1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Tüketerek Tükenmek veya Fıtrî Yaşamak
Tüketerek Tükenmek veya Fıtrî Yaşamak

Tüketerek Tükenmek veya Fıtrî Yaşamak

Tüketim/eğlence medeniyeti fıtri bir sınır konulmayan insanın ihtiyaç ve arzularını suistimal ederek, sun'i yollarla fıtratını bozuyor. Onu yaratılış gayesine büsbütün aykırı bir mecraya sevk ediyor. Aşırılıklara giderek fıtratını paramparça ediyor. Furka

A+A-

Tüketerek tükenmek veya fıtrî yaşamak / Furkan AYDINER

Her varlık gibi insan da belirli bir fıtratla yaratılmış. Fıtratının gereği bazı arzu ve ihtiyaçlarla donatılmış. Yemek, içmek, uyumak, giyinmek, eğlenmek, dinlenmek, cinsel arzularını tatmin etmek gibi.

Ancak, bu ihtiyaçların karşılanmasına fıtri bir sınır konulmamış. Aklını kullanarak orta yolu bulması murat edilmiş. Günümüz tüketim/eğlence kültürü, beşerin fıtratını bozarak aşırılıklara gittiği için insanı yoldan çıkarmış. İnsanı insanlığın zirvesine çıkaran "fıtri yaşam" tarzı yerine, onu hayvaniyete indiren "sun'i yaşam" tarzını ikame etmiş. Ona mutlu olmak için "özgür ol, hayatını yaşa!" diyor. Ancak, neticede ona vaat ettiği saadeti veremediği gibi tüketimle fıtratını tahrip ederek insaniyetini tüketmiş. Birçok yoldan, insanı "sun'i cennet" içinde adeta "hakiki cehenneme" fırlatmış.

Birincisi, tüketim/eğlence medeniyeti, insanın fıtri iştahını suni şeylerle tahrik etmiş, cisminin taşıyabileceğinin ötesinde yağları beline yüklemiş. Örneğin, gözleri paradan başka bir şey görmeyen haris kapitalist üreticiler, su, süt gibi fıtri içecekler yerine binbir çeşit şekerli, gazozlu içecekler icat etmiş. Aynı şekilde, fıtri yiyecek ve meyveler dışında, insanın damak tadına hitap edecek binbir çeşit tatlı ve tuzlu yiyeceklerle marketleri doldurmuş. Tüketim kültürüyle insanı adeta bir "tüketim robotu"na dönüştürmüş. Onun vücuduna fıtraten ihtiyaç duyduğunun çok ötesinde gıda ve içecek enjekte etmiş. Neticede onu küp gibi şişirdikçe şişirmiş. Şeklini ve şemalini bozmuş. Şişmanlıkta asırlarca kırılmayan rekorlar kırdırmış. Aşırı şişmanları azınlıktan kurtararak birçok toplumda çoğunluk haline getirmiş. Obeziteyi gelişmişliğin bir sembolü yapmış. Obeziteden kaynaklanan kalp-damar ve şeker hastalıklarında patlamalar yaşatmış. Şişmanlar vücudundan utanır hale gelmiş. Kilolarından kurtulmak için her şeyini vermeye razı olmuş. Onları şişirmek için binbir sun'i gıda ve içecek icat eden kapitalistler, bu sefer de, yine para kazanmak için, şişkinliklerini indirecek binbir sun'i yollar keşfetmiş. Kimisini jimnastik salonlarında sallayıp cebindeki parayı alırken, kimisine de aletler, ilaçlar veya nasihatler satıp elindeki parayı alıyor. Oysa, çözüm fıtri yaşamaktır. Yani, fıtri olan iştah ve acıkma dürtüsüne göre hareket edip yemektir. Suni olarak iştahı tahrik edip bedene gereksiz şeyler yüklememektir. Yerken de, midenin fıtri hacmini düşünüp, üçte birini su, üçte birini yemekle doldurup, üçte birini de hava için boş bırakmaktır. Yedikten sonra ise, yenilenin fıtri olarak hazmedilmesine izin vermek için birkaç saat hiçbir şey yememektir. Böyle yaşayınca hem paramızı, hem ömrümüzü, hem bedenimizi israf olmaktan kurtarmış oluruz. Hem de bir ömür boyu yemek ve içmekten lezzet almak cihetiyle optimum seviyeyi yakalamış oluruz.

İkincisi, tüketim/eğlence medeniyeti, insanın fıtri ihtiyacı olan cinsel arzularını fıtri yollarla tatmin yerine sun'i yollarla tahrik etmiş. Her türlü, yazılı, sesli ve görüntülü medya araçlarını kullanarak insanın cinsel duygularını galeyana getirmiş. Onu şehvetine düşkün sapık yaratıklara dönüştürmüş. İnsaniyetin neslen devamı için gerekli olan aile müessesesine giden yolu kapatmış. Boşanmaları rekor seviyeye çıkartmış. Cinsel sapıklıkların neticesinde ortaya çıkan, başta AIDS olmak üzere, tarihte benzeri görülmemiş maddi ve manevi hastalıkları insanlığa musallat etmiş. Temelde hayvani olan cinsel lezzetleri hayatın merkezine yerleştirerek insanı bir nevi hayvan derecesine indirmiş. Ancak bütün bunlara rağmen şakirtlerine vaat ettiği mutluluğu getirememiş. Prozac gibi ilaçların yardımıyla fıtratları tahrik etmiş ancak cinsel lezzet cihetiyle bile mensuplarını memnun edememiştir. Onları sapık yollardan tatmin arayışına itmiştir. Oysa, şehevani ihtiyaçları evlilikle karşılamak hem fıtri hem de kâfidir. Gereksiz yere bedeni, sosyal, sıhhi ve mali israf ve aşırılıklara gitmeye gerek yoktur. Hem fıtri yaşamak, zihnen, ruhen ve bedenen sıhhatli ve dengeli nesillerin yetişmesine vesile olur. İnsanı hayvani arzularının esiri olmaktan kurtarıp, kalbi, ruhi, akli, vicdani arzu ve ihtiyaçlarını da karşılayacak olgunluğa eriştirir. Hayvanlıktan kurtarıp, bir nevi melek derecesine, hatta daha ötesine çıkarır.

Üçüncüsü, tüketim/eğlence medeniyeti insanın fıtri eğlenme ihtiyacını sun'i ve sanal yollarla tatmine çalışıyor. Bunun için sinemalar, tiyatrolar, oyun salonları, TV eğlence programları, bilgisayar oyunları gibi binbir aracı kullanıyor. Oyun ve eğlenceyi hayatın biricik gayesi olarak gösteriyor. İnsanı fıtri aile ortamında ve sıhhatli sosyal bir ortamda eğlenmek yerine sun'i yollarla sanal dünyasına çekilerek eğlenmeye teşvik ediyor. Gayri fıtri şekilde bilgisayar oyunları ve TV gibi eğlence araçlarına bağımlı yapıyor. Hem cismen hem de zihnen sıhhatini bozuyor. Onun kıymettar ömrünü kıymetsiz oyunlarla öldürüp, neticesiz bırakıyor. Örneğin, evinde çoluk çocuğuyla fıtri şekilde oynaşıp, eğlenmek yerine, sinema, tiyatro ve televizyon programlarıyla sun'i bir şekilde onu eğlendirmeye çalışıyor. Oysa, evlatların anne ve babaları için çevirdikleri fıtri oyunların ve samimi filmlerin yerini hiçbir tiyatro oyunu, hiçbir sinema filmi alamaz. Ebeveynin kalbindeki şefkat duygusunu sun'i hiçbir sinema filmi tatmin edemez. Aynı şekilde, çocuğun anne ve baba şefkatine olan ihtiyacı hiçbir kreşte karşılanamaz.

Dördüncüsü, tüketim/eğlence medeniyeti bireyleri bencil yaparak fıtri yaşam tarzını tahrip ederken, onlardaki evlat ve arkadaş sevgisini evcil hayvan sevgisiyle ikame ediyor. Birçok insanı hayvana hizmetçi dercesine düşürüyor. Evcil hayvanına adeta bir evladı gibi muamele etmesini telkin ediyor. Onları binbir çeşit sun'i yiyeceklerle besleyip, çeşit çeşit takılarla süslemeyi tavsiye ediyor. Yüz milyonlarca insan açlıktan ölürken, ihtiyaç olmadığı halde, evcil hayvanlara yüz milyarlarca dolar harcamaya teşvik ediyor. Oysa, evladı olan herkes bilir ki, hiçbir hayvan evladın yerini tutamaz. Evladına gösterilen şefkatin neticesi olan hazzı temin edemez. Hatta denilebilir ki, bir değil birkaç evlat sahibi olmak fıtridir. Hiç evlat sahibi olmamak ise gayri fıtridir.

Beşincisi, tüketim/eğlence medeniyeti insanın fıtri dinlenme ihtiyacını suistimal ederek "tatil kültürü"nü teşvik ediyor. Paradan başka bir şey görmeyen kapitalist girişimciler, binbir yoldan reklam yaparak dinlenmek için lüks yerlerde tatil yapmanın adeta zorunlu olduğunu telkin ediyor. Gerçek huzur yolunun böyle tatillerden geçtiğini iddia ediyor. İnsanların bir sene boyunca gözünü dişine takarak biriktirdiklerini bu şekilde elinden alıyor. Hiçbir sermayesi olmayanı da borçlanmaya mecbur ediyor. Tatilsiz hayatın keyfinin olmadığını ima ediyor. İnsanlar arasındaki tatil rekabetini körükleyerek işleri çığırından çıkarıyor. Ancak, bütün bunlara rağmen, vaat ettiğini yerine getiremiyor. İnsanı dinlendirmek yerine, tatil yapacak parayı kazanması için daha da yoruyor. Ona huzur kazandırmak yerine, şov merkezleri olan lüks tatil yerlerinde kendisinden daha zengin olanları gösterip huzurunu kaçırıyor. Tatile gidenler, haline şükredip, keyifle dönüş yapmak yerine, halinden şikâyet edip, hırs ve kıskançlıkla dönüyor. Oysa, insan fıtri dinlenme ihtiyacını gidermek için binlerce kilometre uzaklardaki tatil yerlerine gitmek zorunda değildir. Evinde oturup, bahçesinde dost ve evlatlarıyla hoşça vakitler geçirerek de bunu yapabilir. Köyündeki eski dostlarını ziyaret ederek de bunu yapabilir. Hatta denilebilir ki, insanın köyüne veya memleketine yapacağı ziyaretten edineceği saadet lüks tatil yerlerinden daha da yüksek olur. Çünkü, geçmişini hatırlayarak, kendisine ihsan edilen nimetlere şükreder. Kendisinden daha gariban olanları görerek, sahip olduğu nimetlerin kıymetini takdir eder. Onlara yardım etmekle fıtratındaki yardımseverlik duygusunu tatmin ettiği için ruhen lezzet alır.

Altıncısı, tüketim/eğlence medeniyeti bedeni fıtri şekliyle en güzel tarzda kullanmak yerine onu değiştirerek güya güzelleştiriyor. Kiminin burnunu kısaltıyor, kiminin göğsünü şişiriyor, kiminin kaslarını geriyor, kiminin gözlerini renklendiriyor. Kimini daha güçlü yapmak için doping ilaçlar icat ediyor. Vücuduna mekanik parçalar eklemekle "posthuman" veya "transhuman" dediği "insanötesi" yeni bir nesil haline getiriyor. Onun acizlik ve fakirliğini giderip, adeta tanrılaştırıyor. Ona ebedi gençlik ve güzellik vaat ediyor. Bu vaat ile elindeki paraları topluyor. Saatlerce bıçak altında işkenceye tabi tutuyor. Bazen canını bile alıyor. Ancak, yine de milyonlarca müşteri bulmakta zorlanmıyor. Eczaneleri güzellik ilaç ve malzemeleriyle doldurup, köşe başlarında güzellik salonları ve estetik ameliyat klinikleri açıyor. İnsanlardan, güzelleştirip, gençleştireceğini vaat ederek parasını alıyor. Hatta, ölüyü bile fıtri haliyle mezara koymak yerine on binlerce dolar karşılığında sun'i olarak güzelleştirip öyle koyuyor. Böylece, ölünün geride bıraktığı servetine de el koyuyor. Sonuçta kapitalist kazanıyor, ancak gariban insanlar boş bir vaat uğruna her şeyini kaybediyor. Hem bedenlerini hem de ömürlerini heba ediyor. Oysa, her mevsimin kendine göre bir güzelliği vardır. Asıl olan bu güzellikleri görmeye çalışmaktır. Mevsimleri yok edip, bire indirmek değildir. Aynen öyle de, insan hayatında çocukluk, gençlik, yetişkinlik, ihtiyarlık birer mevsimdir. Her birinin ayrı güzellikleri vardır. Fıtri olarak bu mevsimlerin güzelliklerinden istifade etmek yerine, sun'i olarak bir mevsim yaşamaya çalışmak akıl kârı değildir. Kaldı ki, bu mümkün de değildir. Kâinatın umumi kanunu değişmedikçe, her doğan büyür, her büyüyen yaşlanır ve her yaşlanan ölür. O halde, devekuşu misali bu gerçeğe karşı başını sun'i güzellik kumlarına sokmak yerine, gerçeği görüp, ona göre hazırlanmak gerek. Fıtratımızdaki ebedi gençlik ve daimi güzellik arzusunu bu dünyada karşılamanın mümkün olmadığını kabul edip, onların tatmin edileceği ebedi memleket için çalışmak gerek. Aksi halde, hem dünyadaki hem de ukbadaki gençlik ve güzelliği ebediyen kaybederiz.

Yedincisi, tüketim/eğlence medeniyeti insanı fıtraten ihtiyaç duyduğunun çok ötesinde eşya almaya adeta mecbur etmiş. Eşya ile hayatı kolaylaştırıp, insani meziyetleri inkişaf ettirmek yerine, hayatı eşya edinmek için bir araç haline getirmiş. İnsanı adeta eşyaya hizmetkâr yapmış. Fıtri ihtiyaçları birden bine çıkararak insana bolluk içinde bir nevi fakirlik yaşatmış. Onu marketten eşya taşıyıp, evde bir süre beklettikten sonra çöpe götüren çöpçü seviyesine indirmiş. Evde hayatı kolayca yaşanır kılmak için eşya almak yerine, evi eşya ile doldurarak adım atılamayacak duruma getirmiş. Alışveriş merkezlerini modern hayatın ibadet yerlerine dönüştürmüş. İnsanı her gün buralara uğramaya bir nevi mecbur etmiş. Eşyayı fıtri giyinme, barınma gibi ihtiyaçları karşılayacak meta yerine statü sembolüne dönüştürmüş. İnsanın fıtraten en yüce meziyetlerle yaratılmış şerefli bir varlık olduğunu göz ardı edip, onu sahip olduğu eşya ile değeri ölçülen bir varlığa dönüştürmüş. Dünyaya geliş gayesini unutturup, kalbine eşya biriktirme sevdasını yerleştirmiş. Oysa, insan bu dünyaya eşya biriktirmek için değil, eşyayı kullanarak fıtratındaki istidatları inkişaf ettirmek için gönderilmiş. Hayvaniyetten kurtulup insan-ı kâmil seviyesine çıkmak için gönderilmiş. Örneğin, bir hotelde misafireten kalan biri, orada dinlenip, işlerini görüp, zamanı gelince de ayrılmak yerine, otelde geçici olarak kullanımına verilenleri sahiplenme sevdasına girse elbette büyük hata eder. Böyle biri otelin tapusunu üstüne almaya, yatağını paketleyip yanında götürmeye, yemek yediği tabakları toplayıp valizine koymaya kalkışsa elbette hem kendini rezil eder hem de hırsız diye hapse atılmayı hak eder.

Kısacası, tüketim/eğlence medeniyeti fıtri bir sınır konulmayan insanın ihtiyaç ve arzularını suistimal ederek, sun'i yollarla fıtratını bozuyor. Onu yaratılış gayesine büsbütün aykırı bir mecraya sevk ediyor. Aşırılıklara giderek fıtratını paramparça ediyor. İnsaniyet makamından hayvaniyet derecesine indiriyor. Oysa, fıtrat sefih medeniyetin sunduklarını fıtri bulmadığı için depresyonla, stresle, gözyaşlarıyla reddediyor. İnsaniyetine layık olmadığını lisan-ı haliyle ilan ediyor. Tüketim çılgınlığıyla insaniyetimizi de tüketip, topyekûn intihara gitmemek için tekrar fıtri olana dönmemiz gerektiğini sosyal ve psikolojik patolojilerle ikaz ediyor.

ZAMAN

HABERE YORUM KAT