1. HABERLER

  2. HABER

  3. TSK'da 90 Yıllık Cemaatle Namaz Kılma Yasağı Kalktı
TSK'da 90 Yıllık Cemaatle Namaz Kılma Yasağı Kalktı

TSK'da 90 Yıllık Cemaatle Namaz Kılma Yasağı Kalktı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, neredeyse bir asırdır yürürlükte olan yasağı kaldırdı.

A+A-

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Kemalist ideolojinin ilk yasaklarından biri daha tarihe karıştı. 90 yıl sonra ilk defa TSK'da namazın cemaatle birlikte kılınmasına izin verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, neredeyse bir asırdır yürürlükte olan saçma yasağını kaldırdı.

Konu Üzerine Hayrettin Karaman'ın Yorumu:

Normal olanı budur

“90 yıl sonra ilk defa TSK’da namazın cemaatle birlikte kılınmasına izin verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  neredeyse bir asırdır yürürlükte olan saçma yasağı kaldırdı”.

Bu haberi okuyunca hafızamda bazı hatıralar canlandı. Bunları paylaşırsam haberin, uygulama bakımından ne derecede doğru olup olmadığı da anlaşılır.

1966 yılında Tuzla Piyade Okulunda yedek subay öğrencisi oldum. Yüzden fazla ilahiyat tahsili yapmış arkadaş vardı. Bunların dışında da namaz kılanlar mevcut idi. Tek başımıza da olsa namaz kılacak bir yer göremedik. İlgililerle konuştuğumuzda “sivil aşçıların soyunup giyindikleri bir barakada yere serili bir eski hasır üzerinde namaz kılanları gördüklerini” söylediler. Bu yakışıksız durumu tabur komutanına söyledik ve uygun bir oda tahsisini talep ettik. Kısa bir zaman içinde bir oda tahsis edildi, derhal tefriş ettik ve orada, serbest zamanlarımızda tek veya cemaat olarak namaz kılmaya başladık. Oda yetmez oldu, yeri de uygun değildi, yine tabur komutanına (merhum Bedri Buluç’a) başvurduk, izin verilirse bu okula yakışan, bedelini de birkaç seçkin insanın karşılayacağı bir cami yaptırabileceğimizi arzettik. O insanları tanımak istediler, ben de kendilerini davet ettim. Paşa ile görüştüler, hepsi düzgün ve göz dolduran insanlardı. Paşa memnun kaldı ve cami yapımına izin verdi.
Cami yapılıncaya kadar Paşa (Okul Komutanı) değişti, yeni gelen camiye bir şey demedi ama şadırvan ve minare yapımına izin vermedi. Bu camide bazı komutanların zamanında vakit ve Cuma namazları kılındı, bazılarının zamanında cami kapandı. Daha sonra gelen bazı komutanlar şadırvan ve minare yapımına da izin verdiler.
Öğrencilik dönemi bitince kur’a çektik, Sarıkamış 28. Piyade alayı çıktı. Bu alayın karargâhı 17. ve 30. Piyade alaylarınınkilerle yan yana idi. Orta yerde derme çatma da olsa bir mescit vardı, bu mescide bir asker görevlendirilmişti, hem bakımını hem de imamlığını yapıyordu.

Bir gece nöbetçi idim, nöbetçi komutan “askerleri büyük bir barakada toplayalım ve sen bu gece dersinde din dersi yap” dedi. Büyük bir barakada askeri topladık, sesim bir uçtan öbürüne yetişmediği için ortaya bir varil koyduk, varilin üstüne çıktım ve ders yaptım. Önce derin ve ince konulara gireyim diye düşündüm, sonra muhataplarımla karşı karşıya gelince fikrimi değiştirdim ve rastgele birkaç askere “gusül nedir ve niçin yapılır” diye sordum. Yedi sekiz askerin içinden doğru cevap vereni, yanlış verenden az oldu. Bunun üzerine İslam’ın şartlarından bahsettim.

Ertesi günü alay komutanı emretmiş, meşhur “u” düzeninde toplandık, komutan bağırıp çağırarak bir konuşma yaptı, bizleri gericilik ve küflü kafalılıkla suçladı, “askerin namazı, orucu, ibadeti görevini yapmaktır” deyip din dersini (!) bitirdi.

Alayın beş bölüğü vardı, üçünün komutanı (üst teğmen veya yüzbaşı idiler)  evlerinde ve kendi odalarında namaz kılıyorlardı. Tabii namaz kılmayanlar, hemen her akşam içki alanlar ve kâğıt oynayanlar daha çoktu.

İşte o tarihten size bir yaprak sundum.

Olup bitenden şu sonucu çıkarmamız gerekiyor:
Suyu tersine akıtanlar, eşyanın tabiatına aykırı duranlar er veya geç başarısız olur, zarar verir ve zarar görürler.

İmanı olan bir kimse yasaklansa bile bir çaresini ve şeklini bularak imanı nasıl gerektiriyorsa öyle yaşamaya çalışır ve buna engel olanlara da iyi gözle bakmaz. 

Bize o zamanlar hep şunu söylediler: “Okullarda, askerde ve benzerlerinde namaz kılmaya ve örtünmeye izin verilirse insanlar ikiye ayrılır, birlik ve dirlik bozulur”. 

Bu gerekçe elbette yanlış idi, insanlar her zamanda farklı dini inanç ve uygulama içinde olmuşlardı ve bu durum, onların bir arada barış içinde yaşamalarına engel olmamıştı; yeter ki, bir taraf diğerini engellemesin, kendi inanç ve uygulamasını dayatmasın!

HABERE YORUM KAT

3 Yorum