1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. “Türkiye’de Derin Devlet Devlettir"
“Türkiye’de Derin Devlet Devlettir

“Türkiye’de Derin Devlet Devlettir"

“Türkiye’de mevcut devletin dışında bir ‘derin devlet’ yok! Devletin bizzat kendisinin örgütlediği bir yeraltı teşkilatı var.”

A+A-

Ergenekon soruşturmasında "Ergenekon terör örgütü"nün değil, bizzat Türk devlet sistemini yargılandığını belirten Taraf yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, "Ergenekon, Türk devlet sistemidir!" diyor. "Derin devlet" denen şeyin aslında devletin kendisi olduğunu yazan Kütahyalı, yazısında "Türkiye'de devlet demek TSK demektir. TSK demek Genelkurmay Karargahı demektir. Karargah ise sadece Karargah demek değildir. Karargah yargısı, Karargah medyası, Karargah polisi, Karargah diyaneti, Karargah 'Kandil'leri, Karargah burjuvazisi hepsi bir yerinden bu sisteme bağlıdır." ifadelerine yer verdi. Kütahyalı, Zekeriya Öz ve Ali Fuat Yılmazer gibi savcıların işte böyle uçsuz bucaksız bir kir denizin ortasında temizlikle uğraştıklarına dikkat çekti ve imkansız bir görevi yürüttüklerini belirtti.

İşte Kütahyalı'nın yazısı:

Zekeriya Öz ve Ali Fuat Yılmazer

Rasim Ozan Kütahyalı / Taraf

Geçtiğimiz 9 gün boyunca Fas'taydım, yazı yazmadım. Oradayken ülkemde neler olup bittiğiyle de hiç ilgilenmedim, hiç gazete okumadım. Mağrib-i Aksa toprakları beni öyle etkiledi ki sadece ve sadece bu güzel Arap/Berberi ülkesinin akışına bıraktım kendimi... Mağrib coğrafyasının ürettiği kadim kültür ve medeniyet birikimi, hayatın tam göbeğine yerleşmiş, birbirine kenetlenmiş sanat ve maneviyat tasavvuru kalp gözü açık olan her insanı da etkiler diye düşünüyorum. Tüm okurlarıma Fas'a seyahat etmelerini tavsiye ederim. Fez, Marakeş, Tanca, Kazablanka şehirlerini ve Fas'ın güneyinde, Yukarı Atlaslar dağının etrafındaki vadilerle çevrelenmiş çöl coğrafyasını başka bir yazıda anlatmayı düşünüyorum çünkü ben buralarda yokken olmuş bir olayı es geçebilmem mümkün değil...

Tahmin ettiğiniz gibi, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların en tanınmışı olan Zekeriya Öz'ün görevden alınması olayını kastediyorum... Bundan kısa bir süre önce de Ergenekon soruşturmasının emniyet ayağı deyince ilk akla gelen isim olan Ali Fuat Yılmazer görevinden alınmıştı.

Hem Zekeriya Öz, hem de Ali Fuat Yılmazer hem de bu süreçte ismi çok anılmayan diğer kahramanlar 2007'den itibaren büyük, çok büyük, çok çok çok büyük bir işe giriştiler... Öz ve Yılmazer konumları dolayısıyla da "işin başı" olarak görülen ve en çok saldırılan iki isimdi... Şu an ikisi de görevden el çektirildiler, pasifize edildiler...

Kitabın ortasından konuşarak söylersek bu soruşturmada "Ergenekon terör örgütü" yargılanmıyor... Bu soruşturmada doğrudan "Türk devlet sistemi" yargılanmaya çalışılıyor. Ya da bir diğer deyimle ETÖ'nün bizzat kendisi TDS... Bu savcılar, hakimler ve emniyetçiler o yüzden işin içinden çıkamaz hale geldiler... Türkiye'de mevcut devletin dışında bir "derin devlet" yok! Devletin bizzat kendisinin örgütlediği bir yeraltı teşkilatı var. Türkiye'de devlet demek TSK demektir. TSK demek Genelkurmay Karargahı demektir. Karargah ise sadece Karargah demek değildir. Karargah yargısı, Karargah medyası, Karargah polisi, Karargah diyaneti, Karargah "Kandil"leri, Karargah burjuvazisi hepsi bir yerinden bu sisteme bağlıdır. Hepsi aynı zihniyette değildir, aralarında ciddi menfaat farklılıkları vardır ama hepsi bir yönüyle bu denizin içindedir. Türkiye'nin mevcut devlet sistemi baştan sona kirlenmiş bir deniz gibi... Ortada koskocaman bir suç denizi var, kipkirli bir deniz bu. Kirlenmiş bir deniz değil zaten varlığını sıvı kir taneciklerinin birleşip çoğalmasına borçlu bir deniz bu...

Coğrafya dersinden öğrendiğimiz denizlerin kendisi bizatihi temizdir... O özü tertemiz denizleri dışarıdan müdahaleyle biz insanlar kirletiriz. Denizler ise sirkülasyon mekanizmasıyla yine kendini temizlemeye çalışır, ısrarla özüne o ilk haline dönmeye çalışır. Diğer bir deyimle o uçsuz bucaksız denizler genetiğindeki ilk haline dönmek için çabalar. Eğer o denizi kirletmezseniz, deniz kendi kendini temizler zaten... Bu bahsettiğimiz Ergenekon denizinin ise özü sıvı kir taneciklerinden oluşuyor. Siz ne kadar temizlerseniz temizleyin biraz bıraktığınız an yine özüne dönüyor...

İşte bu savcılar, emniyetçiler, hakimler koskoca, uçsuz bucaksız bir kir denizinin ortasına helikopterle bırakılmış temizlik görevlileri gibiydi... Ne yapsalar kir kendini yeniden üretmeye devam ediyordu, uğraşıyorlar uğraşıyorlar ama iş yine ve yeniden aynı noktaya geliyordu. En fazla su yüzeyinde bir temizlenme hafiften olmuş gibi gözüküyor ama tüm kir hücreleri denizin dibinde "uyuma" pozisyonuna geçiyordu...

Kısacası bu işi üstlenen tüm bu aktörler aslında imkansız bir görevi yürütmeye çalışıyordu... Üstelik içinden geldikleri kurumlar bu denizin bir parçasıydı, en çok saldırıları o kurumların içinden aldılar. Karargah yargısı ve Karargah polisi dimdik ayaktaydı. Kimileri zihniyet, kimileri menfaat, kimileri şantaj ortaklığıyla mevcut kir denizinin emrinde bu bir avuç insanı devirmek için yükleniyordu... Bu saldırılar arttıkça bu isimlerin de kimyası bozuldu, içinden çıktıkları devlet sistemi kendilerine ne yapmak istediyse misliyle, aynı kontr-Ergenekon stratejisiyle karşılık verme yoluna girdiler... Başka çareleri olmadığına inandılar...

Çok daha güçlü, çok daha derin, çok daha köklü olan sistem kuvvetleri her tür açık ve sofistike yöntemle bu soruşturmayı yürütenleri bitirmek için uğraştı. Kural tanımadı, ahlak tanımadı, her tür belaltı alçaklığı yaptı... Adam kiraladı, adam devşirdi, kitap yazdırdı, insanları fişledi, dinletti, tersten vuran internet siteleri kurdurdu, "Ergenekon-karşıtı" gibi gözüken ama özünde kirli denizi kurtarmak isteyen organizmalar yarattı... Sayısız ve sınırsız hücrelerden oluşmuş bir kir denizi vardı Zekeriya Öz'lerin, Ali Fuat Yılmazer'lerin karşısında...

Herkes şunu anlamalı, bu iş polis ve yargı yoluyla bitmez... Bu işi çok net bir kararlılıkla ancak siyaset bitirebilir. Devrimsel nitelikte siyasi kararlar alınmasının vaktidir... Aksi halde bu deniz hepimizi yutacak...

HABERE YORUM KAT

2 Yorum