1. YAZARLAR

  2. Süleyman Seyfi Öğün

  3. Tüketimde Ortodoksi ve Heterodoksi sorunu (3)
Süleyman Seyfi Öğün

Süleyman Seyfi Öğün

Yazarın Tüm Yazıları >

Tüketimde Ortodoksi ve Heterodoksi sorunu (3)

A+A-

Tüketimi umuruna koymadan bir üretim fetişizmi olarak başlayan kapitalizm bir tüketim fetişizmine dönüşmüştür. Yeniden-bölüşüm geçmişi olan Ren kapitalizmi ülkelerinin nüfusları nispeten dirençle karşıladı. Tüketime âdeta açlıkla saldıranlar ise devletçi kapitalizmin yeniden bölüşüm yoksunu toplumlarından başlayarak; Türkiye'nin de içinde olduğu yarı-merkez ülkelerin genç nüfusları oldu.

Karşılıksız borçlanmalar üzerinden kamçılanan yeni kapitalizm dünyayı bir emtia bolluğu ve çeşitliliği ile donatıyor. İhtiyaçlar alanı artık alabildiğine belirsiz, değişken ve tatminsiz. "Tüketim Teslisi" artık fazla bir anlam ifâde etmiyor. Orta sınıfların perhizkâr hayat tasavvuru çöküyor. Dünyevîleşme bile büzüştü ve küçüldü. Bugün artık atom altı parçacıkların belirsizlikle ve olumsallıkla anılan fiziğinden besleniyor. Eski sekülerler yine de bu dünyayı isterdi. Bugünküler ise sâdece dünyanın belirsizlik ve olumsallık üzerinden sorumsuzluğunu seviyorlar. Alt orta sınıfların hazcılığı baskın geliyor. Bu, ister Kantçılık isterse geleneksel değerlerden beslensin, kemâle ermek için yaşamayı boğucu buluyor. Doğru; okul-işyeri ve kışla arasında rutinleşen bir dünyada kemalât iddiaları sadece Pink Floyd'un The Wall'una ilham verebilir. Ama kemalât iddiası ne kadar boğucuysa, ortadan kalktığı yerdeki "can sıkıntısı" da o kadar mukadder. Ortalık, kadını ve erkeği ile, eski ya da nevzuhûr; mahremiyeti olmadığı için iç dünyası da teşekkül etmemiş, tek boyutlu, içinden bir şey gelmeyen her şeyi dışarıdan almaya koşullanmış, tekno-oyun saplantıları olan; sürekli taşkınlık yapan koca koca çocuklardan oluşan alt orta sınıf insanların can sıkıntılarından geçilmiyor. Çocuksu bir orta sınıf, insanlığın vasatıdır ve tüketim ağları sadece onun sonu gelmez can sıkıntılarını veri alır. O yüzden tüketime ortodoksi dayanmaz. Heterodoksi onun belirsiz, değişken ve tatminsiz bırakıldığı yerde yükseliyor. Burada kapitalizm kâşif tarafına güveniyor. Üretim fetişizminin el atmadığı, el atıp târumar ettiği, görüp görmezden geldiği, küçümsediği, hoyratlık ve haksızlık ettiği ne kadar konu ve alan varsa birer birer keşfediliyor ve uyandırılıyor. Kitle kültürünün, kimseye söz hakkı vermeyen, insanları okul-fabrika-kışla arasına sıkıştıran sertlikleri; popüler kültürün sâhicilik,yerellik gibi şenlendirici çağrışımları olan kültürel çeşitlilikleriyle yumuşatılıyor ve eritiliyor. Bu işlem artık kendisi bir karadelik haline gelmiş Agora üzerinden yapılıyor. Gerek Siyâset Meydanı (Pynx),gerekse Mâbed (Monumentum) oldum olası Pazar Meydanına(Agora) yakın olmuştur. Ama kurumsal varlıklarını ona bu kadar teslim ettikleri görülmemiştir. Bugün Agora hayatın merkezindedir ve onun çekim alanı dışında kalan hiçbir varlığın fazlaca bir hayat hakkı olmayacağı aşikârdır. Mallarla kurulan her türlü fantazmagorik ilişki reklam dünyasında, medyanın araçlarıyla sürekli işleniyor. Bu işçilik, ekonomipolitik dünyanın sonuna, kültürpolitik dünyanın ise yükselişine işâret ediyor.

Yaşadıklarımız kelimenin en sözlük karşılığıyla bir kırk ambar yüklü Rönesans kapitalizmi. Rönesans kapitalizminin, insanlığı paganlığa kanatlandıran; ilki kan davalarına inen ; sonu ve çözümü olmayan kabileler savaşını körükleyen sertçekirdek siyâsal; diğeri ise insanlığın ontolojik iddialarını belki daha sahih kılan; ama o ölçüde de küçülten yumuşakçekirdek "kültürel" açılımı mevcut. Birincisine tüketim kapitalizminin Borgiagil diğerine ise Shylockgil yüzü diyorum. Kültürpolitik dünyanın siyâsal yüzü ne kadar çekilmez ise "kültürel" yüzü Bahtin'den mülhem söyleyelim tam bir karnavalesk; cümbüşten geçilmeyen; sürekli melezlenen ve klonlanan kırkambar bir dünya. Kültür politik dünyanın "siyâsal" ve "kültürel" boyutları olumsal(contingent) ilişkilere sâhip. Çoğu kez yan yana, alenîleşme dürtüleri üzerinden kimi kez örtüşük ama her dâim varoluyor. Zaten bütün mesele tüketim kapitalizminin bu iki yakasını kapsayıcı bir kavrayışta ilişkilendirebilmek ve eşanlı olarak sönümlendirmenin yollarını bulabilmek....

İstiklâl'de başlayıp, Sultanahmet şenliklerinde sona eren bir hafta sonu gezintisinden arda kalanlar bunlar...  

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT