Türkiye’nin Devlet Dini ve Devlet Mabedi

15.09.2010 04:30
Türkiye’nin Devlet Dini ve Devlet Mabedi
İslâmda türbeler kesinlikle ibadet yeri değildir. Fakat putperest dinlerde mezarlar, mozoleler ibadet yeridir. Çünkü orada mabud, ilah, “tanrı” yatar! D. Mehmet Doğan’ın yorumu:

Türkiye'nin devlet dini ve devlet mabedi / D. Mehmet Doğan

Bir ramazan bayramını geride bıraktık. Ardından Anayasa ile ilgili halkoylaması gündemimizi işgal etti.

Ramazan bayramı dolayısıyla, Türkiye'nin din/laiklik ekseni üzerine bazı tesbitlerimizi okuyucularımızla paylaşmaya başlamıştık.

Ramazan bayramında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin en geniş katılımlı dini ve sosyal bir faaliyetinin dışında kaldı. Bayram sabahı milletin mabedlerinden her hangi birinde, yani camilerde görülmedi. Fakat, öyle bir yere gitti ki, sembolik olarak gittiği yerin "devlet mabedi" olduğunu söyleyebiliriz.

9 Eylül sabahı millet bayram namazı için bir olan Allah'a adanmış camileri doldururken, CHP'nin yeni genel başkanı partisinin kuruluş yıldönümünü vesile ederek Anıtkabir'in yolunu tuttu.

Anıtkabir, geleneksel olarak adlandırılmak gerekirse, bir "türbe"dir. Fakat türbe kelimesinin dinî-İslâmî çağrışımından kaçınmak için resmen, pagan dönemlere ait bir adlandırma ile "mozole" denilmesi tercih edilmektedir. "Mozole", Karya kıralı Mouseleus'un adından gelmektedir. Kısaca, bir dinî mekân adından kaçınılırken, başka bir dinî mekân adı seçilmiş olmaktadır.

İslâmda türbeler kesinlikle ibadet yeri değildir. Fakat putperest dinlerde mezarlar, mozoleler ibadet yeridir. Çünkü orada mabud, ilah, "tanrı" yatar!

Objektif bir bakış, Anıtkabir'in böyle bir maksatla kullanıldığını kolaylıkla fark eder. Orada icra edilen fiiller, dikkatle incelenirse, huşu gerektiren dinî ritüellerden farksızdır.

Devasa alanın dışından içine girişin tâbi olduğu kurallar olduğu gibi, bir mezarı çok aşan geniş bir mekân olarak tasarlanmış bulunan asıl alan (harim) içinde de birçok kaideler sözkonusudur. Mezarı temsil eden "katafalk"ın önünde çelenk konulmak için düzenlenmiş olan kısmın, eski putperest mabedlerin sunakları ile benzerliğini görmemek mümkün değildir.

"Mozole"de kurallara uygun olarak saygı duruşunda bulunan katılımcılar, eskiden harimin içinde bulunan kürsü üstünde olan, şimdi ise avluda bir mekanda muhafaza edilen deftere hissiyatlarını, bir tanrıya arz-ı hal mahiyetinde yazar. Bunu ifade ederken asla abartmıyoruz: Pozitivist bir bakışla, Anıtkabir'de icra edilen ritüellerin, hele de protokol defterine yazılanların izahı kesinlikle mümkün değildir.

Anıt mezarın adına inşa edildiği Atatürk'ün bu deftere yazılanlardan haberdar olması, hele hele gereğini yapması elbette mümkün değildir. Buna rağmen, bu deftere neden böyle ibareler yazılmaktadır?

Aslında Anıtkabir bir "devlet mabedi"dir ve buraya gelenler devlete bağlıklarını "dinî" bir atmosferde ifade etmektedir ve deftere yazılan ibareler de devlete yazılmaktadır. Buradaki metinler Atatürk'e sadakatten çok devlete, devletin ideolojisine/dinine sadakat ifadesinden başka bir şey değildir.

Türkiye Devleti'nin 1928'den beri görünüşte dini yoktur. Bu yokluğun şeklen olduğunu söyleyebiliriz. Çünki, 1928'e kadar "devlet dini" hükmünün bulunduğu Anayasa'nın 2. maddesi 1937 yılında "Türkiye devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır" şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü üzere, "din"in yerine "ideoloji" konulmuştur. Dine yüklenen fonksiyon, ideolojiye yüklenmek istenmiştir. İslâmın beş şartının yerine, devletin altı oku ikame edilmiştir!

"Altı ok"un alelade bir Anayasa hükmü olmadığı görüşmeler sırasında sarf edilen sözlerden kolaylıkla çıkarılabilir. Bakın Anayasa Komisyonu başkanı, sonradan başbakan olan Şemseddin Günaltay ne söylüyor: "Bugün Anayasaya koyduğumuz bu ilkeler aleyhine hiç kimse her hangi bir düşünce açıklayamayacaktır."

Yine daha sonra başbakan olan Recep Peker'in görüşmeler sırasında söylediği şu söz nasıl yorumlanabilir: "Bu esaslar Meclis tarafından kabul edilince artık, sosyal, kültürel ve siyasal alanda hiçbir kişi ya da topluluk aykırı bir davranışta bulunmayacaktır!"

Bu Anayasa hükmü bizzat koyanlar tarafından düpedüz nas, dogma olarak görülmektedir. Bu itibarla, mutlaka uyulması gerekmektedir, her hangi bir şekilde yorumlanması ve elbette değiştirilmesi mümkün değildir!

VAKİT

  • Yorumlar 6
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim