1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. “Türkiye Cumhuriyeti bir CHP Devleti” midir!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

“Türkiye Cumhuriyeti bir CHP Devleti” midir!

A+A-

Bilmem, o “tartışma programı”nı izlediniz mi?.. Ben “CNN Türk Televizyonu”ndan değil de, “CNN Türk radyo”sundan izledim... Galiba, “tartışmanın sonları”ydı... Sayın Şeref Malkoç konuşuyor ve “kapatma dâvâsının abesliği”nden söz ediyordu...

Yargıtay Başsavcısı A.Yalçınkaya’nın, AK Parti’yi “laikliğe aykırı eylem ve söylemlerin odağı olmak”la suçladığını, ancak bu suçlamalara yönelik kanıtların “inandırıcı olmaktan uzak” olduğunu ifade ediyordu ki, Hüsamettin Cindoruk girdi devreye... Hani şu, son zamanlarda “darbecilerin safına” geçen Cindoruk var ya, işte o!.. Evet, devreye girdi ve Recep Peker’den bir “söz” nakletti... Meğer Recep Peker, “Devrimlerin pazarlığı olmaz” demiş!.. Hüsamettin Cindoruk, büyük bir “bilgiçlik” edası içinde işte bu sözü “referans” gösterdi... Tabiî, sayın Şeref Malkoç başta olmak üzere, programa katılan diğer bazı konuklar; “Yapma Hüsamettin Bey!” dediler, “Sen bari yapma bunu!.. Sen ki, Demokrat Parti ve Adalet Partisi bünyesinde çeşitli görevler almış birisin!.. Kalkıp da, Recep Peker’i referans göstermen, hiç yakıştı mı sana?”

Öyle sanıyorum ki, Cindoruk da “baltayı taşa vurduğunu” anladı... Daha doğrusu, “cuntacı” ve “dayatmacı” yanının açığa çıkarılmasından dolayı paniğe kapıldı...

Tabiri caizse, “kıvırmaya” başladı...

Ama, mızrağı çuvala sığdıramadı!.. Tek kelimeyle “hava”sı söndü!.. “Sönmüş bir balon” gibi bumburuşuk oldu...

TARİH 9 MAYIS 1935

Sayın Şeref Malkoç ve diğer bazı konukları tebrik ediyorum... Hem Hüsamettin Cindoruk’un “demokrat” görünümlü “maske”sini düşürüp “cuntacı” çehresini ortaya çıkardıkları için, hem de Recep Peker denilen kişinin tartışma gündemine gelmesini sağladıkları için!..

Sahi, kimdir Recep Peker?..

Tek sözü, “Devrimlerin pazarlığı yapılmaz” şeklindeki sözü müdür?.. Recep Peker’in, bugün olup-bitenlere ışık tutacak daha başka sözleri de yok mudur?..

Meselâ, şu söz:

“Türkiye Cumhuriyeti, bir parti devletidir!”

Ya da, şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti, bir CHP devletidir!”

Ne o, şaşırdınız mı?..

Hayır; bunu ben söylemiyorum.

“CHP belgeleri”nde böyle yazıyor.

Biraz sonra yazacaklarımı; “Demokratik Cumhuriyet’i Dikta Cumhuriyet’i yaptılar” diyenlere içi boş lâflarla saldıran ve “Cumhuriyeti kuran parti”nin temsilcisi olmakla övünen CHP kurmayları iyi okumalıdır!..

Meydan Larousse ansiklopedisinin 4. cildinin 308’inci sayfasının 3. sütununda Recep Peker’le ilgili bilgi veriliyor!..

Bakın, ne yazıyor orada:

“9 Mayıs 1935’te toplanan Dördüncü Kurultay; partinin (CHP) tarihinde bir dönüm noktası oldu... Genel Sekreter Recep Peker’in ortaya attığı “TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR PARTİ DEVLETİDİR... Parti, devletle beraber çalışır” görüşü bu kurultayda onaylandı.. Peker, partinin temel ilkelerini yeni bir izaha kavuştururken, liberalizmi tenkit etti...”

Şimdi, “özgürlük” ve “adalet” isteyenlere salya-sümük saldıranlara sormak istiyorum:

CHP’nin “Cumhuriyet” anlayışında “dikta”cılıktan, “milli şeflik”ten başka ne vardır?..

26 Aralık 1938’de Ankara’da yapılan ilk “olağanüstü kurultay”da, İsmet İnönü’nün “partinin değişmez genel başkanı” ibaresini “parti tüzüğü” olarak “dayatan” kafa, hangi kafadır?.. Dünyanın hangi “demokratik” ülkesinde vardır “değişmez” dayatması?.

Hayret bi şey!..

CİNDORUK, İYİ BİR HUKUKÇU OLSAYDI!

Aslında ne söylesem boş!..

“Sanığın idamına, şahitlerin bilahere dinlenmesine...” diye karar veren İstiklal Mahkemeleri’ni kurduran da aynı CHP’liler değil miydi?..

Peki, “Menderes ve arkadaşları”nı idam ettiren kimdi?..

“Yassıada hakimleri” mi?..

Yoksa, “CHP’liler” mi?..

Cindoruk, buna ne der acaba?!?..

Pardon, bir soru daha:

Bugün “hukuk”tan, “devrim”lerden ve “laiklik”ten dem vuran ve ekranlarda “uzman hukukçu” pozlarına bürünen Bay Hüsamettin Cindoruk, Yassıada Mahkemeleri’nde merhum “Menderes’in avukatı” değil miydi?..

Madem “çok iyi bir hukukçu”dur;

O halde; “Menderes’in idamı”nı niye önleyememiştir?..

“Menderes’in darağacında sallanması”nı önlemek için “hukuk bilgisi” mi yetmedi, yoksa orada zaten “hukuktan eser yok” muydu?..

Herhalde “hukuktan eser yok”tu!..

Adalet de, vicdanlar da, “tatil”e çıkmıştı!..

Böyle olmalı ki, doğan boşluğu “CHP’liler” doldurmuş ve kararlarını verdirmişlerdi:

“Menderes ve arkadaşlarının idamına!”

Yıllardır “sağcı” ve “muhafazakar” bilinen Hüsamettin Cindoruk, şimdi kalkmış, böyle bir “CHP zihniyeti”ni savunuyor, böyle bir “CHP hukuku”nu “referans” gösteriyor ya, daha ben ne diyeyim?..

İnanın çok merak ediyorum;

Bu Cindoruk, Yassıada Mahkemeleri’nde “Menderes’in avukatlığı”nı mı yaptı, yoksa “CHP hukuku”nu mu savundu?..

Evet, çok merak ediyorum;

Yassıada’da “CHP devleti”ni, yani “CHP Cumhuriyeti”ni mi savundu Bay Cindoruk?..

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, 9 Mayıs 1935’te öyle diyordu ya; “Türkiye Cumhuriyeti, bir parti devletidir!”

Partinin adı da “CHP” olduğuna göre, demek oluyor ki;

“Türkiye Cumhuriyeti, bir CHP devletidir!”

Var mı aksini iddia eden?..

Bu ülkede; her zaman ve daima “CHP’nin dediği” olmuyor, “CHP’nin borusu” ötmüyor mu?..

CHP’NİN TEHDİDİ VE KARAR

Hele hatırlayın... 30 Nisan 2007’de aynen şunları söylüyordu Bay Deniz Baykal:

“Cumhurbaşkanı’nı bu parlamentonun seçemeyeceği maalesef kanıtlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 367 milletvekili bulunmadan Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar vermesi durumunda, bu Türkiye’yi tehlikeli çatışmaya sürükleyecektir.”

Ve bu sözler, “mahkemeye baskı” olarak, mahkemeye “tehdit” olarak algılanmadı, iyi mi?!?..

EVREN’E DOKUNMA, GÜL’Ü YARGILA!

Lütfen dikkat; o günlerde “367 dayatması”na boyun eğip, “CHP’nin isteği doğrultusunda” karar vererek, “Abdullah Gül’ün Cumhurbakanı seçilmesini engelleyen” Anayasa Mahkemesi, 22 Temmuz’da “refüze” oldu!..

Düşünebiliyor musunuz; “Türk Milleti Adına” karar veren mahkemeye, “milletin cevabı” tam aksi yönde oldu!..

Millet öyle bir karar verdi ki;

“Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi!”

“Milli irade böyle tecelli ettiğine” göre, herkesin buna “saygı” göstermesi gerekmez miydi?..

Ama “olanları” biliyorsunuz!..

“16 milyon 327 bin kişi”nin, bir başka ifadesiyle “Türkiye’deki 2 kişiden biri”nin oy verdiği bir parti hakkında 14 Mart’ta “kapatma dâvâsı” açıldı, 31 Mart’ta da “Başsavcı’nın gazete kupürlerinden oluşan iddianamesi” kabul edildi!..

Hem de, “dâvâ kapsamı”na Cumhurbaşkanı da dahil edilerek!..

Ne yalan söyleyeyim;

Dâvâya Sayın Abdullah Gül’ün de dahil edilmesini, ben şöyle yorumladım:

“Bizim, eşi başörtülü birinin Cumhurbaşkanı olamayacağı yönünde karar vermemize rağmen, siz tutar Abdullah Gül’ü yeniden aday gösterir ve seçersiniz ha!!!.. Al sana kapatma dâvâsı!”

Hani, “AK Parti hazımsızlığı”nı anlarım da, “Cumhurbaşkanı”nın da dâvâya dahil edilmesi, bu dâvânın “hukukî” değil, “ideolojik” olduğunu düşündürtüyor bana!..

Niye mi böyle düşünüyorum?..

“Evren’i yargılamayan” mahkemelerin “Gül’ü yargılamaya dahil etmesi”ndeki garabetten dolayı...

Efendim, olay şu:

“12 Eylül darbesinin lideri” ve Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 12 Eylül dönemine damgasını vuran “Aydınlar Dilekçesi”ni hazırlayanlar için Manisa’nın Gördes ilçesinde yaptığı konuşmada “Vatan hainleri” demiş, dilekçeye öncülük eden yazar Aziz Nesin de kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle Evren hakkında manevi tazminat davası açmıştı.

Ancak Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, “görevi sırasındaki işlemlerden ötürü sorumsuzluğu ve yargı bağışıklığı bulunan Cumhurbaşkanı hakkında dava açılamayacağını” belirterek başvuruyu reddetmişti.

Temyizde de Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını şu ifadelerle onaylamıştı:

“Cumhurbaşkanı, esas itibariyle görevi ile ilgili eylemlerden dolayı sorumsuzdur. Anayasa ve kanunlarda yapılması istenen değişikliklere de yer verilen ‘Türkiye’de demokratik düzene ilişkin gözlemler ve istekler’ başlıklı dilekçe kendisine sunulan Cumhurbaşkanının, yurt gezisi sırasında ‘Aydınlar Dilekçesi’ ile ilgili olarak görüş açıklamasının görevi ile ilgili olduğu kuşkusuzdur.”

Aziz Nesin, konuyu Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na götürmüş, ancak Komisyon da Yargıtay’ın görüşünü benimseyip, davayı reddetmişti...

GÖZ GÖRE GÖRE DE OLMAZ Kİ!

Hele söyleyin;

Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya, “21 yıl önceki bu olayı” bilmez mi?.. Anayasa Mahkemesi’nin 7 üyesi, bu karardan haberdar değiller mi?..

Hayır, bilmedikleri söylenemez!..

O halde; göz göre göre ve bunu “bile bile” niye Cumhurbaşkanı’nı da dahil ettiler dâvâya?..

Yoksa, “22 Temmuz’un rövanşı” mı bu?..

“Millete misilleme” mi?..

Değilse, çıkıp izah etsinler!..

Yoksa, “Yargı’nın hep CHP’li kaldığı” yönündeki iddialara ben de inanmaya başlarım!..

Hele de, “Cindoruk’un referans gösterdiği” CHP Genel Sekreteri Recep Peker’in o sözünden sonra!..

Ne diyordu Recep Peker;

“Türkiye Cumhuriyeti bir CHP devletidir!”

Ne dersiniz, gerçekten de öyle değil mi?!?..

 

Madem ööle, işte bööle!

"Ağzı olan herkesin konuştuğu" ve adeta "lâf yarışı"na girdiği Türkiye'de, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan da, nihayet konuşmuş...

Demiş ki; "AK Parti hakkında açılan kapatma dâvâsının kabulü yönünde oy kullanırken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dâvâ kapsamı dışında tutulmasını isteyen 4 üye, ihsas-ı rey'de bulunmuşlardır... Dolayısıyla, bu 4 üye dâvâdan çekilmeli ve yerlerini yedek üyelere bırakmalıdır!"

Hay hay, emriniz olur beyim!..

Ama, bir de "madalyonun öteki yüzü"ne bakalım...

Tamam, bu 4 üye "ihsas-ı rey"de bulunmuşlar, yani "hangi yönde oy kullanacaklarını" belli etmişlerdir!..

Peki ama, sormazlar mı adama; "Geri kalan 7 üye de, Gül'ün dâvâya dahil edilmesi yönünde karar verdiklerine göre" onların kararı da bir "ihsas-ı rey" değil midir?..

O halde, kökünden halledelim şu meseleyi:

Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesi de "ihsas-ı rey"de bulunduklarına göre, "üyelerin tamamı"nı değiştirelim!..

Değil mi ama;

"Madem ööle, işte bööle!"

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT