Türkiye'deki laikler seçim sonucunu hâlâ kabullenemedi

31.03.2008 04:09

Mahmud Er Reymavi

Türkiye'de aşırılıkçı laiklerle, meclis çoğunluğunu ellerinde bulunduran ve cumhurbaşkanlığıyla başbakanlığı işgal eden AKP arasındaki çekişme durmayacak. Partinin kapatılması ve bazı üyelerine siyaset yasağı getirilmesi talebiyle açılan dava, Erdoğan'ın başbakanlıktan, Gül'ün de cumhurbaşkanlığından uzaklaştırılması anlamına geliyor. İslamcı köklere sahip Refah ve Fazilet de partileri kapatılmıştı. Ancak bu iki parti AKP kadar geniş halk desteğiden beslenmiyordu. Bu durum 22 Temmuz'daki erken seçimde de görüldü; AKP birinci çıkarak konumunu derinleştirdi. 22 Temmuz seçimleri, partinin cumhurbaşkanı adayının şansını azaltmak için düzenlenmişti. Fakat AKP iki muhalefet partisi CHP ve MHP'nin yaklaşık iki katı oy aldı.

Böyle bir halk desteğine sahip olan AKP'nin kapatılması çağrısının, darbeci eğilimi ortaya çıkarmak dışında bir açıklaması yok. Dava talebi sonrasında, önde gelen parti üyeleri halkı bilinçli olarak 'doldurmaya' çalıştı. Fakat halkı doldurmak şu an yararsız olabilir. Halkın tercihi, seçim, yani anayasal yollarla görülür. AKP liderleri de bunun farkına vardı ve parti kapatmayı yasaklayan bir yasa için çalışmaya başladılar. Anayasal araçlarla savunma yapmak, sokaktan başlatılacak saldırılardan daha iyidir.

Türkiye'de yargı büyük bir ağırlığa sahip ve nispeten bağımsızdır. Anayasa Mahkemesi'ne laikliğin kalesi olarak bakılır. Konu sadece bu çerçevede kalsaydı, sistemin laik olduğu yaklaşımı anlayışla karşılanabilirdi. Fakat konu, ordunun bu mahkemenin üyelerinin belirlenmesi üzerindeki nüfuzuna da uzanıyor. Ordu nüfuzu ticari ve endüstriyel kurumlara, hatta medyaya kadar uzanıyor.

AKP'ye açılan davada, cumhurbaşkanının sadece temel yetkilerinin gasp edilmesi değil, görevinden uzaklaştırılması da isteniyor.

Başbakan dahil bazı üyelerine beş yıl siyaset yasağı talep ediliyor. Buna göre, AKP dört yıl sonraki seçime katılmayacak. Başsavcının dayandığı düşünce, partinin laik rejimi değiştirmeye ve İslam devleti kurmaya çalışması. Oysa bu suçlama dava konusu değil, bir inceleme platformunun başlığı olabilir. Zira Gül cumhurbaşkanı olur olmaz laik sisteme bağlılığını açıklamıştı. Yeryüzünde hiçbir İslamcı grup daha önce böyle bir ifade kullanmadı.

Aşırılıkçı laik kurumun gerçek sorunu, toplumun kendisini, kanaatlerine en yakın yaşam tarzına vermeye başlaması. Bu yaşam tarzı tek tip değil, çeşitli ve çoğu İslam toplumuna benzemeyen kültürel çoğulculuğu yansıtıyor. Fransız laikliğini örnek almış dar görüşlü laik kurumu endişelendiren, bu eğilimin yayılmasının sürmesi, insanların yaşam tarzlarını seçme özgürlüğüne sahip olması. Kapatma davası, çekişmenin sürdüğünün kanıtı. Güçlü etkin taraf, seçim sonuçlarını ve bu seçimlerin kendi yetkilerine yaptığı etkiyi kabul etmedi.

Demokratik bir toplumda siyasi hareketliliği yansıtan çekişmeler doğaldır. Fakat Türkiye'de durum, siyasi rekabeti veya hükümetle sendikaların çekişmesini aşıp, sivil olmayan bir kurumun, siyasi ve anayasal hayata durumu alt üst etme tehlikesi içeren gizli darbe biçiminde müdahale etmesine kadar gidiyor. Şöyle ki, demokrasiden vazgeçilecek ve bir emrivaki dayatılacak. Ankara'nın AB üyeliği çabası demokrasinin kökleşmesini ve darbe sayfasının kapatılmasını gerektiriyor. Fakat İslamofobi'nin Batı'da yayılmasının ve sağcı kanadın yükselmesinin etkisi ne olacak? Türk ordusunun, AKP'nin sahip olduğu iddia edilen köktenci temele karşı korku yaratmak için bu eğilimleri kullanmasından endişelenilmiyor mu? (Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Haliç, 24 Mart 2008)

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim