1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. TSK’nın ve bürokratik oligarşinin halkın içinde eritilmesi fırsatı..
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

TSK’nın ve bürokratik oligarşinin halkın içinde eritilmesi fırsatı..

A+A-

secakirgil@yahoo.com

Başbakan Tayyîb Erdoğan’ın,  geçen hafta, Şemdinli’de 11 askerin ölümüyle sonuçlanan büyük saldırıdan hemen sonra, Genelkurmay Başkanı‘yla birlikte taa o dağbaşlarındaki siperlere kadar gitmesi, elbette ki, oradaki askerler için psikolojik açıdan bir moral takviyesidir.. Bu geziyi hemen bütün muhalefet cebhesi eleştirirken, Nû’man Kurtulmuş’un, ‘O fotoğrafı görünce, işte bir Başbakan böyle olmalı  dedim’ diye takdirlerini belirtmesi, alkışlanacak bir sorumlu muhalefet örneğidir.

Ancak, orada, bir siperin arkasında, verilen bilgileri, bazı subaylar ve Genelkurmay Başkanı’nın çömelerek dinlediği bir anda, Erdoğan’ın da çömelmesi, başta MHP olmak üzere bazı muhalif çevreler ve medya tarafından kıyasıya eleştirildi.. Hele E. Ç. isimli terbiyesiz kişinin ahlâksızca yazdığı ve eleştiri zannettiği sözler, onun nasıl bir çirkefe battığını bir daha gösteren, ap-açık bir muzahrafat sergisi idi..

Medyanın ve muhalefetin ve de onların yönlendirdiği ve daha çok MHP’ye yakın kesimlerin asker cenazelerinin defni sırasında, tuttukları tempolar, ‘Hükûmet şaşırma, sabrımızı taşırma!..’ gibi çiğ laflarla veya, ‘Ya Allah, bismillah..’lı nakaratlarla dile getirilen ve hattâ bazı ‘Bakan’lara ve iktidar partisi m. vekillerine yönelik, yumruklamalara varan saldırganlıklar ve fakat, aynı çevrelerin generalleri görünce, asıl hesab vermesi gereken bu gibi fiilî sorumlulardan hesab sormak yerine onları hemen alkışlamaya başlamaları, üzerinde durulmayı gerektiriyor.. Çünkü, bu gibi taktikler, ‘Ergenekoncu’ların bilinen sosyal yönlendirme taktiklerinden..

Ama, bir-iki nokta var ki, işaret etmeden geçilmemesi gerekiyor..

Başbakan’ın siperde çömelerek etrafı kolaçan etmesi ve verilen izahları dinlemesi üzerine yapılan eleştirilere karşı Genelkurmay Sözcüsü, bunun, çok net olarak gözetlenmesi mümkün bir yere uzun menzilli bir silahlarla atış yapılması ihtimali karşısında, Başbakan gibi devlet büyüklerini ve yüksek komutanları korumak için yapılması gereken bir tedbir olarak askerî bir gereklilik olduğunu söyledi.. -Ki, bir tehlike sözkonusu idiyse, bazı subayların ayakta olması tedbirsizlik değil miydi?-  

Tayyîb Erdoğan ise, Kanada’ya giderken yaptığı açıklamada, sözkonusu eleştirilere değinirken, -kendisini eleştirenlerin atatürkçülük hecmelerine cevab vermek isterken- M. Kemal’in de siperlerdeki fotoğraflarını hatırlatması, hiç de hoş olmamıştır..

Yapma be, Tayyîb Bey.. Bu sözleriniz, o cesur tavrınızı gölgeledi..

Birileri, resmî ideolojinin ikonlaştırdığı bir ismi, âdetâ, bir dinin büyük isimlerinin davranışlarının, sünnetlerinin örnek edinilmesi gibi tekrarlayıp dururken, Başbakan’ın da aynı yanlışa düşmesi ve onu örnek göstermesi, bu hususlarda dikkatli olduğu bilinen Tayyîb Bey’e yakışmamıştır..

Sözkonusu ikonlaştırılmış kişinin birçok aykırılıkları ve müslüman halkımızın hayatî ve inanç değerleri açısından, hele de 1923’den sonra birçok temel yanlışları ap-açık ortadayken, siz de onu örnek göstererek, aynı yanlışları tekrarlayacak veya bir takım yanlışları yapınca, ona mı sığınacaksınız? Sözgelimi, o, 1917’de, Osmanlı ordusu Filistin’de ingilizlere karşı yenildikten sonra, başında bulunduğu orduyu başsız, komutasız olarak bırakıp, herhangi bir üst makamdan da izin almaksızın, İstanbul’a dönmemiş miydi; -askerî terimle söylemek gerekirse-, kaçmamış mıydı?

Yani, onun yaptıklarını örnek göstermek, çoğu zaman insanı kendisiyle çelişkilere ve tezadlara düşürebilir..

 *

Son günlerde, PKK, önceden de açıkça belirttiği gibi, terör eylemlerini sivil yerleşim birimlerine ve büyük şehirlerin merkezlerine, metropollere taşımak ve bu merkezlerdeki askerî hedeflere saldırmak eğilimine hız vermiş gözüküyor..

Şimdi, askerî araçlar ve hattâ askerî lojmanlar hedef alınıyor..

Ve bu araç veya mekanların askerî mahiyeti, hemen herkesçe biliniyor..

O halde, bu durumda alınacak en etkili tedbirlerden birisi de, bu araçların ve mekanların terkedilmesi, askerliği bir meslek olarak ifa eden kişilerin de sivil insanlarla birlikte, onlar gibi, toplumun içinde eriyip gitmesi ve subay ailelerinin de, lojmanlardan çıkıp halkın içine karışması; kezâ, askerî hastahane gibi mekanların da derhal halkın tamamına açık yerler haline getirilmesidir..

O zaman, terör odaklarının saldırı alanları belli noktalar olmaktan çıkacak, halkın tamamına yönelik bir alana yayılmış olacak ve tabiatiyle, daha bir zorlaşacaktır..

Bu konular,  AK Parti’nin 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelmesiyle de gündeme gelmiş; ama, o zaman itirazlarla karşılaşmıştı.. Halbuki, o zaman, Tayyîb Erdoğan’ın m.vekillerinden ilk isteği, m. vekilleri lojmanlarına yerleşmemeleri ve daha önce yerleşmiş olanların da oraları terketmeleri ve halkın içine dağılmaları idi..

Bu istek,  pek sevimli karşılanmadıysa da, yerine getirildi.. Böylece, m. vekilleri, vekili oldukları halkın içine katıldılar..

*

Musîbetlerden ni’metler devşirme imkânı da unutulmamalı..

Şimdi, askerî araçlar ve askerî lojmanların bile terör odaklarının hedefi haline gelmesiyle, bu olumsuz durumdan olumlu sonuçlar devşirilebilir.. Şöyle ki, milletin bünyesinden çıktıkları halde, müslüman halkımızın temel değerlerinden kopuk yaşayan malûm güç odaklarının, milletin bünyesine döndürülmeleri için de bir fırsat olarak kullanılabilir..

Çünkü, ‘askeriye’ kesimi, milletin büyük gövdesi içinde yer aldığı derecede, nice büyük fitne hareketleri daha bir kolay önlenecektir.. İstanbul’un daha bir mütedeyyin kesiminin yaşadığı kabul edilen Fatih gibi semtlerin bir gecede ezilmip geçilmesine dair Balyoz  Harekâtı nutuklarını eden ve ‘Bu rejime itaat etmiyenleri ben ezer geçerim, bu bana kanunen verilen bir vazifedir, arkadaş..’ diyen em. orgeneralleri, henüz 7-8 ay önce dinlemedik mi? Onların aileleri, milletin büyük gövdesi içinde yer aldığı zaman muhakkak ki, aynı rahatlıkla hareket edemiyeceklerdir..

TSK mensubları ve aileleri, hâlâ da, hele son 40-50 yıldır, halktan kopuk, ayrı lojmanlarda, ayrı alışveriş merkezlerinde, orduevleri gibi ayrı sosyal mekanlarda, ayrı dinlenme tesislerinde, kimseye hesab verme gereğini duymaydan, âdetâ bir ‘yabancı kolonisi’  gibi yaşamaktadırlar.. Halkın çocukları ise, her mekanda, gerçi ‘emirerliği’  kaldırılmış olsa bile, ‘posta erliği’ adı altında, o subayların ve ailelerinin şahsî hizmetlerine koşuluyor.. Ve bu, o erlere bir de imtiyaz gibi sunuluyor..

Ama, artık, terör eylemlerinin güvenlikli sanılan bu mekânlara ve araçlara da sıçraması üzerine, halkın içinden çıkıp, çoğu mankurtlaştırılmış, kendi halkının inanç değerlerine düşman haline getirilmiş ve askerlik mesleğini tercih etmiş bu kişilerin kendi halklarının sinesine, sine-i millete dönme fırsatı ortaya çıkmış olabilir..

Unutmayalım ki, askerî araçlardaki kast sistemini andıran, insanı rütbesine göre robotlaştırmış bulunan askerî davranışlar bir yana; askerî lojmanlara giren - çıkanların kimliklerinin sıkı kontrol altına alınması ve kimin evine örtülü veya sakallı kimselerin gelip gitmekte olduğunun da takibât altına alınması yüzünden, nice anne-babaların, oğullarının-kızlarının evlerine gitmekten bile çekinmesi gibi tuhaflıklar, ortaya çıkan bu yeni durumla belki bertaraf edilme imkanına kavuşabilir.. 

*

Evet, siyasî iktidar, ortaya çıkan bu durumu bir fırsata dönüştürebilecek radikal kararlar alabilir ve almalıdır..

Düşünelim ki, binlerce askerî lojmanın yıllık tamir”at ve restore masrafları bile, korkunç boyutlardadır ve bu masraflar, millyetin bütçesinden çıkarılmaktadır, oralarda yaşayanların cebinden değil..

Ve yine hatırlanmalı ki, sayıları yüzleri, hattâ binleri bulan emekli generallerin emekli maaşları bile, halkın tasavvur edemiyeceği boyutlardadır.. CHP lideri, kendisi de Başbakan kadar maaş almaktayken, Başbakan’ın maaşının yetmediğinden yakınmasını diline dolayıp, ‘500 lira emekli maaşı alanların nasıl yaşadığını niye düşünmüyorsun?’ diye politik laflar ediyor ve zâhiren haksız da sayılmaz.. Ama, aynı CHP lideri, 5 bin liranın üzerinde emekli maaşı alan yüzlerce em. orgeneralleri ve onlardan birkaç yüz liracık daha düşük emekli maaşları alan diğerlerini de  diline dolayabilecek midir? Ki, asıl onlar, hemen hiç bir harcama yapmaksızın, loömanlarda, özel korumalarıyla, emirlerine tahsis olunan ‘hizmet araçları(?) ’ ile, özel askerî şoförleriyle ve askerlere mahsus alışveriş merkezleri ve dinlenme tesisleri ve orduevlerinde, krallar gibi yaşamaktan ayrı olarak, bir de, nice kamu kuruluşlarının Genel Yönetim Kurulları üyeliklerinde, ‘arpalık’ ve ‘hakk-ı huzûr’  denilen yüksek meblağlarla, günlerini gün etmektedirler..

(Hatırlayalım ki, eski bir KKK. komutanı, emekli olduktan sonra, kamu bankalarından Sümerbank’ın yönetim kurulunda yer almış ve sözkonusu bankanın iflas etmesinden sonra açılan dâvada, banka yönetimin yolsuzlukları yargılama konusu olunca, sözkonusu em. orgeneral, ‘kendisinin bir suçunun olamıyacağını, çünkü, bankacılıktan anlamadığını, alınan kararların ne mânaya geldiğini bilmeksizin imzaladığını’ itiraf etmemişti de; mahkeme başkanı, ‘Mâdem ki öyle.. bilmediğin bir konuda verilen vazifeyi niye kabul ettin?’ diye bir mantıkî soruyu soramamıştı, ona..)

*

‘Sona kalan, donakalır..’ hayıflanmasına düşmeden..

Burada sözkonusu edilen hususun sadece em. subaylar için geçerli olduğu sanılmasın..  Aynı durum, asker olmayan emekli yüksek bürokratlar için de geçerli... Abdullah Gül, Başbakan olduğu günlerde, Başbakanlık Danışmanı sıfatı taşıyan yüzlerce insanın, Başbakanlık’a sadece maaş almak için gelip gittiklerinii söylemişti..

Şimdi durum nasıldır, bunun açık bir dökümü verilebilir mi?

Kezâ, m. vekillerinin lojmanları boşalttığı günlerinde, Cumhurbaşkanlığı’nın emrine tahsis edilmiş 470 kadar devlet konutunun bulunduğu ve bu lojmanların c.başkanlarınca, kemalist-laik rejime büyük hizmetler vermiş olan yüksek bürokrat ve yüksek rütbeli askerlere tahsis edildiği açıklanmışştı.. Ve onlar oralarda, ölünceye kadar oturuyorlardı.. Hele de Abdullah Gül’ün selefi A.N.S zamanında o lojmanlar ‘atatürkçü’ olmaktan başka bir özelliği olmayanlara peşkeş çekilmişti.. (Sahi, eski cumhurbaşkanlarına, milletin alınterinden, kanun adına diyerek boca edilen dünya kadar imkanlar, lojmanlar, dünya kadar lüks araçlar, özel doktorlar, özel şoförler ve hattâ özel doktorlara kadar, sultanlara bile tanınmayan imkanların yolu ne zaman tıkanacak ve geçmişte verilenler millet adına ne zaman istirdad olunacak, geri alınacaktır?) 

*

Bu vesileyle şunu da hatırlayalım ki.. Dünyada yaşanan büyük ekonomik kriz yüzünden, AB ülkelerinde yüksek bürokratların maaşları dondurulur ve hattâ yüzde 30’ları bulan derecede kısılırken, (hattâ İngiltere Hükûmeti, Kraliyet Sarayı’nın harcamaları için ayrılan tahsisatta bile büyük bir kısıtlamaya giderken) Türkiye’de bunun henüz de yapılamamış olması Tayyîb Erdoğan’ın çizgisine yakışmıyor..

Doğrudur ki, dünyada 2000-2001’lerde ekonomik kriz yokken, Türkiye’de yaşanan korkunç bir sosyo-ekonomik  krize nisbetle; bugün dünya derin bir ekonomik kriz içinde bocalarken, Türkiye, 9-10 yıl öncelerdeki o buhrana göre çok rahattır, ama, bu nisbîdir; ve Türkiye’nin durumu, kendisinden daha zengin olan Avrupa ülkelerinin durumundan daha iyi değildir..

O halde, daha derin bir sosyo-ekonomik buhranla karşılaşmadan, gerekli tedbirler alınmalı ve çalışmadan, geçmişteki farazî hizmetleri ve gerçekte ise, millete kan ağlatan uygulamaların bir tarafından tutmuş olan kemalist-laik rejimin yüksek bürokratlarının, yüksek rütbeli askerlerinin, yargıçlarının, darbecilerinin, milletin kanını emen sülüklerin ceplerine dokunulmalıdır..

Sona kalan, donakalır..’ sözünü tekrar edenlerden olunmaması dileğiyle..

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum