1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Karaca

  3. Türkiye'de sağ ideolojinin açmazları
Hüseyin Karaca

Hüseyin Karaca

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'de sağ ideolojinin açmazları

A+A-

Nasıl sol, Kemalizm'den sıyrılamadıkça bu topraklarda gerçek bir sol ideolojiden bahsedilemeyecekse; dindar kesim de sağcılıktan sıyrılamadıkça Türkiye'de taşların yerine oturması mümkün değildir

Ülkemizdeki konumu, durumu ve din karşıtı algılanması itibariyle sol zaten denklem dışı ama sağcılık, İslami hassasiyetleri olan, müslüman birey için işlevsel bir toplumsal ve siyasal alan/zemin midir? Hem evet, hem hayır... Devlet ve siyaset tarafından şekillendirilmiş, sınırları belirlenmiş bir müslümanlık için evet; İslami ve dolayısıyla Kur'anî anlamda bir müslümanlık için hayır!

Bunu nereden çıkarıyoruz? Önce "sağ" nedir, "Devlet ve siyaset tarafından şekillendirilmiş, sınırları belirlenmiş bir Müslümanlık nasıl bir şeydir?" bunlara bakmak gerekiyor. Böyle bir yazıda çok detaylarına gir(e)memekle birlikte sağ siyasetin ana ilkelerine baktığımızda milliyetçilik, resmi tarihle büyük ölçüde örtüşen bir tarih anlayışı, düşük doz da olsa Kemalizm ve en önemlisi dini söylem ve dine bakış unsurlarını sayabiliriz. İşte sağ partilerin amcalarımızın yıllar yılı oyunu almasının müsebbibi özellikle bu son unsur. Ama sorun şu ki sağ ideolojinin dine bakışı da tarih anlayışı gibi resmi bakışa paralel ve devletin sınırlarını belirlediği bir din olgusu...

Sağın dine bakışıyla resmi din algısının örtüşüyor olması zaten teorik anlamda bilinen bir vakıa ve ben bu durumdan -sağ adına- hayıflanıyor falan değilim çok şükür ama Müslümanların ve Müslümanlığın sağda algılanıyor olmasını, sağ ideolojinin Müslümanlar için doğal bir siyasal zemin sayılmasını da memleketin en temel sorunlarından biri olarak görüyorum. Bu algı ve anlayış, ülkenin şu kadar yıllık demokrasi mücadelesinde, siyasi tarihinde Müslüman amca ve teyzelerimizin oyları marifetiyle resmi ideolojinin iyiden iyiye kök salmasından, üstelik 'dindar'lığın sınırlarının belirlenmesinden ve en hazini de (zaten devrimlerle şekillenmeye başlamış olan) bu sınırların Müslüman vatandaş tarafından içselleştirilerek bir öz-kırılmaya yol açmasından başka ne verdi bu insanlara?

Sağ siyasetin, Müslümanlığı milliyetçilikle harmanlayarak ve devletin resmi din algısı olduğu söylenen Sünni-Müslümanlığı, bazı kültürel kodlar marifetiyle vatandaşa pek güzel empoze ederek gerçekleştirdiği dönüşüm, egemen erk tarafından zaten murad edilen toplumsal kıvamın bazı yönlerden üstelik 'sağcılar' (ve dolayısıyla onlara oy veren müslümanlar) eliyle sağlanmasıdır. Bu dönüşüm neticesinde ortaya çıkan Müslüman vatandaş prototipi şöyledir: Oğlunu askere davul zurna eşliğinde gönderen fakat yemin törenine annesini almayan otoriteyi tevekkülle karşılayan, cenazesi geldiğinde bile "Allah devletimize zeval vermesin, vatan sağolsun" diyen, bir yandan oğlunu İmam Hatip'e gönderirken, ola ki oğlu askeri okula girmek istediğinde bunun mümkün olamayacağını öğrendiğinde sorgulamayan... Listeyi uzatmak mümkün...

Oysa sofraya besmelesiz oturmayan, namazını aksatmayan, yani İslam'ı öncelediği görüntüsü ve yaşantısıyla her halinden belli olan bu insanlardan beklenen davranış modeli böyle mi olmalıdır? Helal mi haram mı diye yediği üzümün bağını soran amcalarımızın, Doğu'da yaşananların İslami anlamda (bile) bir savaş olup olmadığını sorgulaması ve buna göre davranması gerekmez mi? Askerde kaybettiği oğlunun hesabını sorması gerekmez mi? Allah'tan, zeval vermemesini dilediği devletle nasıl bir ünsiyeti, ortak noktası, aidiyet bağı vardır; bir durup düşünmesi, İmam Hatip'li diye orduya alınmayan oğluna bakıp "ya hu, peygamber ocağı diyorsunuz, şehitlik diyorsunuz, oğlum da bu peygamber ocağına ömrünü vermek istiyor; bu nasıl iş" demesi lazım gelmez mi?

DİNDARLAR SAĞ SİYASETTEN KURTULMALI

Ama olmuyor işte... Çünkü sağ siyasete tâbi olduğunda, Müslümanlığını Türklük üzerinden tanımlamaya, sınırlandırmaya yani Sünni bir Müslümanlığa da razı oldu farkında olmadan. Ve yıllar yılı, sağ siyaset üzerinden bunu içselleştirdi. Sonuçta, merkezi ezan uygulamasına tepki gösterirken kızı/torunu başörtüsü yüzünden üniversiteye alınmadığında 'devletin kanunu böyleyse uymak lazım' diyen, terör olaylarından sonra (aslında teröre tepki göstermek dışında başka anlamlar içerdiğini, sınırlandırılmış Müslümanlık sebebiyle kavrayamadığı için) karşı binadaki, her sabah camiye beraber gittiği Kürt komşusunun yüzüne karşı Türk bayrağı asan Müslüman amcalarımız oldu. Kuşkusuz bu durumda sağ siyaset kadar bu siyasetin taşıyıcısı konumundaki bazı 'müslüman aydın'ların da büyük katkıları var. Fakat bu ayrı bir yazının konusu...

Günlük hayatlarındaki en küçük detaylarda İslam'ı gözeten insanların, toplumsal hayattaki temel sorunlarda Müslümanca bir tavır göstermemesi, dahası resmi ideolojinin yanında yer alarak tam da onun çizdiği sınırlarda hareket etmesi, Müslümanlığının Sünnileşti(rildi)ğine delalet değil midir?

Yukarıda da işaret ettiğim gibi, sağ ideolojinin Müslümanlar için doğal bir siyasal zemin sayılması, memleketin en temel sorunlarından biridir. Bu sorun aşılmadan Müslüman özgürleşemez ve dolayısıyla Türkiye özgürleşemez. Çünkü toplumun ana kütlesini bu sağ-Müslüman insanlar oluşturuyor. Nasıl ki sol, Kemalizm'den sıyrılamadıkça bu topraklarda gerçek bir sol ideolojiden bahsedilemeyecekse ve kemalizm solun ince hastalığıysa, Müslümanlar da sağcılıktan sıyrılamadıkça Türkiye'de taşların yerine oturması mümkün değildir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum