Türkiye ve İran’ın Suriye politikası

11.10.2011 01:51

Osman Atalay

Arap Baharı tartışmaları tüm hızı ile devam ederken, son günlerde Suriye’de 40 yıllık Baas rejiminin zor günler yaşaması, Beşşar rejimini panik havasına sokmuş, Esad tüm dünyanın gözleri önünde katliamlarına acımasızca devam etmektedir.

Türkiye, Arap devrimleri ile birlikte diktatörlere çok net ve açık ifadeler kullandı. “Türkiye her zaman halkın yanındadır” mesajını verdi ve devrimler sürecinde gizli ajandası olmadı, çok hızlı hareket ederek tavrını Mısır, Tunus ve Libya’da halkın yanında belirledi. Suriye’de devrim öncesi Beşşar yönetimi ile olan sıcak ilişkilerinden ötürü 3 ay boyunca Baas’ın iktidarda kalarak reform-dialog işbirliği çerçevesinde özgür, paylaşımcı, yeni bir Suriye geleceğine samimi arabuluculuk teklifinde bulundu. Türkiye, Suriye ilişkilerinde asla pragmatist davranmadı. Son günlerde Türkiye’nin Suriye Ulusal Konseyi’ne ev sahipliği yapması, muhalefete topraklarında sesini duyurma müsaadesi vermesinin sadece Suriye devletini değil, bazı yazar çizer sol ulusal ve İslamcı muhafazakar çevreleri bir hayli rahatsız ettiğini görüyoruz.

Sayın Ali Bulaç’ın makalesinde; çok iyi başlayan ilişkilerin çöktüğünü ve iki ülkenin birkaç ay içerisinde iki düşman haline geldiğini yazması, gerçekten Suriye-Türkiye ilişkilerine çok pragmatist ve yüzeysel açıdan bakmış olması insanı şaşırtıyor.

Türkiye- Suriye ilişkilerinin 40 yıllık tarihine baktığımızda Suriye Baas rejimi tarihsel, etnik, dini, siyasi açıdan Rusya, Fransa, Çin, İran ekseni ve etkisinde hareket etmiş, çevresindeki tüm siyasi gelişmeleri kendi iktidar gücünü ayakta tutmaya yönelik çıkarcı, menfaatçi bir siyaset ile sürdürmüştür. “Suriye’nin dostu değil, çıkarları vardır” ilkesi Suriye Baas rejiminin milli politikasıdır.

Türkiye, Suriye ile ilişkilerinde son derece realist, tutarlı bir politika yürütmüştür. Türkiye’nin Ortadoğu İslam dünyasına açılım politikası sonucunda değişen dengelere göre tavır ve strateji değiştirmesi gayet doğaldır.

Bölgede çok büyük değişimler yaşanıyor. İran, Suud, Mısır, Türkiye, İsrail, ABD, bu değişim üzerinden yeni ilkeler ve siyaset belirleme çabası içersindedir. Türkiye’nin Suriye ile sınır ilişkisinin ötesinde akrabalık bağları vardır. En az İran kadar, Rusya kadar % 7 Baas rejimi kadar söz söyleme hakkına sahip olduğunu unutmamak gerekiyor. Türkiye Çeçenistan’a, Bosna’ya, Kosova’ya, Somali’ye, Pakistan’a yardım götürürken ses çıkarmayanlar neden bugün Suriye’de muhaliflere yardım ederken çatlak ve anlamsız sesler çıkarıyor doğrusu anlamak çok güç.

Beşşar, “30 yılda yapamadıklarını benden 6 ayda istiyorlar” diyerek dert yanmış. AK Parti’nin 7 yılda neler yaptığını Beşşar’a CHP’nin anlatması lazımdı. 10 yıldır iktidarda olan Beşşar’ın hiçbir şey yapmadığını da biz anlatalım CHP’ye.

Suriye muhalefeti içeride ve dışarıda toparlanmış ve Baas’ı artık ülkeden kovmaya yönelik tüm güçlerini harekete geçirdi. Esad zayıflamaya başladığı bu günlerde katliamları hızlandırıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin’in yaptırım kararını veto etmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Suriye halkı kararını vermiş, yoluna devam ediyor.

Bu arada İran İslam devletinin Suriye Baas diktatörlüğünü sonuna kadar desteklemesi Arap İslam dünyasında yeni bir tartışmayı beraberinde getirecektir. İran dini lideri Hamaney’in askeri danışmanı Tümgeneral Yahya Safavi; “Eğer Türkiye bu alışılmadık politikalarını terk etmezse, hem kendi halkını küstürecek hem de Suriye, Irak ve İran Türkiye ile ilişkilerini yeniden değerlendirecektir. Türkler yanlış yolda ilerliyor, bu yolun onlar için Amerikalılar tarafından çizilmiş olması çok normaldir” demecini Reuters haber ajansına verdi.

Suriye’de rejim değişikliği en çok İran ve İsrail’i endişelendiriyor. İsrail, Müslüman Kardeşler’in yönetime geleceğini ve bunun da kendisi için çok belirsiz ve önü alınamayacak bir probleme yol açacağını düşünürken, İran da 30 yıllık Baas rejimi ile olan diplomatik ilişkisi sonucunda yeni gelen yönetimle arasının eskisi gibi olmayacağını, bölgesel, jeopolitik, jeostratejik bir kayıp içerisine gireceğini düşünerek Baas rejiminin asla gitmesini istemiyor. İran, Türkiye ve Suriye muhalefetini ABD yanlısı olmakla suçluyor. Ama Irak ve Suriye’ye bakalım. Beşşar CHP ziyaretçilerine diyor ki; “Ben asla Suriye’de İslam devleti, şeriat yönetimine müsaade edemem. PKK sizin için ne ise Müslüman Kardeşler benim için odur.”

Irak’ta İngiliz ve ABD ordusu beraber Saddam Hüseyin’i bertaraf ederek % 60 Şii olan Irak muhalefetine bir devlet hediye ettiler. İran asla muhalefete ‘Saddam ile reform, dialog yapın’ demedi. Aynı İran Afganistan’da ABD destekli Karzai hükümeti ile beraber Taliban’a karşı stratejik ortak. Doğu Türkistan’da Uygur Müslümanlarının katledilmesine karşı Çin’i görmezden geliyor. İşte siyaset böyle bir şey. Sorun Suriye halkının katledilmesi değil, sorun iktidarların egemenliği, kudretinin ayakta kalması. Bölgede Süper Batı ve Süper Müslüman iktidarların güç mücadelesi var. Biz nerede duracağız? Katledilen 237 bebek, 3 bin Suriyeli, 60 bin kardeşimizin akıbeti ve işkence-tecavüze uğrayan Müslüman Suriyeli kadınları konuşmayacak mıyız?

İran’ın ümmetçi adil değil, ulusal çıkarlar açısından olaylara yaklaşması çok acı bir durumdur. Bölgede mezhep savaşını batı değil, iktidar egoları körüklüyor. İslam dünyasının cesur yüreklere ihtiyacı var. Post modern zamanlarda mollalar ve alimler konuşmuyor, susuyor. İran’ın ve Suriye’nin Türkiye’ye dış politika eleştirisini komşuluk değil merhamet, adalet, vicdan, din kardeşliği ve Kerbela penceresinden değerlendirirsek daha insan ve kalp merkezli bakmış oluruz olaylara.

Siyaset geçer, tarihe not bırakır. Türkiye’nin Suriye politikası tamamen kendi gerçekliği üzerine yürümektedir. Allah yardımcımız olsun. Büyümek yürümektir. Yürümek acı tatlı sürprizlerin karşımıza çıkaracağı tarihsel kader çizgisidir.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim