Türkiye ile İran arasında zorlama ve inkar

28.06.2008 02:32

Vahid Abdulmecid

Yüksek Mahkeme'nin başörtülü öğrencilerin üniversitelere veya hükümet idarelerine kabulüne izin veren anayasal düzenlemeyi iptal kararı sonrası Türkiye'de kızların başörtüsüne rağbetleri artacak.

Zira Türkiye kadınlarının artan bir oranının başını örten başörtü, devlet kurumlarını elinde bulunduran laik kurumlarının kendisine karşı açtığı savaşın gölgesinde yer alır hale geldi. Başörtünün yayılma sebeplerinden en önemlisi de bu savaştı. Tıpkı İran devletine bağlı organların kadınları örtünmeye zorlamak için yaptıkları kampanyaların, 'şer'i kıyafeti' çıkarma yönündeki artan eğilimin en belirgin etkenlerinden olması gibi. Her iki durumu buluşturan nokta zorlamanın zorlayanın dayatmak istediği şeyin inkar edilmesine yol açması. İkna yöntemi değil baskı, diyalogla değil zorla yapılmakta bu eylem. Zorlama Türkiye'de laik devletin, İran'da ise din devletinin tasallutunu inkar etmeye yol açtı. Zorlama ile inkar arasındaki ilişki yeni değil. Tarih boyunca devam eden genel kurallardan biri. Burada zorlamadan kasıt kendisine boyun eğenleri çıkardığı bütün emirleri, talimatları ve yasakları yerine getirmeyi elzem kılmak için otoritenin kullanılması, uymayanlara genelde zalimce yaptırımlar dayatılması veya haklarından mahrum bırakılması ve bu hakları elde etmesinin boyun eğmesiyle ilişkilendirilmesidir. Zorlama bu anlamı itibarıyla toplumdaki boyutları farklıdır. Sadece devlet otoritesi değil, her düzeyde bir otoritenin uygulamalarından kaynaklanır. Bununla birlikte iktidardaki bu otoritenin hükmettiği halka uyguladığı baskı en şiddetlisidir. Zorlayan devletin gölgesinde adaleti gerçekleştirecek bağımsız yargı bulunmaz. Çünkü bu devlet yargıyı egemenliğine almıştır.

Bu bağlamda zorlamanın dini inkara götürmesi gerekmez. Hatta zorlayan otorite dini bir otorite olsa dahi... Bununla birlikte zorlama, dini siyaset ve otorite ile karıştırılmasına, idare işlerinin dine büyük zarar vermesine yol açmaktadır. Bu durum kadını dini kıyafetle sorumlu kılma yönündeki İran otoritesinin yöntemine uygun düşer. Oysa çarşaf İslami olmaktan çok Fars ulusal kıyafetidir. Zorlama içeren bu yöntem örneğin İstanbul'daki başörtülü oranının Tahran'dan daha fazla kılacak derecede genişleyen olumsuz tepkilere yol açtı. Economist dergisi İran ve Türkiye'de başörtüyü birbirleriyle karşılaştırmıştı. Dergi Türkiye'den Tunus'a, Mısır, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde kadının başörtü olgusuna büyük ölçüde hakim bir tablo çizmişti. Dergi kadının başörtü takmaya veya çıkarmaya zorlanmasının tersi tepkilere yol açtığını gözlemlediğinde gayet haklıydı ancak bu alanda bitirici sonuçlar içeren bir karşılaştırma sunmadı ve bazı Suudi Arabistanlı kadınların cazibelerini gösteren kıyafet giymelerine, dindar kadınların Mısır televizyonunda spikerlerin başörtü takmasının engellenmesine karşı dava açmalarına işaret etmekle yetindi. Bu yasaklama Mısır, Türkiye ve Tunus'u birbirine karıştıran Economist'in görüşünün aksine hiçbir yasaya dayanmıyor. Belki de dosyadaki temel zayıf nokta İran ile Türkiye arasındaki karşılaştırmanın önemine dikkat çekmemesi ve bu karşılaştırmanın kadının başörtüsünden öte sonuçlara götüreceğini idrak edememesi.

Bir ülkede takmak, yasak diğerinde takmamak!

Kadının İran'da başörtü takmaya Türkiye'de ise çıkarmaya zorlanması her iki durumda ters tepkiler doğurdu. İranlı kadınlar arasında başörtü takma oranı geriledi. İran'da kadını zorlama noktasında kendilerini 'fazilet bekçileri' görenlerden dolayı kadının nefreti arttı. Kadın başörtüyü çıkarmak ve saçının büyük kısmının görülmesi için yeni yöntemler keşfeder hale geldi. Bu başörtü gizlemekten çok açıyor. Bu noktada moda yenilikleri size yardımcı oluyor. Başörtülü kıyafetler pazarlarda geniş yer buluyor.

İran otoriteleri sorunu idrak etmek yerine despot bir hükümet gibi hareket etti. Daha da ileriye gidip kötü başörtü yasası çıkardı. Bu yasayı koyanlara göre doğru başörtü takmayan kadına yaptırımlar öngörülüyor. Yasanın başörtüsüzleri cezalandırması sonrası cezalandırma yeni yasanın uygulayıcılarının başörtüsünü doğru örttüğüne ikna olmadığı başörtülü kadına ceza vermeye kadar uzandı. Bununla birlikte doğru başörtüden kurtulmak için yöntemler bulan İranlı kadınların sayısı hâlâ artıyor.

Türkiye'de ise hat boyunca tersi durum söz konusu. Tasallut ve tepki ters yönde. İşyerlerinde, üniversite ve okullarda takılmasını yasaklayan otoritelere karşı koymak için başörtüye yönelik artan bir kadın kabulü yaşandı. AKP'nin anayasal düzenlemeyle üniversitelerde bu yasağı iptal etmesinin devletin laik temeli ile dini semboller arasındaki ilişkiye daha rasyonel çözüm bulma umudu yaratmasına yol açması sonrası bu umut Anayasa Mahkemesi kararıyla ortadan kalktı. Türkiye'de aşırılıkçı laik kurum tıpkı İran'daki aşırılıkçı dini kurum gibi toplumun idaresi için zorlamayı baz almalarının kendilerine biriken zararlar verdiğini, asıl sorunlarının kadının başörtüsü meselesinden ve kadınların başörtü takmaya veya çıkarmaya zorlanmasına tepkinin daha büyük ve geniş olduğunu idrak edemediler. İran'da zorlamada bulunan din devleti yeni nesil çevrelerde dindarlaşmama yönünde artan bir eğilim doğururken Türkiye'de baskıcı laik grup sadece dindarlaşma yönünde değil aynı zamanda Türklerin çoğunluğunun siyaseti dine karıştıran bir partiyi desteklemesi suretiyle dinin siyasallaşması veya siyasetin dindarlaşmasının kabulü yönünde artan bir eğilim yaratmaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi El İttihat, 26 Haziran 2008

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim