Türbana takılıp kalmak zaman kaybı

17.03.2008 04:56

Hasan Hanefi

Demokrasi laikliğin temelini oluştursa da, Türkiye'deki laikler ötekini reddeden 'selefi' bir anlayış ortaya koyuyor. AKP de kişisel ve şekilsel bir konu olan türbana takılıp, önemli noktayı kaçırıyor. İki tarafın asıl 'yarışacağı' alan, sosyal meseleler ve işsizliğin ortadan kaldırılması olmalı

Geçmişe çakılıp kalmış laiklik, alternatif bir ideolojiye dönüştüğünde, bütün muhalif ideolojilere ve mezheplere karşı tutucu bir tavır aldığında ve kapalı bir inanç haline geldiğinde, zıddını veya zıddıyla diyaloğu kabul etmeyen köktenci ve vahşi bir anlayış sergiler. Böyle bir durumda, iki zıt, yani 'selefilik'le laiklik bir araya gelmektedir. Laiklik teoride, açılım ve ötekinin görüşünü kabul, dinin devletten ayrılması, aklın üstünlüğü, insan özgürlüğünü ve vatandaşın haklarını güçlendirmek demektir. Selefilikse, pratikte taassup, donukluk, kapalılık, ötekinin düşüncesini reddetmek, devletin laikliği yeni bir din olarak tesis etmesi, değişmezlik, kendi düşüncesini herkese dayatmak, vatandaşın seçme ve görüş çeşitliliği özgürlüğünü inkâr etmektir.

Laiklik ideoloji değildir

Türkiye'de şu günlerde üniversitelerde başörtüsü giyilmesine izin veren yasanın onaylanması ve mecliste azınlıkta kalan laiklerin, çoğunluğun onay verdiği yasaya karşı meclis içinde ve dışında gösteriler düzenlemesiyle ortada 'selefi' bir anlayış var. Oysa demokrasi, laikliğin dayanaklarından birini oluşturuyor. Laikler başörtüsüyle ilgili yasayı, toplumun İslamlaşmasının bir adımı, dinle devletin yeniden birleştirilmesi, Osmanlı hilafetini kaldırıp laik temellere dayalı yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Kemalist devrimin yıkılması olarak görüyor.

Aslında laiklik dini olmayan devlet demek. Beşeri yasalar, anayasa, vatandaşlık, herkesin hak ve görevler açısından eşitliği üzerine kuruludur. Din, vatandaşla devlet arasındaki genel ilişkiyi değil, insanla tanrı arasındaki özel ilişkiyi oluşturur. Bu bağlamda, laiklik devlet kurmak isteyen yeni bir 'din'dir. Oysa bu durum da bizzat laikliğin ruhuyla çelişir, zira devletin dini olmaz. Türk laiklerin 'selefi zihniyet'i, ötekinin görüşünü kabul eden, seçimler, anayasa, azınlıklara saygı gibi demokratik değerlere dayalı bir yönetim sergileyen AKP üyesi reformistlerin 'selefi zihniyet'inden daha fazla sürdü.

'Vahşi laiklik', hilafetin düşmesi sonrası ülkenin zayıflığına ve geri kalmışlığına tepki olarak Türkiye'nin doğal tercihi oldu. Selefi akımın hilafeti kurtarmaktan, reformcu akımın da ıslah etmekten aciz kalması sonrasında laiklik, bağımsız ve modern Türk ulus devletinin kurulmasının temeli oldu.

Fakat Türk halkı 1920'lerden bu yana değişti. Türkiye'nin geçmişten koparılarak değiştirilmesi imkânsızdı. Ulus devlet zayıflayınca, ekonomisi tökezleyince, yeni Avrupa modeline tam anlamıyla entegre olamayınca ve AB üyeliğine kabulü konusunda tereddüt gösterilince, İslamcı, Marksist ve liberal muhalif gruplar güçlendi.

Son tepki, Necmettin Erbakan konusunda yaşanmıştı. İnsanlar, Mısır devriminin başlarında Cumhurbaşkanı Muhammed Necip'in yaptığı ve Müslüman Kardeşler'in onun etrafında toplanması gibi, Erbakan'ın da 'yeni hilafet'e döneceğini düşündü. Kendisinden başkasının alternatif olmasına razı olmayan laiklik, Erbakan'ı devirdi ve beş yıl süreyle siyaset yapmasını yasakladı. Ardından AKP, hem aydınlıkçı rasyonel İslam'ı, hem liberal İslam'ı hem de sosyal adaleti temel alan İslam'ı içeren uygar bakış açısını yatırıma dönüştürebildi.

Laikler bir çağ inşa etmişlerse de bu çağ taşlaştı ve bir ideoloji halini aldı. İslam'sa zaman içinde yenilenen bir düşünceye dönüştü. İslami düşüncenin taşlaşmasıyla, hilafet de geçmişte şu an laikliğin yaşadığı gibi 'düşmüştü'.

Fakat asıl tehlike üniversitelerdeki başörtüsü serbestisi gibi şekilsel savaşları kazanmaktadır. Başörtüsünün tıpkı İran'da Şah'ın Batılılaşma girişimlerine karşı olan çarşaf gibi bir kimlik işareti olduğu doğru.

Ancak, başörtüsü başka sembollerin öncüsü veya toplumun İslamlaşmasının başlangıcı olsa bile şekilseldir. Zira başörtüsü kişisel bir konudur; yasama açısından önem taşımaz. Devletin başörtüsüyle olumlu veya olumsuz bir ilişkisi de yoktur. Başörtüsü, genel özgürlüklerin ve vatandaşlık hakkının bir parçasıdır.

İncirlik türbandan önemli

Sembolün gerçeği aştığı doğru; gerçek, şekilsel semboller ve işaretlerden ibaret değildir. Önemli olan ulusal bağımsızlık savaşları, paktlar siyasetinin reddedilmesi, sosyalist sistemin ve Varşova Paktı'nın çökmesi sonrası misyonunu kaybeden NATO'dan çıkmayı düşünmek, Amerikan uçaklarının, Türkiye'nin topraklarından Irak'a girmelerini reddetmesine rağmen Irak'ı vurmak için hareket ettiği İncirlik gibi Amerikan askeri üslerini kapatmaktır.

Önemli olan İsrail'den uzaklaşmak, Araplara yakınlaşmak ve Kudüs'ün kurtarılması için ortak çalışmaktır. Önemli olan, kalkınma, ilerleme ve sanayileşme savaşlarıdır. Türkiye bu alanda Endonezya ve Malezya'nın yolunda yürüdü. Yine önemli olan, adalet, eşitlik, sosyal konular ve işsizliğin ortadan kaldırılmasıdır. İşte AKP'yle laiklik arasında uzun vadeli çekişme budur. Laiklikle İslam'ın üzerinde durduğu ortak zemin budur.

'Üçüncü yol' gerek

Başörtüsü gibi sembollerin zeminini de, AKP'deki İslami bilinç ve laiklerdeki siyasi bilinçsizlik arasında bulunan 'müşterek selefilik' oluşturur. Aynı şey Arap ve İslam dünyasının dört yanında yaşanıyor. Kuveyt parlamentosu, Kuveyt Üniversitesi'nin liberal ilkeler üzerine kurulması sonrası, özel üniversitelerde karma eğitimin yasaklanmasını tartışmaya başladı. İlköğretim eğitimi karma yapılıyorsa, aynı şey üniversitede nasıl yasaklanır? Kadın ve erkeğe, ne zamana kadar bilgi talep eden vatandaşlar olarak değil de, dişi ve erkek olarak bakılacak?

Türkiye'deki AKP'yle Fas'taki AKP'nin yanı sıra, daha önce Malezya ve Endonezya'daki türevlerinin yaptığı gibi, İslam'la laiklik arasında köprüler kuran üçüncü yol, aydınlıkçı laiklik ve İslami hareketteki reformcu kanadın vahşi laikliğin karşısında güçlenmesine destek verecektir. Kriter olarak, sosyal, siyasi ve ekonomik olgular alınmalıdır. İbre teorik yaklaşımlar değil, pratikte görülen sonuçlardır. Ölçüt, başlangıçlar değil, sonuçlardır... (Ürdün gazetesi Düstur, Kahire Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı, 12 Mart 2008)

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim