1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Türkiye ve İran’ın arabuluculuğu
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye ve İran’ın arabuluculuğu

A+A-

Irak ve Suriye cephesinde alevlenen ateşi söndürmek için İran ve Türkiye devreye girdi.

Önce İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki Irak’la Şam arasındaki krizi çözmek için 30 Ağustos (2009) günü Şam’a gitti ve burada görüşmelerde bulundu. Görüşmelerin mahiyetini bilmiyoruz ama iki başkent arasındaki kanalları açmayı matuf olduğu müsellem bir kaziye. Suriye ile Irak Tahran’ın bölgedeki en yakın müttefikleri arasında bulunuyor. Hatta bu ilişki öteki başkentler tarafından ‘eksen’ olarak tanımlanıyor. Son olarak, Şam yönetimi Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den müteşekkil bir dörtlü mihver ve ittifak tasarlıyordu. Tam da bu tasarının veya projenin gündeme geldiği günlerde Bağdat’ta Irak’ı ve Irak’la birlikte bütün bölgeyi sarsan patlamalar gerçekleştirildi ve bu patlamaların yaşandığı güne de Kanlı Çarşamba denildi. Önce Bağdat yönetimi sessiz kaldı ve patlamalar hakkında bir değerlendirmede bulunmadı. Suçlamalar da umumiyat nevinden idi. Yani Baas kalıntıları ve Kaide mensuplarından bahsedildi ve suç onlara isnat edildi.

Lakin hemen akabinde suçlamaların yönü ve adresi değişti ve Iraklı Baas kalıntılarının Şam’da üslenen üyelerinin bu işte parmakları olduğu ileri sürüldü ve dolaylı olarak Suriye rejimi de suçlanmış oldu. Kara Çarşamba meselesinin çok boyutlu hale gelmesinden sonra ise İran’la birlikte Türkiye de arabuluculuk için devreye girdi. Bu bağlamda, Manuçehr Muttaki’den bir gün sonra Dışişleri Bakanı Davudoğlu, Şam’a yollandı. Giderken elinde iki dosya bulunuyordu. Bunlardan birisi Bağdat’la Şam arasında iyi niyet çabaları çerçevesinde arabuluculuk rolünde bulunmaktı. Gerçekten de İran’la birlikte bölge üzerinde ve iki ülke nezdinde en fazla itibarı ve nüfuzu bulunan ülkelerden birisi Türkiye. Dolayısıyla Türkiye’nin arabuluculuk noktasında bir ağırlığı bulunuyor.

Ahmet Davudoğlu’nun götürdüğü ikinci dosya ise münhasıran Kürt meselesiyle alakalı. Demokratik Açılım veya Kürt Açılımı çerçevesinde iki ülkeyle meselenin pürüzlü yönlerini ele almaktı. Bilindiği gibi, Kandil Dağları ve çevresinde barınan PKK unsurlarının üçte birini Suriye asıllı Kürtler oluşturuyor. Bunlar Suriye asıllı olmakla birlikte muhtemelen Suriye uyruğuna haiz değiller. Zira, 1962 yılında yaşanan bir arbededen sonra Kürtlerden bazılarının vatandaşlıkları ellerinden alınmış. Dolayısıyla bunlar kimliksiz yaşıyorlar. Suriye rejimi bunlara kimlik vermek yerine bunların vaktiyle Türkiye’den göçmüş unsurlar olduğunu ileri sürüyor. Dolayısıyla Suriye uyruklu veya asıllıların rehabilite edilmeleri (te’hil) zor görünüyor. Başbakan Erdoğan 22 Temmuz tarihinde Suriye’de gerçekleştirdiği görüşmelerde Suriye asıllı bu unsurların durumunu gündeme getirmiş ve bunlar için kanuni düzenlemeler yapılmasını istemişti. Bununla birlikte, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den atılmasından itibaren PKK’lılar ile Suriye rejiminin arasına kara kedi girmiş ve araları bozulmuştur. Bundan dolayı PKK’nın neredeyse üçte birini temsil eden bu unsurların mutabakat sağlansa bile gelecekleri belirsizdir. Evleri belirsiz olduğundan eve dönüş diye bir tasaları veya arzuları bulunmuyor. Bu itibarla, eve dönüş projesine soğuk bakıyorlar. Dolayısıyla Ahmet Davudoğlu’nun beraberinde götürdüğü her iki dosya da pürüzlü idi.

Suriye ile Irak arasında diplomat değişimi daha yeni sağlanmıştı. Kara Çarşamba ile birlikte bu diplomatik açılım yeniden kapandı ve karardı. Her iki ülke de birbirlerinin başkentlerinden diplomatlarını geri çektiler. Sanki bu görüntü ile birlikte Baas ayrılığı bir kez daha hortladı ve yaşandı. İşte Davudoğlu bu tablo ışığında iki ülke başkentini ziyaret etti. Suriye’nin açılımları bir bir kapanıyor. Daha önce Türkiye’nin arabuluculuğuyla yürüyen İsrail-Suriye dolaylı görüşmeleri Netanyahu hükümetiyle birlikte bir çıkmaza saplandı. Netanyahu bu sürecin yeniden başlaması için taciz edici şartlar ileri sürüyor. Netanyahu, Gazze çıkışının intikamını almak için Suriye-Türkiye bağını koparmaya çalışıyor. Şam-Telaviv süreci tıkanırken bir de ortaya Kara Çarşamba üzerinden Şam-Bağdat krizi baş gösterdi. Bu kriz aşılmaz değil, lakin umutsuzluğa davetiye çıkarıyor. İlişkiler mehter takımı gibi bir ileri iki adım geri gidiyor.

VAKİT GAZETESİ

YAZIYA YORUM KAT