Türkiye'nin eşeğini türkü söyleyerek aramak

16.04.2012 00:13

Ali H. Aslan

Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Obama yönetiminin Suriye konusundaki tutumu, son dönemlerde bahar havasının yaşandığı Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.

Zira Washington, Esed rejimine karşı eylemler noktasında Ankara'nın beklentilerinin çok gerisinde hareket ediyor. Suriye ihtilafı, Türkiye ve ABD arasında da zor bir test olacağa benziyor. Ankara'nın Obama yönetimini Suriye'de harekete geçirme gayretlerini, PKK'nın Kuzey Irak'ta dizginlenmesi için Bush yönetimine ikinci döneminde uygulanan tam saha baskıya benzetiyorum. O zaman da Washington Ankara'ya uzun süre ayak diretmiş, adeta ipe un sermişti. Ama neticede 2007'de PKK'nın 'ortak düşman' ilan edildiği Erdoğan-Bush zirvesi gerçekleşmiş, Amerika 'anlık istihbarat' anlaşmasına imza atarak elini biraz taşın altına koymuştu. ABD'nin isteksiz tavrında, Türkiye'nin birinci tehdit gördüğü terör örgütünü kendi çıkarlarına büyük engel addetmemesi etkili olmuştu. (Bu tehdit derecelendirmesi hâlâ değişmiş değil)

'Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasına PKK'nın ardından gelen en büyük tehdit nedir?' diye sorulsa tereddütsüz 'Suriye'deki Esed rejimi' derim. Tevekkeli değil devletin zirvesi, Suriye ile yatıp Suriye ile kalkıyor. İstihbarat birimleri dahil tüm ulusal güvenlik kurumları arasında toplantı üstüne toplantı yapılıyor. Türkiye'nin bu işin altından tek başına kalkamayacağı, hele tek taraflı askerî maceralara kesinlikle girmemesi gerektiği hususunda bir fikir birliği oluşmuş durumda. Ankara'nın gözü uluslararası toplumda, herkesten çok da Washington'da. Ancak Obama yönetiminin nispeten pasif tavrı Türk makamlarını çileden çıkarıyor.

SEÇİMLER ÖNCESİ ABD'NİN TUTUMU

Türkiye ile ABD arasındaki Suriye uyumsuzluğunun hem stratejik hem taktik temelleri var. Gördüğüm kadarıyla ABD Suriye'de rejim değişikliğini Türkiye derecesinde 'olmazsa olmaz' görmüyor. En azından üzerinde Türkiye kadar zaman baskısı hissetmiyor. Esed'i sıkıştırıyor, ama güvenli bir alternatif olmadan rejimin alaşağı olmasına da sıcak bakmıyor. Suriye'de azınlık Nusayri rejiminin yerini alacak Sünni çoğunluk ABD'ye pek güven vermiyor. Mezhep gerilimlerinin artarak Lübnan'ı da içine alacak bir şiddet girdabı oluşmasından, neticesinde İsrail'in güvenliğinin tehlikeye girmesinden endişe ediliyor. Bütün bu sebeplerle, Türkiye'nin aksine, Amerikan tarafı Suriyeli muhaliflerin silahlandırılmasına oldukça mesafeli.

Yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde Başkan Obama'nın dış politikada fazla 'drama' istememesi Suriye politikasında şüphesiz bir faktör. Ancak bahsettiğim stratejik kaygılar bence en az iç siyasi güdüler kadar etkili. Dolayısıyla ABD, Suriye konusunda kasım seçimlerinden sonra dahi Türkiye'nin arzu ettiği kıvama gelmeyebilir. Yönetim Cumhuriyetçilerin eline geçse bile, durumun çok değişeceğini sanmam. Zira Cumhuriyetçiler Suriye'ye daha aktif müdahale yanlısı bir söylem kullanmakla birlikte, son tahlilde İsrail'in hassasiyetlerine en az Demokratlar kadar özen gösterirler. Hatta Sünni fobisi, Cumhuriyetçiler'de, özellikle neoconlarda daha yaygındır. Dolayısıyla Suriye'de net bir rejim değişikliği siyaseti güden Ankara ile mütereddit Washington'un senkronizasyon problemi devam edebilir.

Ya Türk tarafı Amerikalıların Suriye'deki frenleyici tutumunu Türkiye'nin de burnunu biraz sürtme ve hatta hareket alanını daraltma cümlesinden olarak görmeye başlarsa? İşte o zaman Ankara-Washington hattı daha da ısınabilir. Üstelik bölgedeki göstergeler, bu tür algıları körüklemeye pek müsait. ABD, Türkiye'nin aksi yönde tüm telkinlerine rağmen Irak'ı Sünnilerin hazzetmediği Başbakan Nuri Maliki'ye teslim etti. Hâlâ da arkasında duruyor. Sünni karşıtı Suriye rejimiyle yaşayabileceği yönünde sinyaller veriyor. Mezhepçi siyaset gütmemekle birlikte, Türk devletinin şuuraltında Osmanlı'dan mütevaris Sünni refleksler hâlâ önemli ölçüde mevcut. 'Türkiye'nin güneyine Irak ve Suriye'de mezhep duvarları çekilerek eski Osmanlı hinterlandıyla tekrar buluşmasının önüne mi geçilmek isteniyor?' soruları sorulabilir. Yaşananlar, Hilmi Özkök Paşa'nın tabiriyle 'Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetme' siyasetinin bir parçası olarak görülebilir.

NATO ÇAĞRISI DİKKAT ÇEKİCİ

Tam bu noktada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'nin sınır ihlalleri üzerine NATO'yu tepkiye davet etmiş olması dikkat çekici. Ben o çıkışta 'NATO sana söylüyorum, Amerika sen anla' havası sezdim. Eminim Obama yönetiminin bu işlere NATO'nun fazla karıştırılmasına soğuk baktığını gizlememesi Ankara'da not edilmiştir. Suriye'de yalnız bırakıldıkça Ankara önce NATO üzerinden dolaylı şekilde, daha sonra belki de doğrudan ABD'ye sitemkâr bir çizgiye yönelebilir. Türkiye'nin artan özgüveni ve Başbakan Erdoğan'ın özellikle insanî dram boyutu yüksek uluslararası krizlerdeki bilinen duygusallığı, Washington tarafından hesaba katılması gereken bir risk faktörü. Erdoğan çok yakın görüştüğü eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert'le Gazze operasyonları yüzünden, Esed'le de malum sebeplerle ipleri koparmaktan çekinmedi. Obama'yla işi o noktalara getirmese dahi, Suriye konusunun aralarındaki şahsi ilişkinin kimyasını biraz bozma ihtimali göz ardı edilemez. Sanırım ve umarım Obama yönetimi de İslam dünyasıyla angajman siyasetinin merkezine oturttuğu Türkiye'yle böyle bir iş kazası yaşanmasını istemez.

Bütün bunları, felaket tellallığı için yazmıyorum. Sadece, her iki tarafın büyük gayretleri sonucu mevcut seviyesine getirilen Türk-Amerikan ilişkilerinin Suriye nedeniyle tökezleme ihtimalinin dikkate alınması gereğine işaret ediyorum. Washington Ankara'ya 'el elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış' dedirtmemeli. Türkiye ise ABD'den beklentilerini biraz düşürmeli.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim