TSK’daki Tasfiyeler Üzerine

03.08.2016 12:02
TSK’daki Tasfiyeler Üzerine
Metin Gürcan, Al-Monitor’ün Türkçe sayfasındaki yazısında 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında TSK’da start verilen tasfiyeleri yorumluyor.

Metin Gürcan’ın yazısı şöyle:

TSK’da Büyük Tasfiye

Türkiye tarihinde ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tam bin 684 rütbeli personel ihraç edildi. İhraçlar ilgili personelin Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantılı oldukları ve milli güvenliğe tehdit oluşturdukları gerekçeleriyle 27 Temmuz gecesi çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile gerçekleşti.

İptaline yönelik yargı yolunun kapalı olduğu bu kararlar, TSK içindeki 40 bine yakın subay mevcudunun yaklaşık yüzde ikisine, 90 bine yaklaşan astsubay mevcudunun da yaklaşık yüzde birine tekabül ediyor. İhraçlardan en çok etkilenenler ise TSK’nın yönetici elitleri olan general ve amiraller. Kara, deniz ve hava kuvvetlerindeki toplam 325 generalin 149’u (yüzde 45.8) TSK’dan ihraç edildi. Bu kişiler arasında iki orgeneral, yedi korgeneral, 27 tümgeneral/tümamiral (12 karacı,11 havacı ve dört tümamiral) ve 126 tuğgeneral/tuğamiral bulunuyor.

Kuvvet komutanlığında teşkil edilen soruşturma kurullarında belirlenen bu ihraçların sabahında ise gündeme Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ikinci ismi Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar ve üçüncü ismi Kara Kuvveleri Eğitim Doktrin Komutanı (EDOK) Orgeneral Kamil Başoğlu’nun istifaları damga vurdu.

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık bu ihraç ve istifaların tamamının Fethullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantılı olmadığını, 15 Temmuz gecesi görevlerini yapmayan, darbe girişimine sessiz kalan askerleri de kapsadığını açıkladı. İhraç ve istifaları son 30 yılda TSK’da yaşanan en büyük tasfiye olarak tanımlamak mümkün.

Öte yandan, 28 Temmuz’daki kritik Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında 27 Temmuz gecesi yapılan büyük tasfiyenin aksine şaşırtıcı bir sonuç çıkmadı. Nitekim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da toplantı öncesi MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın istifalarına ilişkin bir soruyu "Dereyi geçerken at değiştirilmez" diye yanıtlamıştı. Bu cevaptan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politikada önemli değişimlerin yaşandığı, iç siyasette de PKK ve IŞİD’le mücadelenin sürdüğü bir dönemde her şeye rağmen bir süre daha mevcut komuta kademesiyle devam etmek istediği anlaşılmıştı.

Bu irade YAŞ sonuçlarına da yansımış olacak ki Akar ve kuvvet komutanları makamlarını korudu. Şurada generalliğe terfi eden 99 albayla kara, hava ve deniz kuvvetlerindeki general ve amiral sayısı 227’ye yükseldi. 15 Temmuz öncesi 325 olan bu sayıda 98’lik bir eksilme olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Ayrıca, 15 Temmuz gecesi TSK’nın yükselen yıldızları olan Orgeneral Ümit Dündar’ın bu YAŞ’ta Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na, Orgeneral Metin Temel’in Güneydoğu’da PKK’ya karşı operasyonlar ile sınır güvenliğinden doğrudan sorumlu İkinci Ordu Komutanlığı’na ve eski Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın da korgeneralliğe yükseltildiğini vurgulamak gerekiyor.

Peki beklentinin aksine Türkiye’de pek çok kişiyi ‘ters köşeye yatıran’ bu YAŞ toplantısı kararlarını nasıl okumak lazım?

Erdoğan Genelkurmay Başkanlığı’nın ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) doğrudan Cumhurbaşkanlığı'na bağlanması gerektiğini, bunun için de güvenlik sektöründe ivedilikle yapısal reformlar yapılması gerektiğini vurgulamıştı. Ancak muhalefet partilerinin destek vermediği bu teklifin gerçekleşmesi için anayasal değişiklik gerekiyor. Erdoğan’ın muhalefeti ikna için Akar’ın desteğine ihtiyacı var.

Yeni güvenlik sektörü tasarımında sivil kontrolün aktörler arası rekabetle kurulmasının amaçlandığı görülüyor. Buna göre, Genelkurmay Başkanlığı Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olacak ve sadece koordinatör görevi üstlenecek; kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanlıkları doğrudan Milli Savunma Bakanlığı’na; jandarma, polis ve sahil güvenlik birimleri de İçişleri Bakanlığı’na bağlı olacak. Ankara’da bu yeni güvenlik sektörü tasarımının başkanlık sistemine geçişi kolaylaştıracağı öngörülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Haziran gecesi yaşanan ihraçlar ve iki orgeneralin istifası sonrasında TSK’nın mevcut komuta kademesiyle bu dönüşüm konusunda uzlaştığını söylemek mümkün. Aslında akıbetlerinin Erdoğan’ın iki dudağı arasında olan mevcut komuta kademesinin üzerlerinde bu baskıyı sürekli hissedecek olması da Cumhurbaşkanı’nın TSK üzerindeki kontrolünü artıran bir unsur.

Öte yandan, ihraçlar sonrasında TSK içindeki güç dengelerinde yaşanabilecek dalgalanmalar kurum içinde yeni bir enerji birikmesine yol açabilir. Bu durumda, Akar’ın bu enerji birikmesini önlemesi yeni bir isimden daha kolay gibi görünüyor.

Daha önce Balyoz-Ergenekon davalarından hapis cezası alan 10 albayın, tuğgeneral ve tuğamiral rütbelerine terfisi de bu ekibin TSK içindeki etkisinin artmaya başladığı anlamına geliyor. Atatürkçü, laiklik hassasiyeti yüksek, ABD ve NATO karşıtlığı belirgin, uluslararası sisteme daha bağımsızlıkçı ve Avrasyacı perspektiften bakan bu ekibin, TSK’nın mevcut stratejik kültürünü etkileyeceği muhakkak.

İhraç edilen generaller incelendiğinde pek çoğunun Atlantikçi olarak tanımlanabilecek ABD, Avrupa ve NATO ile ilişkilere önem veren kişiler olduğu görülüyor.

AK Parti elitleri ile TSK içinde YAŞ sonrası etkisi artacak olan Balyoz-Ergenekon mağdurlarının fikir birliğinde olduğu konu şu: “Yerli ve milli” bir ordunun dizaynı. Bu dizaynda, her iki kesim de anti-ABD, anti-NATO ve anti-Batı duruşu olan, daha bağımsız bir ordu dizaynında hem fikir. Türkiye’nın dış politikasının daha bağımsız ve Avrasyacı bir karaktere bürünmesinde ordunun büyük rol oynayabileceği düşünülüyor. Dolayısıyla, TSK’nın stratejik kültürünün daha az Atlantikçi ve NATO’cu, daha çok Avrasyacı bir karakter kazanacağını söylemek mümkün.

Ancak iki kesimin üzerinde uzlaşamadığı temel bir konu da var: Ordunun laiklik konusundaki duruşu. Balyoz-Ergenekon ekibi bu yeni süreçte ordunun fabrika ayarlarına yani Cumhuriyetin kurucu değerleri olan sert-laik bir duruşla Kemalist bir kimliğe geri dönmesi gerektiğini savunuyor. AKP içindeki hakim görüş ise ordunun dindar kadrolara emanet edilerek, darbeci reflekslerinin zayıflatılması.

Kısacası, Ergenekon-Balyoz kampı için ordunun İslamlaşması büyük bir tehlikeyken; AKP’ye yakın çevrelere göre ordunun İslamlaşması olası bir darbeyi önlemenin tek çaresi.

Bu farklı yaklaşımların günlük hayattaki tezahürleri, geride kaldığını düşündüğümüz başörtüsü ve sakal yasakları, TSK içinde namaz, oruç vb. ibadetler, kadın personelin ordu içindeki yeri, İmam-Hatip mezunlarının TSK’da subay ve astsubay olabilmesi tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi olabilir.

Sonuç olarak, TSK’nın 15 Temmuz sonrasındaki dönemde sadece insan kaybı bağlamında değil, moral ve motivasyon ile toplumsal itibar açısından da sorunlar yaşayacağı görülüyor. Ayrıca kurumsal kimliğinin daha az Atlantikçi ve daha çok Avrasyacı bir karaktere bürüneceği de kesin. Ancak en büyük gerilimin sert laikler ile ordunun darbeci reflekslerinin zayıflatılması için daha çok İslamlaşmasını savunan kesimler arasında yaşanacak ideolojik tartışmalardan kaynaklanacağını söylemek mümkün.

Kaynak: Al-Monitor

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim