1. YAZARLAR

  2. Joost Lagendijk

  3. Türkiye Suriye ateşine çok mu fazla yaklaştı?
Joost Lagendijk

Joost Lagendijk

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye Suriye ateşine çok mu fazla yaklaştı?

A+A-

Etkili ama aynı zamanda tartışmalı küresel istihbarat şirketi Stratfor, pazartesi günü, Türkiye'nin Suriye'deki rolünün çapının genişlemesinin olası sonuçlarıyla ilgili bir makale yayımladı.

Rapora göre, Ankara, güney komşusunu paramparça eden çatışmaya Türkiye'nin daha çok müdahil olmasına kamuoyunu hazırlamakla meşgul haftalardır. Stratfor analisti, Türkiye'nin Suriye'nin içinde daha fazla eylemde bulunmasının, Suriye ve İran'dan ters tepki görmesine yol açacağı uyarısı yapıyor. Şam ile Tahran'ın seçeneklerinden biri, PKK ile iyi bağlantılarını kullanarak, Kürt teröristleri Türkiye'deki hedeflere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaya sevk etmek olabilir.

Aynı günün ilerleyen saatlerinde, Türkiye'nin Suriye sınırı yakınındaki Gaziantep kentinde bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu, üçü çocuk dokuz kişi öldü. PKK hemen patlamayla bir ilgisinin olmadığını duyurdu. Bu, masumiyetleri için kesin kanıt oluşturmaz, zira geçmişte benzeri durumlarda Özgürlük Şahinleri gibi PKK ile bağlantılı özerk grupların sorumlu olduğu ortaya çıkmıştı. Ama PKK'nın bayramda işlenen katliamla ilişkilendirilmeyi istemediğine işaret eder. Şimdilik saldırının sorumluluğunu üstlenen çıkmadı, Suriye veya İran'ın herhangi bir rolü olup olmadığını muhtemelen hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Stratfor'un Gaziantep'teki saldırıdan önceden haberi var mıydı? Elbette hayır. Makale, Türkiye'nin Suriye muhalefetine verdiği güçlü desteğin ve çabalarını artırma niyetlerinin belli potansiyel sonuçlarının altını çiziyor. Başkaları da daha önce bu bağlantıyı kurmuştu. Bununla birlikte Stratfor'un, Suriye'deki iç savaş şiddetlendikçe Türkiye'nin risk çıtasının yükseldiği analizi isabetli olabilir.

Bu bağlamda, artan sayıda mülteciye barınak sağlamak için Suriye içinde güvenli bölge ya da tampon bölge oluşturulması yönünde Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'e yaptığı çağrının nasıl sonuçlanacağını görmek ilginç olacak. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na göre, halihazırda neredeyse 70 bin Suriyeliyi ağırlayan Türkiye'nin, bu sayı 100 bini geçerse, kimseyi alacak yeri kalmayacak.

Suriye içinde tampon bölge oluşturulması yeni bir fikir değil. Bahar aylarında yayımlanan haberlerde, Türkiye'nin, 500 özel kuvvet askerini olası seçenekleri belirlemeleri için bölgeye göndererek, tampon bölge hazırlıklarına gizliden başladığı iddia edilmişti.

Davutoğlu, birkaç gün önce, Suriye'deki Türk-Amerikan girişimlerini koordine etmek için İstanbul'u ziyaret eden ABD'li muhatabı Hillary Clinton ile meseleyi tekrar ele aldı. Görüşmenin ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, hâlâ ciddi yasal ve pratik engeller olduğunu belirterek itidal çağrısı yaptı. Ama büyükelçi, tampon bölgeye mi yoksa bir başka tartışma konusu olan uçuşa yasak bölgeye mi atıf yaptığını muğlak bıraktı. Resmi açıklamalar ne olursa olsun, sahadaki gerçeklik çok daha karışık gözüküyor. Temmuzda Amerikalı gazeteci Deborah Amos NPR web sitesine Türkiye-Suriye sınırındaki bir mülteci kampıyla ilgili geçtiği haberde, Suriye ile Türkiye arasında kolaylıkla gidip gelen bir isyancının şu sözlerini aktardı: "Aslında artık bir tampon bölgemiz var. Tabii Türk hükümeti tarafından resmen ilan edilmedi. Özgürce silah nakliyatı yapabiliyoruz. Türkler buna göz yumuyor. Yaralılarımızı buraya getiriyoruz, kendimiz gidip geliyoruz, kimse bize bir şey sormuyor.''

Diğer medya haberleri de, Türkiye-Suriye sınırı boyunca büyük bölümü Türkiye topraklarında kalan böyle büyük bir bölgenin varlığını teyit ediyor. Haberlere göre, insanlar, yardımlar ve silahlar, Türk yetkililerin müdahalesi olmadan ama daha da önemlisi Suriyeli yetkililerin serbest akışı engelleme çabalarıyla karşılaşmadan, Suriye'ye taşınıyor. Yani sınır bölgelerinin çoğu, artık Şam tarafından kontrol edilmiyor. Elbette bu, Davutoğlu'nun talep ettiği gibi Suriye topraklarında resmen ilan edilmiş bir tampon bölgeden ziyade bir gri bölge.

Rusya ile Çin'in toprak bütünlüğüyle ilgili malum pozisyonu sebebiyle BM Güvenlik Konseyi'nin Türkiye'nin önerisine olumlu yanıt vermesi olası gözükmüyor. Ankara'nın da bunun tümüyle bilincinde olması gerektiğinden, şu soru ortaya çıkıyor: Türkiye bundan sonra ne yapacak? Suriye muhalefetinin serbestçe hareket etmesini sağlayan ama mültecilerin yükünü tümüyle Türkiye'nin omuzlarına yıkan 'de facto' açık bir sınırla idare mi edecek? Ya da yeni mülteci dalgasının risklerini ve masraflarını yaymak üzere Suriye topraklarını işgal etmek için Amerika ve Avrupa'nın desteğini mi isteyecek, hem de, bunu yaparak, Suriye ile İran'ın çok geniş kapsamlı ve nahoş sonuçları beraberinde getirecek gazabını daha da çok üstüne çekeceğini bile bile.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT