Türkiye'nin, bölgenin istikrarındaki olumlu rolü

10.09.2008 02:21

Muhammed Nureddin

Bundan birkaç yıl öncesine kadar hiç kimse geçen perşembe günü Suriye, Fransa, Katar ve Türkiye liderlerini Şam'da bir araya getiren buluşmanın yaşanacağını hayal dahi edemezdi.

Zirve haddizatında sürprizdi ve bu durum bölgenin 'tarihî' diyebileceğimiz kadar önemli dönüşümler yaşadığının en büyük kanıtı. Belki de bu kanıtların ilki her liderin bölgesel bir grubu temsil etmiş olması: Katar, Körfez İşbirliği Konseyi'nin dönem başkanı; Suriye, Arap Birliği'nin dönem başkanı; Fransa, Avrupa Birliği'nin dönem başkanı. Türkiye ise Kafkaslar'dan Ortadoğu'ya ve Ortadoğu'dan ABD'ye kendi bölgesel coğrafyasında iyi siyaset yapan bir ülke.

Zirvenin başlığının yeni muhafazakârlar döneminde ABD'nin ahmakça, yanlı ve kindar politikaları sayesinde bölgenin geldiği kötüleşme ve tıkanıklık halini yansıttığı açık. Zira gerek Filistin ve Irak'ta gerekse de İran'a karşı bütün adalet ve tarafsızlık umutları kayboldu. Halihazırdaki Amerikan yönetiminin gitmek üzere olması sebebiyle bölgede herhangi bir değişimin yaşanması mümkün değil. Hatta dahası ortada büyük bir patlamayı engelleme ihtiyacı var. Şam zirvesi kötüleşmeyi engelleme ve gerek Cumhuriyetçilerden gerekse de Demokratlardan yeni Amerikan yönetimi iktidarı alana kadar Amerikan boşluğunu doldurma araçlarından biridir. Katar, çekişmelerin çözümündeki rolü sebebiyle bölgedeki istikrar unsurlarından biri oldu. Suriye, bölge sorunlarının çoğunluğunda odak konumunda ve onsuz birçok süreç ve çekişmede ilerleme kaydetmek mümkün değil. Türkiye ise herkese mesafeli bir taraf olarak büyüyen konumunu sürdürüyor ve bölgede herkesle iyi ilişkiler kurmak ve barış istiyor. Görünen o ki Türkiye'nin zirveye katılımı zarurilikten de öte. Zira Sarkozy, Suriye ile İsrail arasındaki direkt görüşmeleri gözetmek istiyor ve iki ülke arasında dolaylı müzakereleri gözeten Türkiye ile eşgüdüm kaçınılmaz.

Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'sine yönelik Suriye güveni tam ve Suriye devlet başkanı bu güveni, zirvenin diğer liderleriyle beraber yaptığı basın toplantısında açıkça ifade etti. Türkiye'nin zirveye katılımı geçen çarşamba günü Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle işbirliği protokolü imzalaması sonrası daha da zorunlu oldu. Şam zirvesine katılarak Türkiye, Arap eksenleri arasında politikalarını dengeliyordu. Türkiye herkesle iyi ilişkileri muhafaza eden bölgedeki tek ülkedir. Bu özellik kendisini Suriye ile İsrail ve Kafkaslar'daki çekişmenin tarafları arasında arabuluculuk rolü oynamasına ehil kılmaktadır.

Türkiye'nin katılması Fransa cumhurbaşkanına ilave bir kredi oldu. Türkiye daha önce de bizzat Erdoğan kanalıyla Sarkozy'nin çokça bel bağladığı Paris'te geçen temmuz ayında yapılan Akdeniz Birliği zirvesine katılmıştı. Böylelikle Ankara, Fransızlar nezdinde Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde ilerleme kaydetmesini kolaylaştıracak ilave bir prestij kazandı. Fakat dörtlü zirvenin kurumsal yapıya dönüşmesi uzak ihtimal. Ankara'nın yeni politikası tarafsızlık ve eksen siyasetinden uzaklaşma üzerinde yoğunlaşırken böyle bir kurumsallaşmanın kendisini eksen siyaseti içine koyacağı mantığıyla buna ilk karşı çıkan Türkiye olacaktır. Daha kapsamlı olması için terkibinin değiştirilmesi -ki bu Türk talebidir- durumu hariç dörtlü zirve bir daha yapılmayabilir. Zirve 'istikrar için diyalog' başlığı altında yapıldı. Bu başlık Ankara'nın 'Kafkaslar'da istikrar ve işbirliği platformu' kurma önerisini hatırlatıyor. Bazı sorunların kökünden çözülmesi zor olabilir; ancak sorunların patlak vermesini engelleyen bir bilinç içine hasredilmesi, köklü çözüm arayışları beklerken önemli bir kazanım olacaktır. Türkiye gerginliği hafifletmek için Balkanlar'da yaptığı gibi şimdi de Kafkaslar'da harekete geçiyor, Şam zirvesinde Suriye ile İsrail arasındaki Ortadoğu hareketlenmesine destek oluyor. Türkiye, Ermenistan gibi tarihî düşmanını Kafkaslar'da ve bir bütün olarak bölgedeki istikrar çabalarına katmak için girişimde bulunmakta dahi tereddüt etmedi. Türkiye'nin faydası ve çıkarları buradadır. Türkiye'nin sosyal bileşenlerinin ve siyasi sorunlarının yapısı, kırılgan ve her an sarsılmaya maruz kalabilen bütün bölge ülkelerinin bileşeninin yapısından farklı değildir. Taşıdığı açılımcı ve uzun vadeli vizyonla AKP'nin iktidardaki varlığını sürdürmesi, en azından bu açıdan kaçınılmazdır.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim