1. YAZARLAR

  2. Cengiz Çandar

  3. Türkiye uçmak için kanatlarını çırpıyor...
Cengiz Çandar

Cengiz Çandar

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye uçmak için kanatlarını çırpıyor...

A+A-

Şu ‘12 Kötü Adam’dan biri olarak katıldığım 1 Ağustos günü Ankara’da yapılan ‘Kürt Çalıştayı’ndan bu yana Kürt sorunu ve çözümü öylesine geniş bir yelpazede tartışılmaya başlandı ki, ‘çözüm süreci’ içine kendiliğinden girmiş olduk. Türkiye’nin hiçbir döneminde bu konu böylesine doğal ve açık sözlü bir tartışmaya sahne olmamıştı. O nedenle, bugüne dek olmadığı ölçüde ‘çözüm’e ilişkin beklentiler ve umutlar yükseldi.

Özellikle, Başbakan Tayyip Erdoğan ile DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün görüşmesi iyimserlik ve umut çıtasını daha da yükseltti.

İki yıldır bu görüşmenin gereği konusunda dilimizde tüy bitmişti, yazılarımızda bu gereği kaç kez vurguladığımızı hatırlamıyoruz bile. Bu görüşmenin ne kadar önemli ve yararlı olduğu, görüşmede yer alan tarafların görüşme sonrası açıklamalarıyla da ortaya çıktı.

‘Kürt sorunu’ dediğimiz gerçi bir oran ve rakam tespiti imkansız olsa da- hiç değilse yüzde 60-70 oranında ‘psikolojik boyutu’ olan bir sorun. DTP lideri ile Başbakan’ın hem de şu konjonktürde- bir araya gelmeleri ve olumlu mesajlar iletmelerinin ‘bölge’de nasıl müthiş bir ferahlamaya yol açacağını, bölgenin duygu iklimini ve düşünce kıvrımlarını bilebilen ve ayrıca bu yaz aylarının önemli bir bölümünü Güneydoğu ve Doğu’nun değişik köşelerinde geçirmiş biri olarak gayet iyi sezebiliyorum.

Türkiye’nin Kürtlerinin ‘manevi desteği’ne sahip olmayan hiçbir ‘Kürt açılımı’nın başarı şansı yoktur. MHP’nin ‘Kürt açılımı’nın önüne dikmeye çalıştığı ‘Türk milliyetçiliği mayını’, ‘Kürt açılımı’nın yol almasını engelleyemez ama ‘Kürt desteği’nden yoksun bir ‘Kürt açılımı’nın varabileceği bir adres olamaz.

Ak Parti-DTP arasındaki ‘çözüm amaçlı diyalog’un başlaması bu bakımdan son günlerin en değerli gelişmesi olmuştur.

***

‘Kürt açılımı’ ile birlikte öyle bir ‘momentum’ ya da başka bir deyimle öyle bir ‘ivme’ yakalanmış durumda ki, ‘kartopu efekti’, çözüm yönünde bir ‘çığ’a dönüşerek devam ediyor ve edecek ve bunun önünde kolay kolay da durulamayacak.

Bu ‘süreç’ sapabilir mi? ‘Silahlı provokasyonlar’ ile rayından çıkartılabilir mi? ‘Birinci kare’ye geri dönme ihtimalimiz yok mu?

Bütün bu ihtimaller tümüyle reddedilemez. Yok denemez. Ama, bütün bu ihtimallerin gerçekleşmesi her zamankinden daha zayıf; zira ‘çözüm momentum’nun dinamiği öyle bir güç ve hızla harekete geçmiş durumda ki, ‘süreçten sapma’ sapacak hükümeti altına alıp sürükleyecek, silahlı provokasyonu gerçekleştireni gerçekleştirdiği provokasyonun altında ezecek kadar etkili gözüküyor.

Bütün bu nedenlerle, gelinen noktada, biz de, ihtiyatlının ötesinde iyimseriz.

MHP liderinin bizlere ‘12 Kötü Adam’ sıfatı yapıştırması, bir başka MHP yetkilisinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü bile ‘bölücülük’le suçlaması durumunda değer kaybetti. MHP’nin kendini kaybetmiş bir halde kullandığı en ağır sözcüler, yaptığı en ağır suçlamalar bile toplumda gerilime yol açmıyor. Toplumda uyanmış iyimser beklentileri, olumlu umutları dağıtamıyor.

CHP’nin tam bir açmaza girdiği dikkat çekiyor. CHP’nin muhalefet dürtüsü ile çözüme karşı dikiliyormuş görüntüsü vermekten ürkmesi, genel başkanlarının birbirini tutmaz beyanlarında yansıyor.

‘Kürt açılımı’nı raydan çıkartacak olan, biri kendini kaybetmiş diğeri ne yaptığını bilemez bir muhalefete ‘endekslenerek’ yürütülmesidir ki, şimdiye dek gerek hükümet ve gerekse Cumhurbaşkanı düzeyinde ‘irade’ ve ‘kararlılık’ta bir titreklik görmüyoruz.

İyimserliğimizi besleyen büyük ölçüde bu gözlemimiz.

Muhalefete endekslenerek yürütülecek bir ‘Kürt açılımı’ ile Türkiye’nin Kürtlerinde derin bir hayal kırıklığına yol açma ve bunun yol açacağı sonuçların maliyet hesaplamasını hükümetin yapması gerekiyor. Hem Türkiye için, hem de kendisi için.

Yapmışa ve ikincisine yönelmişe benziyor. Dolayısıyla, bu ‘irade’ ve ‘kararlılık’ın harekete geçirdiği ‘dinamik’ ve söz konusu ‘dinamik’in sağladığı ‘momentum’, Kürt sorununun çözümüne yan çizenleri etkisiz kılacak güce ulaşmış görünüyor.

***

İster adına ‘Kürt açılımı’ diyelim, ister ‘Kürt sorununun çözüm girişimleri’, bunun bir günü kurtarmak, konjonktürel ihtiyaçlara cevap vermekten öteye bir ‘stratejik ufku’ olmak zorunda.

Bunu ‘Kürt Çalıştayı’nda ben ‘Kürtlerle barışma’, ‘16. Yüzyıl’da Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi arasında varılmış formüle benzer bir 21. Yüzyıl uzlaşması’, ‘Cumhuriyet’i güncelleştirmek’ ve ‘Yeni bir Türkiye Paradigması’na ulaşmak’ olarak tanımlamıştım.

Bunun için ‘Siyam ikizi’ gibi birbirinden ayrılmaz iki olgunun gerçekleşmesi gerekiyor:

1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlerin ayrılıkçılığına zemin bıraktırmayacak şekilde demokratikleşmesi. Bunun içine Kürt kimlik hakları giriyor.

2. Kürt sorununun ‘şiddet boyutu’ndan arındırılması.

Bunun içine PKK’nın silahlı mücadeleyi terketmesi giriyor.

Bu da, ister istemez, Abdullah Öcalan ve PKK’nın sorunun değil çözümün bir parçası olarak dönüştürülmesini gerektiriyor.

Bu konuyu ‘yumurta-tavuk’ denklemine sokmamak zorunlu. Yani, ‘Önce PKK tasfiye olsun, demokratik reformlar yapılabilsin’ ya da ‘Demokratik reformlar yapılırsa, PKK da silahları bırakır’ gibi bir denklemle yüzleşilmemeli.

Neşe Düzel’in dünkü Taraf’ta DTP Milletvekili Gülten Kışanak’a sorduğu ‘Savaşmak bir güç meselesidir. Uluslararası desteğini yitirmiş bir PKK geçmişteki gibi savaşabilir mi?’ sorusuna verdiği şu cevaba bir itiraz olabilir mi:

“Örgüt meselesi olarak bakarsak dediğiniz kapıya çıkabilir belki ama ortada bir örgüt meselesi değil, bir halk meselesi var. Hak ve özgürlükler tanınmazsa Kürt sorunu çatışma üretmeye devam eder. Çünkü Kürt sorunu çok kolay çatışma üreten bir sorundur. Son seksen yıla otuz ayaklanma sığdırmış bir devlet var mıdır? İşin ağırlığını ve sorumluluğunu hissedip bu sorunu çözmek gerekiyor. ‘PKK uluslararası desteğini yitirir. PKK bir örgüttür, çöker’ gibi ezberlerden kaçınmalıyız. Çökse ne olacak ki? Başka bir şey çıkar. Geçmişte kaç tane bastırmışsın, gene çıkmış. Bizde devletin, kuruluş felsefesini değiştirmesi gerekiyor.”

Buysa bir günde olacak bir şey değil. Süreç işi. O ‘süreç’e girmiş durumdayız.

Yüzyıllar boyu olduğu gibi Kürtleriyle barışık bir Türkiye, evet, kanatlanır uçar. Ve o zaman bölgesel ve uluslararası bir güç haline gelir.

İçinden geçtiğimiz günlerde, Türkiye’nin uçmak için kanatlarını çırpıyor...

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT