki yabancı diplomatlar önünde sergilenen böyle bir tavır, ciddi bir 'eylem' olarak algılanırdı.

CHP, hep bildiğimiz CHP; 22 Temmuz seçiminden ağır bir yenilgiyle çıkmasının sebebi yöneticilerinin 'zamanın ruhu' kavramından habersiz oluşudur. Gelişen dünyayı, değişen Türkiye'yi en az anlayan kadro CHP'de bulunuyor. 'Sosyal demokrat' iddialı bir partinin MHP ve DTP'deki vizyondan mahrumiyeti elbette hazin; ancak daha hazini “Cumhuriyet'i kuran parti” olmakla övünen CHP'nin Cumhuriyet ile Cumhurbaşkanı arasındaki birebir bağı görmezden gelmesidir. Nasıl 'Cumhuriyet'i kuran parti'dir ki, CHP, anayasa tarafından Meclis'in iradesine bırakılmış cumhurbaşkanı seçiminde Meclis'ten uzak durmaktadır?

Seçimden yenilgiyle çıkan bir partinin seçim sonrası yapılan kamuoyu yoklamalarında varolan oyunu da kaybediyor olmasının, 'anamuhalefet partisi' olma imtiyazını kamuoyu gözünde MHP'ye kaptırmasının sebebi ortada. CHP'ye oy vermiş kitlelerin tamamına yakınının “CHP yönetimi değişmeli” talebini dillendirmesi de o sebeple ilintili.

Oylamada bulunmayan CHP... Yemin törenine katılmayan komuta kademesi... Anlamlı olması gereken 'devir-teslim töreni'ni gözlerden kaçıran Ahmet Necdet Sezer... Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçildiği günün göze en fazla batan üç olayı bunlardı. Tabii, Edirne'den Kars'a, Kayseri'den İzmir'e bütün yurdu etkisi altına alan coşkulu kutlama sağanağını dışarıda bırakırsak...

Türkiye 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den mutlu ve umutlu görünüyor; bununla yetinebiliriz.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT