1. YAZARLAR

  2. Adnan Boynukara

  3. Türkiye, AİHM kararları için ne yapıyor?
Adnan Boynukara

Adnan Boynukara

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye, AİHM kararları için ne yapıyor?

A+A-

Türkiye, AİHM kararlarında ortaya çıkan olumsuz tabloyu değiştirmek için son iki-üç yılda güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur. Bunlardan birisi 12 Eylül 2010 referandumu ile kabul edilen ve 23 Eylül 2012’de hayata geçecek olan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkıdır. Diğeri ise Adalet Bakanlığı bünyesinde İnsan Hakları Daire Başkanlığı’nın kurulmasıdır.

Son zamanlarda darbeler ve oluşturdukları olumsuzluklara ilişkin yoğun bir tartışma içindeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesi, darbelerle yüzleşmesi ve darbeci geleneğin yargının karşısına çıkartılmasına ilişkin süreçleri konuşuyoruz. Başta insan hakları alanında yaşanan ihlaller olmak üzere, darbelerin ülke ekonomisine verdiği zararlar ve ayrıca medyanın, bürokrasinin ve siyasetin bu süreçlere verdiği destekler açıkça tartışılıyor... Tartışmalar arasında en can alıcı olan ise ‘darbeci geleneğin’ yargı üzerinde oluşturduğu etki ve yargının yaşanan süreçlere verdiği destek olsa gerek. Darbe ve yargı arasındaki derin ilişki, yargının kendini bu ülkenin ikinci ‘kurucu iradesi’ olarak konumlandırmasına zemin hazırladığı ve bu pozisyonuyla da ülkeyi önemli hukuk ihlalleri ile karşı karşıya bıraktığı sıklıkla ifade edilmektedir. Bu duruma ilişkin olarak; “söz konusu olan ülke ise gerisi teferruattır” ve TBMM kast edilerek “siz istediğinizi yazın, sizin yazdığınızın ağırlığı yüzde 5, gerisini biz belirleriz” gibi ifadelerin kimi hukukçular tarafından dillendirildiği de bilinmektedir. Evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığı açık olan bu anlayışın, ülkeyi içine soktuğu olumsuzluğun somut göstergesi, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) karnesi olsa gerek!

Türkiye, AİHM’in çatısı altında bulunduğu Avrupa Konseyi’ne (AK) 9 Ağustos 1949 tarihinde 12. üye olarak katılmış, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış ve 18 Mayıs 1954 tarihinde ise yürürlüğe koymuş bir ülkedir. 28 Ocak 1987’da AİHM’e bireysel başvuru hakkını vatandaşlarına tanımış, 22 Ocak 1990 tarihinde AİHM’in yargı yetkisini kabul etmiş ve bu tarihten sonra AİHM tarafından verilen kararların kendisi için bağlayıcı olduğunu kabul etmiştir. Bu süreçle birlikte, AİHM tarafından Türkiye aleyhine verilen ilk karar, 23 Mart 1995 tarihli Loizidou/Türkiye kararıdır.

AİHM’deki Türkiye davaları

31 Mart 2012 tarihi itibariyle Türkiye aleyhine AİHM’deki başvuru sayısı 16.750. 1 Ocak 2012 tarihi itibarıyla Türkiye hakkında karar verilen başvuru sayısı ise 2.747 olup, AİHM bunlardan 2.404 tanesinde Türkiye aleyhine ihlal kararı vermiştir. AİHM kararlarında bir başvuruda birden çok ihlal kararı çıkabilmektedir. Bu nedenle Türkiye aleyhine, başvuru sayısından daha fazla sayıda, yani 3.692 adet ihlal kararı çıkmıştır. Türkiye aleyhindeki 3.692 ihlal incelendiğinde; adil yargılanma hakkı 729, mülkiyet hakkı 611, özgürlük ve güvenlik hakkı 554, uzun yargılama 493, kötü muamele 243, etkin başvuru yolunun bulunmayışı 237, ifade özgürlüğü 207, etkin soruşturma yapılmaması 138, etkin soruşturma yokluğu 135, yaşama hakkı 92, özel hayatın gizliliği 83, toplantı ve gösteri özgürlüğü 53, yargı kararlarının icra edilmemesi 37, işkence yasağı 29, düşünce ve inanç özgürlüğü 4 ve diğer maddelerle ilgili olarak da 47 ihlal kararının verildiği görülecektir. 31 Mart 2012 tarihi itibariyle AİHM’e tüm Avrupa Konseyi ülkeleri çerçevesinde toplam başvuru sayısı 149.450’dir. Aleyhine en fazla başvuruda bulunulan ülkeler ise sırasıyla; Rusya (37.850 dosya, yüzde 25,3), Türkiye (16.750 dosya, yüzde 11,2), İtalya (14.700 dosya, yüzde 9,8), Romanya (12.250 dosya, yüzde 8,2), Ukrayna (10.150 dosya, yüzde 6,8), Sırbistan (7.100 dosya, yüzde 4,8), Polonya (5.250 dosya, yüzde 3,5), Moldova (4.400 dosya, yüzde 2,9), Bulgaristan (4.100 dosya, yüzde 2,7), Birleşik Krallık (4.100 dosya, yüzde 2,7) ve 32.800 dosya, yüzde 21,9 ile diğer 37 ülke.

Tüm üye ülkeler için 2011 yılı sonuna kadar toplam 14.854 ihlal kararı verilmiştir. Türkiye, 2.404 ihlal kararıyla birinci sırada bulunmaktadır. İhlal kararları anlamında ön plana çıkan diğer ülkeler arasında ise İtalya 2.166, Rusya 1.212, Polonya 945, Romanya 859, Fransa 848, Yunanistan 686, Birleşik Krallık 462, Bulgaristan 437 yer almaktadır.

AİHM, 50 yıldan fazla bir süredir insan haklarının korunması ve geliştirilmesine katkı sunmuş ve bugün itibariyle 800 milyondan fazla insanın doğrudan başvuru hakkına sahip olduğu uluslararası bir yargı organıdır. Demokratikleşme çabalarına rağmen, hak ihlallerinin varlığını sürdürdüğü dikkate alınırsa, sözleşme sisteminin ve AİHM etkinliğinin korunmasının önemi görülecektir. Bu olumlu fonksiyona karşılık AİHM’in mevcut durumu analiz edildiğinde, mahkemenin önünde birkaç temel sorun var. Bunlar; iş yükü artışı, taraf devletlerin sözleşmeyi ve mahkeme kararlarını ulusal düzeyde etkin şekilde uygulamalarına ilişkin ortaya çıkan problemler ve bununla birlikte mahkemenin verdiği kararlar arasındaki tutarlılık sorunu...

AİHM, yaşadığı sorunları aşmak için üç ayrı toplantı yaptı. Bu toplantıların sonuncusunda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi; Birleşik Krallık Dönem Başkanlığı’nın inisiyatifinde, 19 ve 20 Nisan 2012’de Brighton’da (İngiltere) yapılan üst düzey konferansta üye devletlerin ittifak ettiği bir deklarasyonu kabul etti. Kabul edilen deklarasyonda öne çıkan temel noktalar;

1- AİHM’in yasa yapıcı gibi davranmaktan vazgeçmesi, 2) üye devletlerin hukuki metinlerini ve uygulamalarını AİHS’e göre yenilemeleri, 3- taraf devletlerin sözleşme ve mahkeme kararlarını uygulamada sergiledikleri farklı tutum, 4- mahkemenin bazı kararlarının açık, tutarlı ve öngörülebilir olmaması ve 5- taraf devletlerin yargılama süreçlerinde AİHM’e görüş sormalarını saymak mümkün. Brighton Deklarasyonu ile bu tür sorunları giderecek kararlar alındı.

Türkiye, AİHM kararlarında ortaya çıkan bu olumsuz tabloyu değiştirmek için gerekli adımları, son iki-üç yılda gündemine almış ve yapılacaklar konusunda güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur. Bunlardan birisi; 2010 referandumu ile kabul edilen ve 23 Eylül 2012’de hayata geçecek olan, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkıdır. Bu uygulamanın etkin bir biçimde hayata geçirilmesi önemli bir gelişme olacaktır. Diğer bir faaliyet ise Türkiye aleyhine ortaya çıkan olumsuz tabloyu gidermek için Adalet Bakanlığı bünyesinde İnsan Hakları Daire Başkanlığı’nın kurulmasıdır. Daire Başkanlığı’nın başlıca görevleri; mahkeme tarafından verilen ihlâl kararlarının infazı ile ilgili gereken önlemleri almak, ihlâllerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapmak, insan hakları konusunda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği halinde çalışmalar yapmak şeklinde belirlenmiştir.

AİHM’de bekleyen 3 bin 500 dosya

Daire Başkanlığı’nın kurulmasıyla birlikte;

1- AİHM’e ilişkin koordinasyon ve savunma hazırlama görevi, Dışişleri Bakanlığı’ndan alınarak Adalet Bakanlığı’na verilmiştir. 2- ‘Uzun yargılama’ şikâyetleri konusunda AİHM’e yapılan ve henüz hakkında karar verilmemiş olan başvurulara çözüm bulunması amacıyla yeni bir iç hukuk yolunun (komisyon kurulması) oluşturulmasına yönelik çalışmalar ivme kazanmıştır. İç hukuk yolu oluşturulmasına ilişkin ‘niyet mektubu’ Avrupa Konseyine iletilmiş, AİHM de önerdiği pilot kararla bu teklifi kabul etmiş ve yeni bir iç hukuk yolu oluşturulmasının önü açılmıştır. Demokratikleşmeyi ve vatandaşları ile ‘helalleşmeyi’ içeren bu perspektifle, AİHM önünde bekleyen 3.500 kadar dosyanın, devletin vatandaşlarıyla dostane bir şekilde el sıkışmasıyla çözülmesi amaçlanmaktadır. 3- Hakim ve savcılara yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yoğunlaşmış ve düzenli aralıklarla yürütülen bu çalışmalar ile ‘kurtarmacı’ ve ‘insan haklarını önemsemeyen perspektif’in yerine, AİHM içtihatlarının geçmesi amaçlanmıştır. AİHM içtihatlarının içselleştirilmesi için ise kararlar tercüme edilmiş, uygulayıcıların yararlanmasına sunulmuş ve kararların yayınlandığı internet sitesi aktif hale getirilmiştir.

Bu çalışmaların dışında dikkate alınması gereken önemli bir uygulama ise hükümetin ve Adalet Bakanlığı’nın kararlı duruşunun da etkisiyle HSYK’nın, ‘hakim ve savcıların verdikleri kararların AİHM içtihatlarına uygunluğunu’ terfi kriterlerinden birisi olarak kabul etmiş olmasıdır. AİHM içtihatlarına uygunluğun mesleki kariyer için etkili bir faktör olarak belirlenmesi, yargılama sürecinin ve kararların daha sağlıklı olmasına katkı sağlayabilecektir. Sonuç olarak; ulusal ve uluslararası vizyonunu yenileyen Türkiye’nin, AİHM’in iç tartışmalarından da destek alarak, mevcut görüntüsünü değiştirme ve hak ihlallerinin önüne geçecek adımları atma çabalarının, yeni Türkiye vizyonuna ayrı bir anlam katacağı açıktır.

adnanboynukara@yahoo.com

STAR 

YAZIYA YORUM KAT