Türkiye'de ‘Efendiler’ ve ‘Taşralılar’

15.08.2010 22:15
Türkiyede ‘Efendiler’ ve ‘Taşralılar’
Türkiye’nin son on beş yılı eğitimli, kentli, hali vakti yerinde laik kesim için varoluşsal bir yenilgi, bir travmadır. Çünkü bu kesim kendi doğal hakları olduğunu sandığı hiçbir şeyin aslında kendisine ait olmadığını ve daha da önemlisi zaten olmaması ge

'Efendiler' ve 'Taşralılar' / Etyen Mahçupyan

Yenilgi bir travmadır... Hele yenilmeyeceğinizden çok eminseniz, hayatın sizden yana olduğuna inanıyorsanız, yenilgiyi taşımak daha da zorlaşır ve içe dönük tahribatlar yaratır. Psikoloji bilimi bu tür travmaların kabaca üç safhadan geçtiğini ortaya koyan çalışmalar üretmiş. Önce görmezlikten gelir, sonra inkâr eder ve nihayet durumu kabullenirsiniz. Bu safhaların her birinin dinamiği farklıdır. Görmezlikten gelme, içe kapanmayı, makbul ideolojiye sarılmayı, bilerek ve isteyerek cehaleti tercih etmeyi ima eder. İnkâr dönemi, karşı mücadeleyi, yenilgiye uğradığınız tarafı aşağılamayı, gerçekleri çarpıtmayı içerir. Kabul aşamasında ise özeleştiri yapma, arınma ve yeniyi yeniden arama enerjisi ortaya çıkar. Tabii bu arada inkâr döneminden kabullenmeye geçemeyen, yenilginin altında giderek ezilerek saldırganlaşan bir azınlık da daima bulunur...

Türkiye'nin son on beş yılı eğitimli, kentli, hali vakti yerinde laik kesim için varoluşsal bir yenilgi, bir travmadır. Çünkü bu kesim kendi doğal hakları olduğunu sandığı hiçbir şeyin aslında kendisine ait olmadığını ve daha da önemlisi zaten olmaması gerektiğini keşfediyor. Bu ülkenin gerçek 'efendileri' iken bir anda kendilerini azınlıkta kalmış, kenara itilmiş buluyorlar. Eğer bu durum bir kaba güç sonucu ortaya çıkmış olsa, yenilgiyi taşımak kolay olurdu. Ama tam aksine söz konusu yenilgi demokrasi üzerinden geliyor. Üstelik onları yenen 'taşralılar' iktisadi ve entelektüel açıdan da bu 'efendileri' mat etmek üzereler. O 'taşralılar' demokratikleşmeye, özgürleşmeye, hukuk devleti olma idealine sahip çıkarken, 'efendiler' buna çaresizce direnmeye uğraşıyor. O 'taşralılar' dünyaya uyum gösterme konusunda son derece esnek davranıp, çağdaş normları benimsemekte yarışırken, 'efendiler' bunları birer tehdit olarak algılayıp, çeşitli paranoyalar üzerinden kimlik tazelemeye çalışıyorlar.

AKP'nin yükselmesi ve reform adımları atmada giderek cesaret bulması, 'efendilerin' inkâr dönemine geçmelerini doğrudan tetiklemiş gözüküyor. Ondan önce Erbakan figürünün de verdiği rehavetle, görmezlikten gelme ve azımsama tavrı egemen yaklaşımdı. Ama AKP hükümetleri ile birlikte 'tehlike' bir anda yakınlaştı, çünkü bu Müslümanlar hiç de 'efendilerin' beklediği türden çıkmadılar. Geriliği kabul edeceklerine, öyle adımlar atmaya niyetlendiler ki 'efendileri' geri duruma düşürdüler. 'Ergenekon' girişimi, inkârın bir mücadeleye dönüştürülerek reddedilmesi, yeniden 'normale', yani vesayet sistemine dönme projesiydi. Ama deşifre olmakla kalmadı, AKP bir anayasa değişikliğini referanduma götürürken, YAŞ kararları üzerindeki yasal haklarını da kullanma iradesi gösterdi. Bu durum, 'eğer bir şey yapılmazsa' nihai yenilginin çok yakın olduğunu söylüyor. Öte yandan yenilgi bir anda gerçekleşecek bir şey değil, bir süreç... Dolayısıyla önümüzdeki süre inkâr ve mücadele ile geçecek. 'Efendiler' her aşamada yenilginin artık bittiğini gösteren delillerin peşinden koşacaklar ve her seferinde daha derin bir hayalkırıklığına uğrayacaklar.

Referandum bu aşamalardan biri... 'Efendilere' servis veren medya organları ve anket şirketleri 'hayır' oylarının yüzde birlik farkla daha önde olduğunu duyuruyorlar. Kendini aldatmanın böylesine ahmakça olanına pek rastlanmaz, çünkü önde olma duygusu rehavet verir. Eğer bir mücadele içindeyseniz, daha 'akıllıca' olan az da olsa geride olduğunuzu işlemektir. Ama 'efendilerin' günlük psikolojik ihtiyaçları o kadar derin ki, önde olduklarını duymaya muhtaçlar.

İşin gerçeğini merak ederseniz eğer, saygınlığı kanıtlanmış olan araştırmalara yönelmeniz gerek. MetroPoll şirketinin bu hafta gerçekleştirdiği anketin sonuçları Türkiye'nin 'nerede' durduğunu çok iyi sergiliyor. Referanduma ilişkin olarak 'evet' oyları yüzde 49,5 iken 'hayır'lar 33,5 seviyesinde. Sadece oy verenler hesaba katıldığında oran kabaca 60'a 40 oluyor. Bu sonuç 'evet' oylarının artış içinde olduğunu ortaya koyuyor ve nedenlerden belki de en önemlisi hükümetin YAŞ sürecindeki tutumu. Halkın yüzde 48,5'i bu tutumu desteklerken, ancak 33'ü karşı çıkıyor. Buna karşılık Kılıçdaroğlu'nun 'hükümet askerin teamülüne karışmasın' önerisi yüzde 36,5 onay alırken, yüzde 51,5 bu yaklaşıma katılmıyor. Tabloyu tamamlamak üzere 'demokratik yönetimlerde ordu hükümete mutlaka itaat etmeli' cümlesine yüzde 56,5 'evet' derken, 'hayır'lar 32,5 seviyesinde kalıyor.

Görüldüğü gibi demokratikleşme ve sivil/asker ilişkileri alanında bugünkü vesayet rejiminin devam etmesini isteyenlerin oranı ile referandumda 'hayır' diyeceklerin oranı hemen hemen aynı. Diğer tarafta demokratik bir rejimi savunanlarla referandumda 'evet' diyecek olanların oyları da birbirine çok yakın. Bu durum esas kırılmanın ne olduğunu ortaya koyuyor. Bu referandumun iki kanadı arasındaki temel ayrım cumhuriyetin temel niteliğinin ne olacağıdır. Referandum demokrasi ile vesayet arasında yapılıyor ve toplumun her iki kanadı da bunu böyle anlıyor. Referandum paketinin içeriği önemli olmaktan çıkmış durumda, çünkü herkes yapılacak tercihin 'gerçek' anlamının farkında.

MetroPoll çalışmasından birkaç ilginç not daha eklediğimizde, 'nerede' durduğumuz daha da belirginleşiyor. Örneğin kendilerini 'Kürt milliyetçisi' olarak adlandıranların yüzde 64'ü 'evet' derken, 'hayır'lar 22'de kalıyor. Kendilerini 'Alevi' olarak tanımlayanlarda ise 'evet' sadece 11,5 iken, 'hayır' oyları 72,5'u buluyor... Böylece Kürt milliyetçiliğinin niçin ayrılıkçılığa doğru uzanmadığına ilişkin küçük bir belirti daha elde ediyoruz. Alevileri ise bizzat kendilerine havale etmekten başka yapacak bir şey yok gibi... Türkiye'nin en büyük cemaatinin Sünni Müslümanlar olması nedeniyle demokrasiden kaçıp, askerî vesayetin tercih edilmesi, bireysel çağdaşlığın toplumsal açıdan bağnazlığı ima edebileceğini ortaya koyuyor.

MetroPoll bir de 'en güvenilen kurum' sorusu sormuş... Başta polis var. Ardından Cumhurbaşkanı ve Meclis geliyor. Derken Başbakanlık ve hükümet... El altta ise üç kurum yer almış: Genelkurmay, Anayasa Mahkemesi ve yargı. Bugün bir seçim olsa oyların nasıl dağılacağına gelince, kararsızları da eklediğinizde durum şöyle: AKP 51,5... CHP 29,5... MHP 11,5... (Eldeki verileri bir önceki seçimde verilmiş olan oylara göre 'düzelttiğimizde' AKP'nin 47-51, CHP'nin 28-31, MHP'nin ise 12-15 arasında olabileceğini kabaca hesaplayabiliyoruz.)

İsteyen bu Türkiye'yi görmezlikten gelmeye devam edebilir. İsteyen gerçekleri çarpıtmaya, yenilgiyi inkâr etmeye çabalıyabilir. Ama her aşama bu yenilgiyi tescil edecek ve 'efendilerin' tahakkümünden kurtulmaya yönelik her adım, bu ülkenin 'taşralılar' sayesinde sağlığına kavuşmasına vesile olacak.

emahcupyan@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim