TSK ve yüksek yargı yanlış yolda

10.02.2010 14:13

Eser Karakaş

Asker de değilim, hukukçu da. Askerlere ve hukukçulara neyin doğru olduğunu söylemek belki bana düşmez.

Ama bazı konularda öyle yanlışlar yapıyorlar ki, bu yanlışların faturaları da öyle ağır olacak ki, yine de dilimizin döndüğü ölçüde bir şeyler söylemek sıradan bir yurttaşın vazifesi galiba.

TSK adına dış güvenlik denen çok önemli bir  kamu hizmeti üretiyor, daha doğrusu bu hizmeti ve sadece bu hizmeti üretmekle mükellef olmalı, kendi yapılanmasını da buna göre tasarlamalı.

Yüksek yargı da adına adalet denen o çok önemli kamu hizmetini üretiyor.

Pazartesi günü (8 Şubat) yaşadığımız iki olay beni derin derin düşünmeye yöneltiyor.

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu "AK Parti ve Gülen cemaati ile mücadele planı" denen belgenin altındaki imzanın Genelkurmay ana karargah binasında görevli Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu konusunda nihai kararı verdi.

Danıştay'ın bir dairesi de katsayı meselesinde ilginç bir gerekçe ile meslek lisesi mezunlarının üniversitelere girişinin önünü bir kez daha kapattı ya da kapatacağının sinyalini çok net bir biçimde verdi.

Çok sevgili paşalarımız, çok kıymetli yüksek yargıçlarımız, şunu çok iyi biliniz ki üretmekle mükellef olduğunuz iki kamu hizmeti de, dış güvenlik ve adalet hizmetleri bir devletin en önemli hizmetleridirler, yaşamsaldırlar, etkin bir biçimde üretilmelidirler.

Ancak, bu iki kamu hizmetinin de etkin bir biçimde üretilebilmesi, teknik meselelerin de ötesinde başka bir konuya daha da bağlıdır.

O konu da ortalama yurttaşın dış güvenlik ve adalet hizmeti üretimine yüklediği meşruiyet boyutudur.

Ve maalesef ortalama yurttaş son dönemlerde hem TSK'nın hem de yüksek yargının yaptığı işlerin her geçen gün meşruiyettten biraz daha uzaklaştığını düşünmektedir.  

TSK'nın ve yüksek yargının ürettikleri hizmetlerin meşruiyetinin ortalama vatandaş için kaybolması kadar bir devlet, bir toplum için kötü bir şey düşünemiyorum.

Ve Türkiye hızla bu noktaya doğru koşmaktadır.

Genelkurmay Başkanı arkasına bilmem kaç tane generali dizerek Dursun Çiçek imzalı illegal ve gayrimeşru belge skandalını ortaya çıkaranları çirkin ifadelerle eleştirebilmiştir ama bugün gelinen nokta bambaşkadır.

Ülkenin Başbakanı'nın eşi başı örtülü diye bir kamu hastanesine girememektedir.

Yüksek yargı eğitim dünyasında gelinen noktadan ve çağın koşullarından bihaber, 13 ya da 14 yaşında bir çocuğun aldığı ya da almaya zorlandığı bir kararın, yapılan ya da yaptırtılan bir tercihin o küçük çocuğun yaşamını sonuna kadar belirlemesini, kerameti kendinden menkul bir ideoloji uğruna, sözde hukuk adına dayatabilmektedir.

Bu olan bitenler savunma ve adalet hizmetlerinin yürütülmesi için iyi bir yol değildir.

Ama en korkuncu vatandaşın artık savunma ve adalet hizmetlerini üretenlerin meşruiyetlerinin bittiğine inanmaya başlamasıdır.

Bu hizmet türlerinin alternatif üretimleri, ikame olanakları yoktur, olmamalıdır.

Yüksek yargı katsayı konusundaki inadıyla adalet hizmetinin meşruiyetini sıfırlamaktadır.

Adalet hizmetinin meşruiyetinin bitmesi vatandaşı ya mafyaya ya da adaleti başka yerlerde mesela dünyevi olmayan yerlerde aramaya iter.

Danıştay, vatandaşın adaleti şeriatta aramasını, bulmasını mı arzu etmektedir yoksa?

Asker ve yüksek yargı savunma ve adalet hizmetlerinin meşruiyetleri üzerine titremelidirler ama durum son senelerde pek öyle durmamaktadır.

Akla ve vicdana aykırı hukuk da olmaz, askerlik de.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim