1. YAZARLAR

  2. Mahmut Osmanoğlu

  3. Türkiye-İran ilişkileri dalgalı sulara
Mahmut Osmanoğlu

Mahmut Osmanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye-İran ilişkileri dalgalı sulara

A+A-

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Amerikalılara "Bizim İran'la sınırımız sizin tarihinizden daha eskidir" dediği aktarılır.

Gerçekten de 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması bugün hâlâ iki ülkenin sınırını oluşturmaktadır.

Son dönemlerde iki ülkenin bazı alanlarda menfaatleri çatışsa da basiretle ilişkilerini yakın dostluk çerçevesi içerisinde yürütmeyi başarmışlardır.

Türkiye'de İslami kesim İran İslam Devrimi sonrasında İran'ı canla başla desteklemiştir.

AK Parti hükümeti de İran bağlamında dar bir alanda kendine has bir politika ve manevra alanı üretmiş, İran ile samimi ilişkiler geliştirmiş ve İran'ı haksız saldırılardan koruma amaçlı "kalkan" olmuştur. 2011 yılında Amerika ve Batı'ya rağmen BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi iken Türkiye'nin İran'a yönelik ambargo konusunda hayır oyu vermesi bunun en canlı delilidir.

Başbakan Erdoğan'ın Güney Kore başkenti Seul'da yapılan Nükleer Güvenlik Zirvesi ardından İran'a yaptığı ziyaret sonrasında iki ülke ilişkilerinde ortaya çıkan durum Türkiye-İran ilişkilerinin dalgalı sulara doğru seyredeceğinin sinyallerini vermektedir.

Ahmedinejad'ın Erdoğan'la görüşmesinin bir sonraki güne ertelenmesiyle bir şeylerin yolunda gitmediğinin ilk işaretleri gelmeye başlamıştı.

Başbakan Erdoğan'ın ziyareti ile ilgili bir kaç hususu burada belirtmekte fayda var: Bu ziyaret daha çok bir arabuluculuk ziyaretini andırıyordu.

Nitekim Washington Post'ta 6 Nisan'da "Obama'nın İran'a sinyali" başlığıyla yazan David Ignatus (*) "ABD Başkanı Obama'nın İran'ın en üst lideri Ali Hamaney'in yakın geçmişte halk önünde yaptığı ülkesinin 'hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmayacağı' iddiasının arkasında durabilirse ABD'nin İran sivil nükleer programını kabul edebileceği sinyalini verdiğini" yazıyor.

Ayrıca, "bu sözlü mesajın Ayetullah Hamaney'i ziyaret eden Türkiye Başbakanı Erdoğan vasıtasıyla ulaştırıldığını" öne sürüyor.

David İgnatus Erdoğan'ın arabulucu rolü oynadığına delil olarak ise "hem Obama görüşmesi ve hem de İran ziyaretinde MİT Başkanı Hakan Fidan'ın Başbakan'a eşlik etmesini" gösteriyor.

Hamaney-Erdoğan görüşmesinden İran medyasına yansıyan Hamaney'in mesajları iki ülke arasındaki ilişkiler bağlamında sıcak. Hamaney ilişkilerin daha da geliştirilmesinden yana olduğunu söylerken Suriye ile ilgili İran'ın kesin tavrını da ortaya koyuyor: "İran direniş hattını koruma adına Suriye'yi savunacaktır."

Başbakan ve heyetinin Türkiye'ye dönmeleri sonrasında İran-Türkiye hattında hava birden soğudu.

Bunda bazı İranlı yetkililerin 13 Nisan'da yapılacak nükleer müzakereler için İstanbul yerine Bağdat, Şam ya da Beyrut'u önermelerinin payı büyük oldu. Ardından Erdoğan'ın İranlıları "dürüst olmamakla" suçlaması geldi ve buna İranlıların karşı cevapları.

Bazı kesimler İran-Türkiye arasındaki bu çekişmenin ardında nüfuz savaşları yaşandığı iddiasını dillendirse de, sıkıntı sadece bu alanda olmayıp, üç konuda iki ülke arasında önümüzdeki dönem 3 alanda karşı karşıya gelişler olacaktır.

Bu alanlardan birincisi nüfuz alanı çatışmasıdır. Nüfuz alanlarının örtüştüğü bölgelerde iki tarafın karşı karşıya gelmesi doğaldır.

İkinci alan ise bazı aynı sahalarda iki ülkenin geliştirdiği farklı stratejilerdir. Bu konuda da karşı karşıya gelişler yaşanmakta, yaşanacaktır.

Üçüncü ve en tehlikeli alan ise mezheptir. Şu an çok belirgin olmasa ve Türkiye'nin bu yönde bir duruşu bulunmasa da bölgedeki mezhebi ayrışmalar iki ülkeyi mezhebi bazda da karşı karşıya getirme potansiyeli taşımaktadır. Yakın tarihte iki ülkenin farklı iki mezhebin bayraktarlığını yapmakta olduğu unutulmamalıdır.

Ama bütün bunlara rağmen iki komşu şimdiye kadar olduğu üzere aklıselimle hareket etmelidir. Aksi takdirde kendilerinin kapışmalarını isteyenlerin ekmeklerine hem yağ hem de bal süreceklerdir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT