1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Türkiye'nin seçimi
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'nin seçimi

A+A-

Her şeyi yeniden düşündüğümüz bir zaman.

Bir uyanış. Sivilleşmenin, şeffaflaşmanın baharı. Seçim yaklaşıyor. Ortadoğu'da uyanan toplumsal bilince model olarak önerilen Türkiye demokrasisi deri değiştiriyor. Yavaş da olsa safralarından kurtulmaya çalışıyor.

Kolay mı peki? Elbette değil. Kolay olmadığı için belki de, Türkiye'nin son seçimi bu. Eşik karakteri baskın olan bir seçim. Bir tarafta tabandan gelen yoğun sivilleşme talebi, diğer yanda siyasetin bugüne taşımayı başardığı demode ilişkiler; Güneydoğu'da aşiret ilişkileri, CHP'de Ergenekon bağlantılı isimlerin aday gösterilmesi ihtimali. BDP'de rotasyonla gelen adaylar. Ve bütün bunların üzerinde bir türlü değişmeyen seçim barajı ve Siyasi Partiler Yasası. Ülkesine güvenmeyen, insanına güvenmeyen bir devlet mantığı. Bütün yetkilerin Ankara'da toplandığı, taşraya, periferiye güvenmemeyi esas alan bir yönetim kurgusu. Kendi toplumuna bu kadar güvenmeyen bir ülkede yeniliği hayal etmek bir fantezi evet ama imkânsız değil.

İmkâna işaret eden en somut gösterge yeni anayasa tartışmaları. Seçim öncesi hemen her kesimde 'yeni anayasa' telaffuz ediliyor. Türkiye'de belki de ilk defa, tabandan gelen sivilleşme talebi mevcut siyaseti zorluyor. Siyasette yeniyi temsil edenlerin bile işlerine gelince sığındıkları statükocu söylem artık kabul görmüyor.

Özetle, topluma zorla giydirilen gömleğin dikişlerinin attığının fark edildiği bir zaman bu. Bugün artık ölçülerini ve kumaşını bildiği bir gömleğin tartışmasını yapıyor Türkiye. Yani terzinin kim olacağını tartışıyor. Malzemesi, modeli hazır olan bir giysinin ustalığını kimin üstleneceğini sorguluyor. Malzemeden çalan, bahane üreten, gerçekliği olmayan kilo ve ölçülere toplumu ikna etmeye çalışan kurnaz terzilerin devri kapanıyor demek bu.

Kaliteden anlayan bir toplumun, birinci sınıf bir demokrasiyi, en doğru ölçülerle inşa edeceği bir yasama organına kalıyor iş. Önümüzdeki seçim bunun seçimi olacak.

TÜSİAD toplantısında Cem Boyner'in onur ve özgürlüğe yaptığı vurguyu bile doğru anlamaktan aciz olanların itirazına rağmen, yeni Türkiye'nin değişim isteyen sesi baskın geliyor.

Kabul edin etmeyin, TÜSİAD'ın anayasa tartışmaları ile ilgili olarak koyduğu demokratik standart, halihazırda Türkiye'deki tüm siyasi partileri zorlayacak nitelikte. Benzer çalışmaların seçim öncesi artması, anayasanın katılımcı bir anlayışla değerlendirilmesi için uygun değerlendirme ölçütleri oluşturacak. İktidar partisinden anamuhalefet partisine, yeni Meclis'e girmeyi hedefleyen tüm siyasi partiler, tam da bugünlerde oluşan kamuoyu beklentisinin altına düşmemeye özen göstermek zorunda kalacaklar. Özetle, konjonktürel ertelemelere prim vermeyen, yapılması gerekenin zamanında yapılması için ısrarcı olan düşüncelerin siyaseti dönüştürdüğü bir zaman bu.

Eskiden olsa, seçime endeksli söylem prim yapardı. Ama artık başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere toplumun hiçbir kesimi temel sorunlar konusunda söyleyeceğini ertelemiyor. Somut sorunların çözümünü hedef alan siyasetin iş yapacağı yeni bir dönem bu. Başta anayasa olmak üzere toplumsal mutabakatın koordinatları anlamlı biçimde sorgulanıp yeniden yapılandırılmak zorunda.

Üstelik bu eğilim sadece içeriden değil, dışarıdan da aynı gerçeği dayatıyor. Ortadoğu'daki değişim rüzgârı daha demokratik ve insan odaklı yönetimleri zorunlu kılarken, insana değer veren zihniyetin hakim olması kaçınılmaz. Sadece Türkiye'de yaşananlar değil, Ortadoğu'daki gelişmeler bile, Türkiye elitinin 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığının sonunun geldiğini gösteriyor. Yeni anayasa tartışmalarının herkes için anayasa mantığı ile devam etmesi gibi, Türkiye'de rejim kaygılarının herkes için devlet olarak dönüşmesi hayal kategorisinden çıkıyor hızla.

Önümüzdeki seçim bütün handikap ve alışkanlıklara rağmen Türkiye'yi yönetecek Meclis'i seçecek. Büyük sorunların cesaret ve açıklıkla tartışılacağı bir döneme giriyoruz.

 ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT