Türkiye modeli açılım 1: İşe gazetecilerle başlamak!

03.08.2009 00:28

Kürşat Bumin

Yukarıdaki başlığa hakim “ironi”yi Kürt açılımı çerçevesinde gerçekleştirilen 1. Çalıştay'ı oluşturan, söz konusu platformda konuya ilişkin düşüncelerini sergileyen meslektaşlarımızı da içine alacak şekilde geniş tutmadığımı ya da kullanmadığımı hatırlatmaya gerek yok herhalde. Çalıştay'a katılan doğrudan gazetecilerin ve akademisyen-gazetecilerin birçoğunun Kürt sorununa ilişkin düşüncelerini ben de bugüne kadar dikkatle ve yararlanarak izleyen biriyim. Ancak bana, sanki bu işte, yani “açılım”a bir avuç gazeteci ile başlamakta bir yanlışlık varmış gibi geliyor...

Bir kere, gazetecilerin konuşmalarını dinleyen heyetin konuşmacıların üç aşağı beş yukarı neler söyleyeceklerini bilmediklerini ya da en azından tahmin etmediklerini ileri sürmek –doğrusu- bayağı tuhaf kaçacaktır. Tuhaf kaçacaktır, çünkü dinleyen heyet içinde bırakın kimin ne yazıp çizdiğini, insanların en mahrem telefon konuşmaları hakkında bile bilgi sahibi olan kurumların üst yetkilileri yer almaktadır. Tamam, bu meslektaşlarımızı bir arada, yani derli toplu biçimde (diyelim ki biraz geniş tutulmuş bir “Neden?” programında bir araya gelmişler gibi) dinlemenin yararı vardır muhakkak. Ancak Çalıştay'da fikir serdeden gazeteciler, esasen, başladığı müjdelenen “açılım”da ne “muhatap” ne de “taraf”tırlar. Oysa bir “açılım”ın tabii olarak, önce “muhatap” ve “taraf” sıralaması yaparak başlatılması gerekmez mi?

Belki burada kimileri “Ama işe medyadan başlamak yerinde bir seçim değil midir?” diye itiraz edecektir. Hemen buna da cevap vereyim: Bu tür sorunların çözümünde her yerde olduğu gibi Türkiye'de de medyanın rolünü inkâr etmek imkansızdır. Ama, bu son derece ciddi işe önce medya ile (hele de “Türk medyası” ile) başlamak akıl sır erdirilecek bir seçim değildir. Yoksa bu birinci adım İçişleri Bakanı'nın birkaç gün sözünü ettiği “Türkiye modeli”nin önemli direk taşlarından birisi midir? Eğer öyle ise, yandık demektir...

“1. Çalıştay”ın Polis Akademisi'nde toplanmış olması da şaşırtıcı. Bu seçim, herhalde, Polis Akademisi Başkanı'nın “sivil anayasa taslağı”nı oluşturan heyet içinde yer alan değerli bir hukukçu olmasından kaynaklanmıyor. Peki o halde “Kürt açılımı”nı konuşmaya ya da “çalıştırmaya” niçin bu kurumda başlandı?

Konumuz “Kürt açılımı”, yani sonuç olarak etnik çerçevede bir konu olduğuna göre, çalışmalara (Çalıştay'a) Polis Akademisi'nin ev sahipliği yapması bayağı tuhaf kaçmıştır. Ben demiyorum ki Çalıştay, konusu itibariyle “Etnoğrafya Müzesi”nde toplanmalıdır. Ama arada bir yer bulunabilirdi pekâla. Ne bileyim, daha sivil bir mekânda hatta belki bir yemek (“Polis Evi”nde değil tabii ki!) masası etrafında... Polis Akademisi'ni hiç ziyaret etmediğim için bilmiyorum; eğer onun da cephesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü binasında olduğu gibi, “Ne Mutlu Türk'üm Diyene” yazıyorsa, Çalıştay'ın Akademi'de toplanması daha da problemli bir hal almıştır. Kürt açılımı için düzenlenen Çalıştay'ın Akademi'de bir araya gelmesi doğru değil,çünkü “polis” de açılımı yapılacağı söylenen şeyde “taraf”tır. (“Polise taş atan çocuklar” meselesini hatırlayın.) Siz bakmayın bazı medya kuruluşlarının sadece “JİTEM”den söz etmelerine, biz bu memlekette hem de TV ekranında bugüne kadar kaç kişiyi öldürdüğünü tam olarak çıkaramayan eski polislerle de karşılaşmadık mı? (Bu hatırlatmanın ana fikri şudur: “Faili meçhuller”i aydınlatmak yolunda atılacak ciddi adımlar bir biçimde mutlaka dönemin hükümeti ve hükümet başkanına kadar gidecektir. Adımların “ciddi” olması şartı ile tabii.)

Çalıştay'ın sonuç bildirisinde “demokratikleşme sorunları çözer” denilmiş.

Çözer tabii ki, ama hangi “demokratikleşme”?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim