1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Türkiye’de İslami Hareket İçinde Kadının Yeri”
“Türkiye’de İslami Hareket İçinde Kadının Yeri”

“Türkiye’de İslami Hareket İçinde Kadının Yeri”

Nurcan Büyük, Tatvan Özgür-Der’in her hafta cuma günleri yapmış olduğu Cuma Seminerlerinin konuğu oldu.

A+A-

Özgür-Der İzmir şube başkanı Nurcan Büyük’ün konuşmacı olduğu seminer, Tatvan Crater Otel konferans salonunda gerçekleştirildi.

Kübra Sönmezler’in selamlama konuşmasının ardından seminer, İbrahim Aykan’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim ve mealin ardından başlarken Nurcan Büyük şu hususlara değindi:

Türkiye’de on beş yıldan beri özellikle Ak partinin iktidarlaşma sürecinde iktidarın muhkemleşmesiyle ortaya çıkan bir rahatlama ve bu rahatlama ile iktidar olanaklarından faydalanma, zenginleşme ile beraber yaşadığımız çok da iyi olmayan bir tecrübe sürecimiz var.

Bu tecrübe süreci; gazetelere, dergilere, köşe yazılarına bir eleştiri olarak yansıyor. Eleştirimiz de bu minvalde genelde Müslüman kadın üzerinden dile getiriliyor. Bu eleştirilerin elbette haklılık payı var fakat sanki sistemin yozlaştırdığı yegane şey kadın ve kadın düzelirse, kendini düzeltip farkına varırsa ve evine dönerse sorun da kalmayacakmış gibi bir algı söz konusu.

Bu söylemin doğru olup olmadığı üzerine konuşmak lazım kadın gerçekten de evine dönerse sorunlar çözülür mü? Yahut da kadın evinin dışında bir yerde mi?

Öyle bir tablo çiziliyor ki sanki Müslüman kadın dışarıda, sokakta, ailesinden uzakta yaşıyormuş da aile düzeni tek başına yürüyormuş gibi bir algı var. Kadına düşüncesi sorulduğunda da bu defa tüm sorumlulukların kadın tarafından yüklenildiğine dair bir söylem duyuluyor.

Tarafların her zaman farklı söylemlere sahip olması çok normal araştırma yaptığımız zaman bu durumun eskiden de var olduğunu görüyoruz. Kadın kendi zaviyesinden bakınca haklı erkek de kendi zaviyesinden bakınca haklı olduğunu söylüyor.

Bizler kendimize dair özeleştirilerimizi gerçekleştirirken de yine Modernizm’in verili unsurlarından eleştiri gerçekleştiriyoruz. Paradigmasını Batı dünyasının kurguladığı sosyolojiye göre hayat bazı kompartımanlara ayrılmış durumda örneğin gençlik diye tek başına ayrı bir grup var, kadın diye ayrı bir grup var.

Bu bakış açısına göre bu kompartımanların kendi aralarında bir takım etkileşim ve ilişkiler yokmuş gibi tek başına konuşulması da birtakım sorunlara yol açıyor. Ve meselenin İslami bir zeminde konuşulması imkanı da kalmıyor.

Müslüman kadın geçmişten beri Türkiyeli sosyologların en fazla üzerinde durduğu konuların başında gelmekteydi. Şimdi de buna benzer bir yaklaşım Ak parti iktidarı üzerinden sergileniyor. Demek ki bir problem var ve bizim sosyolojik kalıplar üzerinden konuşmamız pek sağlıklı değil.

Kadın; erkekten, aileden, toplumdan ve toplumun değer yargılarından bağımsız bir durum değil. Ama tek başına kadını konuştuğunuz zaman karşısına bir şeyleri almanız lazım. Yani bir karşıtının olması lazım. Bu bakış açısının doğal bir sonucu olarak da erkek, kadının karşıtı olarak konumlanmakta.

Kadın erkek üzerine günümüzde yaşanan tartışmaların benzerleri yoğun bir batılılaşma furyasının yaşandığı Tanzimat döneminden bu yana konuşulmuş ve bu bağlamda kimi oryantalist fikirler ifade edilmiştir.

Biz doğulu kadınlar olarak bir kere oryantalist bakış açısının yani kadının ezilip sömürüldüğü, ikinci sınıf vatandaş yerine konulduğu anlayışını kabul etmiyoruz. Bu durum İslam’dan değil de maalesef bizim erkeklerimizin uyguladığı bir takım tutumlar ve aynı zamanda yanlış devlet politikalarının ve gelenekle birlikte hurafeci din anlayışının bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta.

1950’li yıllardan sonra yani Cumhuriyetin yasakçı politikalarının yada göstermelik kadın hakları söylemlerinin bir şekilde yavaş yavaş aksaklıkları ve yanlışlıkları görüldü. Adalet partisinin daha özgürlükçü, daha demokratik bir takım söylemlerle ortaya çıkışı ve dini anlamda bazı görüntüleri özellikle ezanın Türkçe okunmasının sona erdirilmesi, İmam hatip okullarının açılıp güçlendirilmesi gibi bir takım görece olumluluklarla beraber mesele yavaş yavaş konuşulmaya başlanır fakat yine de kadına dair bir görüntü yoktu. Çünkü Cumhuriyet düşünebilme, konuşabilme ortamlarının üzerinden silindir gibi geçmiş.

60’lı yıllar sağcı, muhafazakar, devletçi kadın diyebileceğimiz kadın görüntülerinin ortaya çıkmaya başladığı yıllar oluyor. Osmanlının mirasını yok saymayan özellikle Osmanlı sanat ve kültürünü sürdürme kaygısı duyan ama aynı zamanda cumhuriyetin getirmiş olduğu kadının kimliksel anlamdaki modern görüntüsünü taşıma gayreti ve arzusuna sahip kadın imajı…

70’li yıllarda yavaş yavaş üniversitelere bir şekilde de olsa kıyısından köşesinden tesettürüyle birlikte gitmeye başlayan kardeşlerimiz oldu.

80’li yıllar ise Türkiye’deki İslami hareketin çeviriler vasıtasıyla ve kavramlarıyla kendini bulduğu İslam coğrafyasının kimi dertleriyle dertlenilmeye başlanıp bazı tecrübelerin iktibas ettiği yıllar oldu.İran İslam Devrimin kimi bayan önderlerinin, Mısır İhvan’ındanZeyneb Gazali gibi bazı şahsiyetlerin kitaplarının önemli bir etki oluşturduğu zamanlar oldu.

90’lı yıllardan sonra özellikle 28 Şubat sürecinde üniversitelerden tesettürü sebebiyle kovulan, fakültelerini bırakmak zorunda kalan bu sebeple de sosyal statü bakımından akranlarından geri kalan bu durumun psikolojik etkilerini sosyal ve ailevi yaşantısında hisseden Müslüman kardeşlerimiz oldu.

Müslüman erkek ve kadınlar açısından görünürlüğün elzem olduğu aynı zamanda bu görünürlüğün bir bedelinin olduğu yıllarımız oldu. Kamusal görünürlük beraberinde dejenerasyonu da getirdi. Müslümanlar açısından lüks hayat özentisi, görünürlüğün ifşası gibi arızi durumlar baş gösterir oldu.

Bu çağ bir tüketim çağıysa ve biz erkekler ve kadınlar olarak bu tüketim çağının nesnesi haline dönüştürülüyorsak kadınlar ve erkekler olarak tesettürümüz bozuluyorsa yapılacak olan şey kadın ve erkeğe tek başına bulaşmadan zemini konuşabileceğimiz o zeminin temizlenmesini ifade edebileceğiniz bir dil geliştirmek olmalıdır. Bu dil de sataşmanın, birilerine cevap yetiştirmenin ötesinde sağduyulu ve kaliteli bir dil olmalıdır.

Biz inandıkça özgürleştiğimizi düşünüyoruz, Allah’a kul oldukça özgürleştiğimizi düşünüyoruz. Biz inanç alanımızı, tebliğ alanımızı, mücadele ve şahitlik alanımızı genişletebildiğimiz ölçüde özgürüz demektir.  Bu alanlar daraldığı ve daraltıldığı müddetçe de bizler özgür değiliz. Elimizden adalet mekanizmalarının, elimizden şahitlik mekanizmalarının, elimizden Allah’a kul olma çabalarımızın alındığı her ortam bizim özgürlüklerimizin daraltıldığı sahalardır.

Toparlayacak olursak maalesef topyekun bir konformizm hastalığına tutulduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak Rabbimiz mümin erkek ve kadınların birbirlerinin velileri, kardeşleri olduğunu söylüyor. Kardeş olmayı velayet hukukunun gereğini anlayabilirsek birbirimizin hatalarını örtmede, doğru tebliği ulaştırmada, hakkı ve sabrı tavsiye etmekte şüphesiz daha cesur olacağız demektir.

Seminer soru cevap faslının ardından sona erdi.

tatvan-20171125-01.jpg

tatvan-20171125-02.jpg

tatvan-20171125-03.jpg

HABERE YORUM KAT

2 Yorum