Türkiye ve Suriye'ye askerî müdahale senaryoları

28.08.2011 00:39

Muhammed Nureddin

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Şam ziyareti ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'le görüşmesi 'ertelemeci bir hava' taşımıştı.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da iki hafta veya en iyi şartlarda Ramazan Bayramı sonrasına kadar bir zaman çıtası belirlediği bu hava, adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Türk yetkilinin Türkiye'nin Güvenlik Konseyi'nden bir karar çıkması halinde Suriye'de insanî amaçlar için askerî müdahaleye hazır olacağı yönündeki açıklamasıyla hızla dağıldı. Ayrıca bu Türk yetkili, insan haklarına saygı göstermeyen bir rejimin Türkiye'nin dostu olamayacağını da ifade etti.

Libya'da Albay Muammer Kaddafi'nin devrilmesi, Batılı çevrelerde gelecek süreçte Libya şartlarının Suriye için de uygulanabileceği düşüncesini gündeme getirdi. Aslında sadece Suriye'deki şartlar değil, bir bütün olarak Arap devrimleri Türkiye'yi peyderpey oradaki şartlara yönelik Batı söylemini benimsemeye götürdü. Hatta şartlar neredeyse Ankara ile Washington arasında günübirlik bir eşgüdüm derecesine vardı. Bu da Türkiye'deki muhalefet liderlerini Erdoğan'ı bölgedeki Batılı politikaların vekilliğini yapmakla suçlamaya sevk etti.

Aslında Türkiye'nin Suriye'ye yönelik askerî müdahalesi -şayet gerçekleşirse- tür itibarıyla bir ilk olmayacaktır. Zira Türkiye, Kore, Kıbrıs, Afganistan, Libya, Somali ve Kosova'da olduğu gibi gerek Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında gerekse de NATO veya başka bir şemsiye altında tek başına veya ortak müdahalelerde bulundu. Bu müdahaleler savaşçı operasyonlardan ibaretti. Türkiye ayrıca Lübnan ve başka ülkelerde yaşandığı gibi Birleşmiş Milletler barışı koruma güçlerine de katıldı. 'Suriye'nin Türk iç meselesi' olmasından hareketle Türkiye, Suriye iç işlerine müdahalesini şartlar gerektiği takdirde askerî operasyonlarla geliştirmek için hazırlık yapmaya başladı.

Gerçekten de Türkiye, yetkililerinin tutumları ve bazı zamanlar kaynaklardan sızan bilgiler doğrultusunda Suriye'ye şu üç şartın gölgesinde askerî müdahaleye hazır olabilir: Birincisi tıpkı Libya'da yaşandığı gibi Güvenlik Konseyi'nden çıkacak kararlar doğrultusunda başka güçlerle birlikte askerî müdahalede bulunulması. Türkiye böylelikle uluslararası meşruiyetin gölgesi altına girmiş olacak. Türkiye burada bu tür bir senaryoda temel unsur. Zira Türkiye, 900 km'ye yaklaşan sınırlarının uzunluğu yanı sıra bu tür bir müdahaleye hazır görülen Suriye'ye komşu tek ülke.

İkinci senaryo ise NATO kararına dayanan bir müdahale olması. Bu seçenek henüz sunulmamakla birlikte NATO'nun Kaddafi'yi düşürmekte başarılı olması sonrası Suriye'deki şartların dayanılmaz hal alması durumunda ortaya çıkabilecek seçenekler arasında yer almaktadır. Türkiye burada sadece askerî operasyonlarda değil, karar alma noktasında da büyük sorumluluk taşıyacaktır. Zira NATO kararları ortak alınmaktadır ve Türkiye bu müdahaleyi istemezse müdahaleye onay vermeyecek ve böyle bir müdahale kararının alınmasını engelleyecektir. Burada Türkiye daha büyük sorunlarla ve özellikle de bu karar ve askerî operasyonlardan dolayı ortaya çıkabilecek sonuçlarla karşı karşıya olacaktır.

Üçüncü senaryo ise daha tehlikeli ancak daha kolay. Şam'daki rejimin kontrolü kaybetmesine ve ülkeyi kaosa sokacak Suriye gelişmeleriyle ilgili tek taraflı Türk müdahalesi. Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki Kürt şeridinin ortaya çıkmasından endişeli. Bu Kürt şeridi Suriye, Irak ve Türkiye Kürtleri arasında Türkiye karşıtı faaliyetlerin merkezi olabilir. Türkiye bu durumda Suriye'nin kuzeyine müdahalede bulunmayı, işgali ve Suriye Kürtlerini direkt kontrol altına almayı tercih edebilir.

Burada aktardığımız bütün senaryolar tek bir sonuca götürüyor. O da Türkiye'nin bağlamda Suriye'ye gerekçelerden uzak bir şekilde askerî alanda hareket etmesidir. Şayet bu senaryolardan biri gerçekleşirse Türk ordusu 1. Dünya Savaşı'nda müttefik güçler karşısındaki yenilgisi sonrası Suriye topraklarına ilk defa girmiş olacak. Şam'ı kimin yönettiği bir yana bu seçeneklerden birinin Araplar ile Türkler arasındaki ilişkiler üzerindeki olumsuz sonuçları, bu askerî senaryoları belirleyenlerin tahayyül ettiği kolaylıkta olmayacaktır. Özellikle de bu senaryolar Şerif Hüseyin isyanının ve Türklerin Arap topraklarından kovuluşunun yüzüncü yıldönümü eşiğinde gerçekleşecekken ve yeni senaryolar intikam boyutları taşırken... Katar gazetesi El Şark 26 Ağustos 2011

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim