Türkan Saylan ve Şürekâsının Sözleri

20.05.2009 21:50

Asım Öz

Bu günlerde Türkan Saylan’ın kitaplarını, onunla yapılmış söyleşileri okuyorum. Okudukça hayretim artıyor. Tabii bu okumalara yaklaşık bir ay önce başladığımı da belirtmem gerekiyor. Türkan Saylan (74), dün gömüldü. Yani ben kitaplarını bitiremeden ömrü bitti Türkan Saylan’ın. Kazandığı büyük ödül için Tebbet Suresini okudum ardından bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak.

Kalktım, bilgisayarın başına geçtim, gazetelerin köşe yazarlarını bir bir okudum. Günlerdir bir ermiş gibi onu kutsayanlara baktım. Gene derin bir karanlık içindeydiler. Sonra da gazetelerdeki ilanlara, başsağlığı dileklerine baktım. Şaşırmadan geçtim onları.

Saylan için Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen tören de dikkat çekiciydi. ÇYDD Yönetim Kurulu Üyesi Gülsüm Kaya’nın sunumu üstlendiği törende ilk konuşmayı ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Aysel Çelikel yaptı. Çelikel, “Hak etmediği, acımasızca suçlandığı anlayışın sürdürüldüğü, ona yapılan hukuksuzlukların ardından insanın kendini suçlu hissetmemesi çok zor” dedi. Çelikel şöyle devam etti: “Laiklik ve Cumhuriyet kazanımlarının ortak paydamız olduğunu savunması mı darbecilik? Kız çocuklarının çağdaş eğitime kavuşturulması mı darbecilik? Ülkenin bölünmez bütünlüğünün savunulması. Bu mu darbecilik? Demokrasi ve insan haklarını savunmak mı darbecilik? Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının savunulması. Bu mu darbecilik? Laik eğitim sistemini savunmak mı, düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğünü savunmak, soruyorum arkadaşlar bu mu darbecilik?.. Eğer bütün bunlar darbecilikse, hepimiz darbeciyiz.”Çelikel’in bu sözlerini okuyunca ÇYDD’nin sivilliği ve asker destekli olarak gerçekleştirdiği projeleri geliyor aklıma.

Kitaplara gelecek olursak; insanların insana tapınışının seküler bir ideoloji doğrultusunda nasıl üretildiğine tanık oluyorum bu okumalarımda. Bilmediğim, bilemeyeceğim çok şey öğrendim iç dünyasının karartıları hakkında. Eylemlerine farklı bir donanımla bakmamı sağlayacak katmanlar çıktı karşıma Elbet başkaları da var. Ama ben bu yazımda Türkan Saylan üzerinde duracağım. Kanıtlamak zor değil bu söylediklerimi:

"Eski bir söylence, Tanrı'nın otuz altı iyi insanın yüzü suyu hürmetine dünyayı yok etmekten vazgeçtiğini anlatır. Bu bir masaldır ama, dünyanın yaşanabilir bir yer olmayı erdemler sayesinde sürdürdüğü, gerçektir. Doğruluk, adalet, merhamet, iyilik, vefa, incelik, çalışkanlık, özveri gibi değerlerle karşılaştığımızda gözümüzün ışıyıp içimizin ısınması, unutmaya başladığımız insani özümüzle karşılaştığımızı fark etmemizden kaynaklanıyor olmasın sakın? Ya bu değerlerin hepsini birden bir insanda bulmak? İşte bu bir mucizedir ve bu yüzden de seyrek görülür. Türkan Saylan, seyrek bulunan bu tür insanlardandır"

Türkiye İş Bankası Yayınları arasından yayımlanan "Güneş Umuttan Şimdi Doğar" başlıklı nehir-söyleşiye işte bu sözlerle başlıyor Mehmet Zaman Saçlıoğlu. Bu sözler aslında Türkan Saylan nezdinde üretilen Kemalist paganizmin, ulusal bilgelik denilen anlayışın da dışavurumu aslında. Bir insan aslında ne menem bir şeydir, derinlemesine düşünmemiş kişiler bunlar: Kafalarında yarattıkları Kemalist imgeyi savunanlara kayıtsız şartsız teslim olmuşlar.

Bir yazarı yapıtı nedeniyle merak ederiz; kişiliğinde tuhafımıza giden özellikler keşfetmemize yol açan, siyasal perspektifinde hiçbir biçimde paylaşmadığımızı gördüğümüz bilgiler edinmemizle sonuçlanan yeni bir okuma, yeni bir kaynak daha var şu an elimde. Üstelik o kadar çok ilginç yaklaşımları var ki insan yargıçlık etmeden duramıyor. Örneğin İslamcılık karşıtlığı, başörtüsü karşıtlığı, din ve korku ilişkisi onunla yapılan bir başka söyleşi kitabında Yapıcılığın Gücü’nde ele anlıyor. Kitap Doğan Kitapçılık’tan çıkmış. Bu arada şunu da söyleyelim: Bu aralar Doğan Kitapçılık’ta Bilgi Yayınları başta olmak üzere pıtrak gibi çoğalan Kemalist anlatılara her ay yeni bir kitap yayımlayarak katkıda bulunuyor. Cumhuriyet Kitap Yayınlarını ise saymıyorum. O en önde gideni bu anlatı yarışında.

Yapıcılığın Gücü’nde dikkatimi çeken bir noktada dinin özel yaşama karışması üzerine Saylan’ın ifade ettikleri. İnsanların din temelli olarak ayrıştırılmasını dinin özel yaşama karışması olarak algılıyor Saylan. Kamusal (y)alan tartışmalarını da anımsadığımızda her şey yerli yerine oturuyor aslında.

Saylan’ın ve şürekâsının din algıları böyleymiş, bana kalırsa başka türlü olamazdı da. Okuyanı yazarının kazandığı/kazanacağı büyük ödülü sürekli hatırlatan bir yanı olduğu tartışılmaz bu kitapların.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim