’Türkiye, Sana İhtiyacımız Var’ Sözü İyi Anlaşılmalıdır

30.09.2014 00:15
’Türkiye, Sana İhtiyacımız Var’ Sözü İyi Anlaşılmalıdır
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL gündemi yorumluyor...

Başbakan Ahmed Davudoğlu bir akademisyen olarak siyasette yenidir. Şunun şurasında 5 yılı geçmez, politikada aktif rol alışı.. Onun için de siyaset dilini henüz tam olarak özümleyememiş olması normal karşılanmalıdır. Davudoğlu, kapalı mekanlarda, daha sınırlı dinleyiciler karşısında, öğrencilerine ders anlatan bir akademisyen havasında ve dolu dolu konuşurken, kitleler huzurunda daha çok hamâset diline ağırlık veriyor.

Ama, bu hamâset dilini iyi ayarladığı söylenemez.

Çünkü, bu konuşmalar sırasında gittiği her yerde, hitab ettiği her toplum kesimine ve o mıntıkanın, o şehrin, o coğrafyanın tarihî, kültürel ve manevî dinamiklerine işaret etmek dikkatini bazan, o hamâsetin kaçınılmaz gereği olarak abartılı ve ilgisiz alanlara taşırıyor ve ses tonunu bile ayarlayamadığı için, Devlet Bahçeli’nin konuşmalarında hiç gereksiz yerde yüksek sesle ve bağırarak konuşması gibi bir ilginçlik sergiliyor.

Konya’ya gidiyor, -haydi orası anlaşılabilir-, hemşehrilik duygularına ağırlık veriyor.

Kırşehir’e gidiyor, esnaf teşkilatlarının Ahi Evran Şenlikleri’ne törenlerine katılıyor, ’Türkiye Cumhuriyeti bir âhilik devletidir..’ diyor. Bu bir temenni olarak dile getirilebilir, ama, bugünkü mevcud durumun Ahi Evran geleneğiyle örtüşen ne gibi bir gerçekliği vardır?

Öte yandan, Davudoğlu, iki yıl önce vefat eden türkücü Neşet Ertaş’a övgülerde bulunurken de övgü diline ağırlık veriyordu.

Davudoğlu’nun hele de Samsun’a gittikten sonra, Samsun’da yakılan meş’aleyi anlamayan bizi anlayamaz..’ diye nutuk irad etmesi ve bir yanlış anlama olmaması için olmalı, bu meş’alenin M. Kemal’in tutuşturduğu meş’ale olduğuna dikkati çekmesi hiçbir tarihî gerçeği olmayan, 90 yıllık resmî tarihe paralel bir hamâset edebiyatının yeni bir ürünü idi.. Başbakan, bu konudaki beyanlarını kitle karşısında üç-dört kez de tekrarladı. Umulur ki, bir daha böyle populist, halkın hoşuna gideceği düşünülen, içi boş tavırlar sergilemez..

Üstelik, bizzat Davudoğlu da bilir ki, M. Kemal’in Samsun’a gönderilişi, tamamiyle Sultan Vahdeddin’in bir tasarrufu idi ve yine bizzat kendisinin de belirttiği üzere, İstanbul’dan ayrılmadan önce, Saray’da Padişah’la görüşür ve Padişah ona, ’Paşa istersen memleketi kurtarabilirsin..’ der ve o da, gereken münasib cevabı verir elbette.. Yine, hatırlanmalı ki, 1922 yılı’ndaki Sakarya Savaşı’nın son demlerine kadar, M. Kemal, ’Hilafetpenahi hazretlerine ve saltanat-ı seniyyeye en kalbî bağlılıklarını’ yeminle dile getiren ve sonra o yemin beyanlarını bir kenara atan kimsedir.

Dahası, bizzat M. Kemal bile, Samsun’a gönderilişini, 1936 yılında, bir akşam sofrasında, ’Yarın nedir, bilin bakalım..’ cinsinden sözkonusu eder sofrasındakilere ve kimse bilemez. O da, Samsun’a gidişinin 17. yıldönümü olduğunun söyler ve  hemen o anda, dönemin Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya, Şef’ine minnet borcu olarak, hemen ertesi günü bayram ilan eder.. Yani, 17 yıl sonra.. Ve hâlen de sür-git, devam eder bu resmî bayram..

Yazının Devamı >>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim