1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Tunus- Nahda Pratiği: Tecdid mi, Gerileme mi?” Paneli Gerçekleştirildi
“Tunus- Nahda Pratiği: Tecdid mi, Gerileme mi?” Paneli Gerçekleştirildi

“Tunus- Nahda Pratiği: Tecdid mi, Gerileme mi?” Paneli Gerçekleştirildi

Özgür-Der’in, “Ortak Kimliğimiz, Farklı Tecrübelerimiz” üst başlıklı aylık paneller serisinin yedincisi olan “Tunus- Nahda Pratiği: Tecdid mi, Gerileme mi?” başlıklı panel, Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

A+A-

Şuayp Mekeç ve Hamza Türkmen’in konuşmacı olarak katıldığı panelin moderatörlüğünü Mehmet Ali Aslan yaptı.

Mehmet Ali Aslan konuşmacılara sözü bırakmadan evvel Tunus-Nahda Pratiğinin inişleri ve çıkışları olduğunu, bu iniş ve çıkışların sadece Tunus’ta tartışılmadığını birçok bölgede tartışıladurduğunu ifade etti. Aslan, Gannuşi’nin fikirleri, süreç içerisindeki evrilmelerinin kritize edilmekte olduğunu vurguladı. Kimileri Gannuşi’deki bu evrilmeleri gerileme ve çözülme olarak adlandırırken kimileri ise ideal olan tedrici bir yöntem olarak gördüklerini ifade eder. Tunus tarihine ve devrim sürecine de değinen Mehmet Ali Aslan tebliğlerini sunmaları üzere sözü Şuayp Mekeç’e bıraktı.

Şuayp Mekeç, tebliğine 2016 yılında yapılan Nahda Kongresinde Gannuşi’nin yapmış olduğu “Bundan sonra Nahda, davet-tebliğ misyonunu siyaset arenasından ayırarak, siyasal parti olarak hareket edecektir” açıklamasını hatırlatarak başladı. Mekeç, sunumuna şöyle devam etti:

suayp-mekec.gif“Bu açıklama bazı çevrelerce spekülatif bir malzeme olarak kullanıldı. Türkiye’de de bu çokça tartışıldı. Laik-sol çevreler bunu dinde modernizasyon olarak yorumladılar. Diğer bir husus ise mevcut algının geleneksel İslam algısı olduğu haliyle bu algının bazı çıkmazlarının bulunduğunu söylemek lazım. Bizim zaviyeden meseleyi okuduğumuzda Gannuşi’nin yaklaşımlarının ve yönteminin mevcut Tunus konjonktürüne göre bir tedbir olduğunu söyleyebiliriz. Temel maksadının sıkışmışlığa ve çıkmazlığa bir kapı aralamak olduğu görülmekte…  Cezayir’de yapılan darbe sonrası yaşanan travma ve Türkiye’de Refah Partisinin iktidara gelmesinin akabinde yaşanan 28 Şubat süreci bizleri düşündürmeye ve ders çıkarmaya sevk etti. Gannuşi de bunlardan biriydi. Hakeza İhvan da bu süreci takip edenler arasında sayılabilir ve bu süreçte ne tür yöntemler geliştirilebilir, ne tür okumalar yapılabilir üzerine düşünülmeye, tartışılmaya başlanılmıştı. Gannuşi, Tunus Vataniye televizyon kanalına verdiği röportajda sorulan soru meseleyi izah etmekte kayda değerdir. “Sizin Kamusal Alanda Özgürlükler adlı kitabınızda savunduğunuz fikirler ve Nahda Pratiği Türkiye’yi etkilemiş midir? Sorulan soruya Gannuşi: “Bu konu dengeli siyaset ile okuyabileceğimiz bir konudur. Bu da Yusuf el-Karadavi’nin bir yaklaşımıdır. İslami Hareketlerin içinde bulundukları coğrafyada statüko tarafından sıkıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde Müslümanların bu zorunluluklar içerisinde hangi içtihadları yapacakları, reel siyaset içerisinde nasıl bir tavır takınacakları, resmi kurumlarda çalışılıp-çalışılmayacağı, meclise girip-girilmeyeceği, partisel faaliyetlere katılıp-katılmayacağı gibi mevzular üzerinden tartışılan bir yöntemdir bu. Haliyle bu gibi mevzularda bir ortaklık sözkonusu olacaktır. Bu da birbirimizden etkilenmiş olduğumuz sonucu çıkarılabilir.” Aslına bakılırsa Gannuşi de İhvan da Mevdudi de ümmet mefkuresini yitirmeden nasıl ayakta kalınabilir bu sıkışmışlıktan nasıl kurtulabilinir vs. sorulara cevap aramıştır. Getirilen cevap zamana ve şartlara göre değiştiğini söyleyebiliriz. Ancak temel maksadın ümmetin maslahatı olduğunu ifade edilmesi gerekir. Gannuşi, Müslümanların genel sıkıntılarından birinin kadro eksikliğinin olduğunu ifade etmiştir. Müslüman toplumlarda ekseriyetle hoca-mürit ilişkisinin var olduğunu bu da tek adamı, kişiyi, lideri doğuracağı ve haliyle şuranın tahfif olacağını ifade etmiştir. Gannuşi İran’ın usulden uzaklaştığını, mezhebi bir saplantıya girdiğini ifade eder.

Gannuşi fikirlerini oluştururken birçok temel alt yapısını ve referansını Hz. Ömer’den aldığını söyleyebiliriz. Hz. Ömer döneminde büyüyen İslam coğrafyasıyla beraber oluşan heterojen toplum ve bu toplumda çıkan bazı sorunlara Hz. Ömer’in yaklaşımı ve usulü Gannuşi’de mülhem olmuştur. Esas olan mekasıdu-u şeria’dır. Şartlara göre hırsızın elinin kesilmemesi durumu siyasete de uygulanabilir ve bu usul ve fıkıh geliştirilebilir. Bu anlamda mekasıdu-ş şeria’ya uygun usuller, taktikler; laik, diktatör gibi rejimlerde de geliştirilebilir ve uygulanabilir.

Mekeç, Gannuşi’nin demokrasi ve laiklik gibi kavramlara getirmiş olduğu izahatı Kamusal Özgürlükler kitabından alıntılar aktararak ilk bölümünü sona erdirdi.

Tebliğini sunmak üzere sözü alan Hamza Türkmen, 14 Ocak 2011 yılında gerçekleşen Yasemin Devrimi sürecinden bahsederek konuşmasına giriş yaptı.

Türkmen konuşmasını şöyle sürdürdü: “Devrim sonunda cumhurbaşkanı olan Mazruki AA’ya  verdiği demeçte, 15 hamza-turkmen.gifTemmuz Arap Baharının zaferidir dedi. Bu ifade önemlidir. Zira vesayetten, statükodan kurtulmaya çalışan Türkiye’yi kendilerinden ayrı görmemekteler. Nahda’nın lideri Gannuşi, halkı Müslüman olan devletlerin sorunlarından bahsederken Batılılaşmanın getirdiği zihin kirliliği, diktatörya rejimleri ve batılıların bizleri parçalara ayırıp bizleri ihtilaflara sürüklemesidir denilebilir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye Müslümanlığı ile Tunus Müslümanlığı birbirinden çok da farklı değil.

Osmanlı döneminde bin beş yüz’lü yıllarda Tunus’un İspanya tarafından işgal edilmesi sonucu İkinci Selim tarafından görevlendirilen Hoca Sinan Paşa öncülüğündeki kırk beş bin kişilik ordunun gelmesiyle Tunus halkının Hristiyanlaşması engellenmiş oldu. Bu bizim için hayati bir öneme sahiptir der Gannuşi.

1981’de Fransız işgali ile beraber başlayan baskı ortamı Zeytuniye Üniversitesinin kapatılmasıyla, tesettür yasağı, hac yasağı ve memurlara oruç tutma yasağı gibi sonuçları doğurdu. Gannuşi bu dönemde Moro ile beraber İslam Güneş Hareketini kurdu. Her ikisi de Zeytuniye Üniversitesinden mezun olmuştu. Yine bu dönemde Gannuşi, Mısır’a gidip gelirdi. İhvan ile tanışması, Mustafa Sıbai, Seyyid Kutub ile tanışması bu dönemlere denk gelir. Ardından Suriye’de felsefe dersleri almasıyla doktorasını tamamlayan Gannuşi formatını, usulünü de tekmile ulaştırma gayretleri gütmüştür. Dolayısıyla Gannuşi’nin arka planına bakıldığında Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, El-Benna, Mevdudi, İbn Aşur, Bin Badis yani ümmetin fikri, usuli, metodik problemlerine eğilen bütün birikimlerden istifade ettiği görülür.  Tevhidi bilinçlenme aşamalarından biz nasıl geçtiysek Gannuşi’nin tekmili de fikri oluşumu da bu minvalde ilerlemiştir. Yine bu dönem incelendiğinde sol hareketin güçlü olduğu gözlemlenir. Ekmek devrimi olur. Böylece tutuklu bulunan siyasi suçlular bu kaos ortamında serbest bırakılır Gannuşi de bunlardan biridir. Gannuşi hemen partileşme girişimlerinde bulunuyor ve katıldığı ilk seçimde yüzde atmış oy alır. Tunus’un nüfusu on milyon dolaylarında, tarım arazilerinin yüzde atmışı Fransızların elinde yüzde kırkı ise beş bin Tunus ailesine ait. Yılda otuz milyon turist gelir plaj turizmi hakimdir. Böyle bir ortamda yüzde atmış oy alan Gannuşi  ve ekibi tutuklanır. Devrim sürecine gelinene kadar her türlü baskı ve şiddet uygulamaları mevcuttu. İncelenecek olursa on bine yakın sol harekete müntesip insanlar tutuklanır. Nahda’dan ise yaklaşık kırk bin civarında bir tutuklama olur. Bunun dört üniversite okuyan gençlerden oluşur. Öyle ki ellili yıllardan doksanlı yıllara kadar jakoben telakkiye sahip olan laiklik dahi kısmi olarak İslami oluşumlara alan açarken doksanlı yıllardan devrim sürecine kadar hiçbir alana ve harekete izin verilmedi. Böyle bir ortamda dahi illegal olarak faaliyetlerini sürdüren Gannuşi devrim sürecinde katılıp katılmama tartışmaları yaşanırken mutlaka katılması gerektiği yönünde bir tavır alır. Haliyle devrim sürecine katılmasıyla beraber devrimin kitleleşmesi Nahda’ya geçmiş oluyor. Devrimin temel yapısını oluşturuyor.

Gannuşi’nin kızı New York Times’e verdiği bir röportajda “Batının Doğudaki dostları krallar ve reformculardır. Bizim de tağut olarak gördüğümüz bunlardır. Ancak İslamcılar toptancı bir şekilde hüküm vererek ötekileştiriyor. Aslına bakılırsa İslamcıları üç kategoriye ayrılması gerekir. Birincisi bizim gibi Islah ekolü, İslam ile demokrasi arasında tam bir çelişki görmeyen açılımlardır. Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi, Tunus’ta ise Nahda. İkincisi körfezdeki resmi vaizlerin temsil ettiği ekol. Bunlar zor ve baskı kullanarak bir yol izliyor bu da hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıyor. Üçüncüsü ise ikincisiyle benzerlik arz ediyor bunlar da terör ve şiddeti araçsallaştırıyor.”

Gannuşi şeriatın gayesinin geliştirdiği zarureti hamse olarak ifade eder. Gannuşi’nin bir diğer dillendirdiği önemli husus ise insan hak ve özgürlüklerin menşeinin Batı olmadığını İslam olduğunun söyler. Ancak bugün Doğu’da bulunan muktedir devletlerin baskı ve ceberrutluğunu kabullenmektense Batı’nın geliştirdiği demokrasi araçlarının kullanılması daha makbuldür.  Demokrasinin beşiği olan Batı devletlerinin -Fransa, İtalya vs.- fısk, zulüm ve emperyal hususlarının olduğunun da altını çizmek gerekir. Bizim yapmamız gereken ilkelerimizden taviz vermeden var olan demokrasi vb. araçları asıl gaye yöneliminde maslahata uygun olarak kullanılmasında bir behisin bulunmadığını belirtmek gerekir diye ifade eder Gannuşi. 

Gannuşi 19. yy’dan bu yana Müslümanların bir dağılma ve sıkışmışlık sürecinde olduğunu söyler. Bu dağılmışlığa tepkiyi üç ana eksende ifade eder. Birincisi on sekiz ve on yedinci yüz yıl kuşağı. Bunlar İbn Abdulvahab, Şeyhveliyullah Dehlevi, Senusi gibiler akadi İslam etmeli, akılları hurafe ve bidatlerden arındırmalı diye ifade etmişlerdir. İkinci kuşak ise Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Kevakibi gibler ise Batı’nın meydan okumasına karşı durdular. Ayrıca vuku bulan kimliksel bulanım ve kavramlara İslami literatür oluşturdular. Sömürgeciliğe ve istibdai yönetimlere karşı var olma çabası verdiler. Üçüncü kuşak ise yirminci yüzyıl kuşağıdır yani kendi kuşağından bahseder Gannuşi.

Türkmen, Gannuşi’den şu alıntıyı yaparak tebliğinin ilk bölümünü nihayete erdirdi: “Bizim yaptığımız değerlendirmeler birer yorumdur. Bizim için İslami sabiteler esastır. Yaptığımız yorumlar Kur’an’a, peygamberin mütevatir sünnetine ve ümmetin genel icma’sına karşı ise bundan beri durulması elbette ki gerekir.”  

2-(1)-003.jpg

İlk bölüm, Tunus- Nahda Pratiği: Tecdid mi, Gerileme mi? konusu etrafında şekillenmesiyle son buldu. Devamında ise Türkiye’de yapılan referandum sonuçlarına dair görüşler dile getirildi.

Referanduma dair görüşlerini belirtmek üzere sözü alan Hamza Türkmen, Erdoğan’ın her ne kadar ‘önemli olan maçı kazanmaktır’ söylemini kullansa da referandum sonucunun beklenenin çok altında olduğu ve bunun sıkıntı veren bir durumun var olduğudur.   Zira GENAR Başkanı İhsan Aktaş’ın verdiği bilgilere bakıldığında yüzde 12-13 civarında olan MHP oylarının yüzde 3-4 oy arasında geldiği, 1 Kasım seçimlerindeki AK Parti oylarında ise yüzde 3-4 civarında bir düşüş olduğu gözlemlenmektedir. Diğer blokta ise yüzde yirmi beşlik bir partnin, yüzde kırk sekizlik dilimin sözcüsü pozisyonuna geçtiği gerçeği var.

Gannuşi bir kadro hareketi iken AK Parti ise toplama bir yapı-partidir. Bunu 15 Temmuz’da da müşahade ettik. Meydanlarda tarikatçının da olduğu, ıslahçının da olduğu gözlemlendi. Ancak Erdoğan’ın gerek çevresinde gerekse medyada bulunan bazı insanlar ‘artık yeter tekbir getirmeyin’ gibi ifadeler kullanıldığı görüldü. Bu da bir tür kırılmalara yol açacağını gösterir. Dolayısıyla Gannuşi’nin Takiyuddin en-Nebhani’ye getirdiği eleştirinin temelinde yatan tek bir kişinin etrafında şekillendiği yönetim biçimidir. Bu durum haliyle şurayı devre dışı bırakarak tek adamı doğurmaktadır.

Ak Parti’nin getirdiği açılımlar, ekonomik yatırımlar halkın refahı açısından kayda değer ve önemli olduğu göz ardı edilemez. Ancak parti içinde bulunan belirli kesimlerin rant devşirme gayesi gütmesi ise harekete zarar vermekte. Bu da asıl gayenin ıskalanacağı anlamına gelir.” diyerek değerlendirmelerini tamamladı.

Şuayp Mekeç ise; İçinde bulunduğumuz toplum yarılma riskleri fazla olan bir yapıya sahip. Kutuplaşmaya açık bir toplum mevcut. Yaşadığımız bu toplum modern hayatı tercih etmiştir. Seküler yaşam biçimi, alabildiğince kuşatmış bulunmaktadır. Bu AK Parti yapılanmasına da sirayet etmiştir.

Her ne kadar Türkiye’de on beş yıllık bir iktidar mevcut olsa da bu büyük kazanımlar elde edildiği anlamına gelmez. Zira köprüler, mega projeler yaptığınız bölgelerde hayır oyunun çıktığı gözlemleniyor. AK Partinin bu duruma kafa yorması gerektiğini söylemek lazım. Referandum sonucuna bakıldığında kazanım olarak görebileceğimiz hususlardan biri bölgeden gelen Kürt oylarıdır. Bu da bölgenin İslami hassasiyetlerinin baskın olduğu anlamı çıkar. Bir diğer kazanımlardan biri ise 15 Temmuz’un İslami camialarda oluşturduğu birlikte hareket etme temayülüdür. Bu durum incelendiğinde ise bölgede referandumu çok fazla etkilediği görülecektir.” dedi.

Referanduma dair yapılan değerlendirmeler sonucunda program tamamlanmış oldu.

3-077.jpg

HABERE YORUM KAT