'Türk devrimini' anlamanın üç yaklaşımı

21.10.2009 01:43

Saad Muhyu

Türkiye-Suriye stratejik anlaşmasını ve öncesinde 11 Temmuz 2008'de imzalanan Irak-Türkiye stratejik anlaşmasını nasıl anlamalıyız?

Ortada üç yaklaşım var. İlki Türkiye'nin yaklaşımı. Türkiye, bu önemli gelişmeleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yeni 'stratejik derinlik' adını verdiği metodun çerçevesine koyuyor. Bu metot, Anadolu ülkesinden kendi bölgesel çevresindeki nüfuzunu uygulayarak, 'yumuşak güç' kullanarak ve uluslararası sahada etkili rol oynayarak ulusal güvenliğini teminat altına almasını gerektiriyor.

Davutoğlu, "Uluslararası bir aktör olarak Türkiye'ye geçmişte güçlü kasları olan, zayıf teçhizatlı, kalpte sorunları bulunan, orta düzey beyin gücüne sahip ülke gözüyle bakılıyordu. Bir başka ifade ile Türkiye güçlü orduya sahip, zayıf ekonomisi olan, kendine güvene muhtaç ve stratejik düşünmesi iyi olmayan bir ülkeydi. Şimdi ise Türkiye, uluslararası siyasetin birçok platformunda var. Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar'daki birçok çekişmede arabuluculuk yapıyor. Böylelikle Rusya ve Suriye gibi eski düşmanlar sıcak müttefiklere dönüştü." diyor.

İkincisi İsrailli şahinlerin yaklaşımı. İsrailli şahinler, Suriye ve Irak'a yönelik Türk yakınlaşmasını tarihî Türk-İsrail koalisyonuna tam darbe vurma mesabesinde görüyorlar, Türkiye'nin İsrail'i NATO'nun 'Anadolu Kartalı' tatbikatlarından uzaklaştırması ile Suriye ve Irak'la stratejik anlaşmalarını ve Suriye-Türkiye askerî tatbikatlar yapma adımını birbirine bağlıyorlar. Ayrıca devrimsel nitelikli eğilime kanıt olarak Erdoğan'ın ardı sıra gelen beyanatları üzerinde duruyorlar. Erdoğan, Gazze savaşı sırasında, 'Allah, Gazze'yi kanlı tutuklama kampına çevirmesi sonrası yaptıklarından dolayı İsrail'i cezalandıracaktır' demişti. Ardından kendisi ile İsrail Cumhurbaşkanı Peres arasında Davos forumu toplantısında yaşanan ve Erdoğan'ın 'Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz.' sözleriyle seslendiği büyük kavga yaşanmıştı.

İsrailli şahinler ve beraberlerindeki sağcı ve yeni Amerikalı muhafazakarlar Erdoğan Türkiye'sinin tutumlarının esasında başını uzatan İslamcı bakış açısından kaynaklandığını ve bu bakış açısının başta İsrail olmak üzere Batı karşıtı olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden Türkiye'ye karşı bütün cephelerde ve özellikle de Kongre cephelerinde, ABD'deki başka mali ve siyasi büyük baskı kurumlarında ateş açılması çağrısı yapıyorlar.

Son ve üçüncü yaklaşım ise Obama yönetiminin yaklaşımı. Obama yönetimi, Türkiye'nin halihazırdaki bağımsız eğilimlerinden uzağa gitmeyeceğinden, Amerikan silahlanmasına ve AB'ye üyeliği hedefleyen çabalarında ABD desteğine dayanması sebebiyle Washington'la işbirliğine kesinlikle mahkum olduğundan emin görünüyor. Ayrıca ABD, Moskova'nın kesintiye uğrayan jeo-siyasi emellerini sürdürmek istemesi durumunda Rus ayısına karşı Türkiye'nin daimi sigorta kartıdır.

Peki bu üç yaklaşım arasında ortak bir payda var mı? Evet var. Bütün bu yaklaşımlar eski Ortadoğu'da 'yeni Türkiye' etkisinin olduğundan hemfikir ve İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın da kabul ettiği üzere Türkiye'yi bölgede büyük bölgesel aktör olarak tanımak kaçınılmaz. Bunlara rağmen bu durum Ankara'nın tıpkı İran'la olduğu gibi Batı'ya düşman bir kampa dönüşme ihtimali olduğu anlamına gelmez. Hatta Türkiye, İsrail varlığına düşman bir kampın içinde dahi yer almaz...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim