TSK ve Microsoft

09.07.2009 00:32

Eser Karakaş

Son günlerde Türkiye, siyasi içerikli bir dizi polisiye konuya kilitlenmiş durumda.12 Haziran günü Taraf gazetesinin yayınladığı belge ya da kâğıt parçasının üzerindeki imza meselesi ve daha da önemlisi belgenin içeriği tırmanan siyasi-polisiye konuların şahikası oldu.

Ağır ceza kapsamına giren ve askerî kişilerin işlediği suçların sivil mahkemelerde yargılanmasına kapı açan kanunun Çankaya'ya gönderilmesi ve günlerdir imzanın beklenmesi de benzer bir tartışma yarattı.

Bu iki olay arasında kanımca en büyük benzerlik her iki olayın da özünü atlayıp süreçlere toplum olarak fazla takılmış olmamız; doğrudur, süreçler önemlidir ama içerik ön planda olduğu ölçüde.

Her iki olay da maalesef Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir kurum olarak ön plana çıktığı olaylar.

Gerek altında bir kurmay albayın imzasının bulunduğu iddia edilen belge, gerek askerlerin askerlik hizmetinin doğasının dışındaki konularda (darbecilik gibi) sivil yargıda yargılanmalarına kapı açan kanun, ilk bakışta demokrasi ve hukuk devletini ilgilendiren konular gibi duruyorlar.

Doğrudur, Türkiye'de sivil-asker ilişkilerindeki kurumsal ve hukuki denge dünyada hiçbir demokratik ülkede yok, AB ülkelerinin hiçbirinde olması mümkün değil ve bu açıdan bakıldığında mesele tam da bir demokrasi ve hukuk devleti meselesi.

Ama sivil-asker ilişkilerinin bu kadar çarpık olmasının yegane etkisi demokrasi ve hukuk devleti üzerine mi, yoksa bugünden çok iyi hesaplanmayan daha kötü sonuçlar da üretebilir mi, bunu da iyi tartışmak lazım; çok kısa bir ufuk turu ve özet yapalım.

Taraf gazetesinin yayınladığı belge krizinde etrafta uçuşan ihtimaller üç ana grupta toplanıyor; bir, bu belge TSK içinde emir-komuta zinciri içinde hazırlanmış bir belgedir; iki, bu belge Genelkurmay Başkanı ya da kuvvet komutanlarının bilgisi dışında ama TSK içinde bir cunta tarafından hazırlamış bir belgedir; üç, bu belge F tipi diye adlandırılan bir polis örgütlenmesi tarafından TSK'yı yıpratmak, zor durumda bırakmak için hazırlanmış bir belgedir.

Etrafta konuşulan ihtimalleri bu üç grup içinde bir yere koymak mümkün; bizler de biraz dünya görüşümüz doğrultusunda bu tezlerden birine daha sıcak bakabiliyoruz.

Ancak, bu tezlerden üçünün de ortak noktası meselenin devlet içinde bir skandala işaret ettiğidir.

Bu çapta bir devlet skandalının üzerine gitmenin de bizim anayasamız çerçevesinde en etkin yolu Cumhurbaşkanlığı'na bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu'nu Cumhurbaşkanı'nın emriyle (Anayasa m. 108) devreye sokup gerekli inceleme, araştırma ve denetlemeyi yaptırmaktır.

Ancak, heyhat, aynı maddenin (Anayasa 108) ikinci paragrafı Türk Silahlı Kuvvetleri'ni, hukuken, anayasa mantığı açısından anlaşılmaz bir biçimde denetlenme kapsamı dışına itiyor.

Anayasa'nın başka maddelerinde TSK'ya tanınan ve hukuken çok da anlamlı durmayan, başka hukuk devletlerinde olmayan ayrıcalıklar da mevcut.

Anayasa'nın 125. maddesi her türlü idari tasarrufun yargı denetiminde olduğunu hükme bağlıyor ama bir bakıyorsunuz, ikinci paragrafta TSK'ya ilişkin YAŞ kararlarında yargı yolu kapalı.

Son günlerde çok tartışılan Anayasa'nın 145., 156. ve 157. maddeleri TSK'ya ayrı bir yargı dünyası düzenliyorlar; 156. ve 157. maddeler üstelik bir de bu askerî yargı yolunun sivil temyiz aşamalarını da kapatıyor, askerî yargıtay ve askerî yüksek idare mahkemesi ihdas ediyorlar.

1967 tarihli ve halen yürürlükte olan Sayıştay Kanunu, kimi yönetmelikler askerî harcamaların ve askerî malların mutlak bir sivil denetimine engel oluşturuyorlar; Anayasa'nın 160. maddesinde bu doğrultuda bir değişiklik yapılmıştır ama anayasa değişikliği yasa ve yönetmelik tadilleriyle desteklenmediği sürece pratik bir anlam taşımıyor.

Bu dört konu sadece yüzeysel bir örnekleme, daha da ileriye gitmek mümkün.

Bir kurum, TSK, düşünün ki, Devlet Denetleme Kurulu kapsamı dışına alınmış, terfi ve atama kararları yargı denetimine tabi değil, kendi yargısını kendi düzenliyor ve harcamalarının denetimini de kendi yapmak istiyor.

Bu konular, doğrudur, sıradan bir demokraside ve hukuk devletinde kabul edilemeyecek konulardır, hiçbir AB ülkesinde böyle bir yapıyla karşılaşamazsınız.

Bu yapı bir süredir ülkemizde hukuk devleti ilkesi çerçevesinde tartışılıyor ama tartışılmayan, daha doğrusu dikkatlerin üzerinde odaklanmadığı konu bu yapılanmanın, bu ayrıcalıklar bütününün bir kurumun, mesela TSK'nın etkin işlemesine ne kadar yardımcı olduğu.

Hukuken bu kadar korunan, yaklaşık her türlü denetime kapalı bir kurumun aslî işlerini, ülke savunması kamu hizmeti işlevini etkin bir biçimde yerine getirmesi mümkün müdür?

Dikkat ederseniz bu aşamada geldiğimiz nokta artık bir demokrasi, hukuk devleti meselesi değil, etkinlik meselesidir.

Gelelim yazımın başlığına, Microsoft konusuna ve biraz fantezi yapalım.

Microsoft şirketi bildiğimiz gibi dünyanın en büyük firmalarının başında geliyor ve çok etkin işleyen, işletilen bir firma; büyüklüğü de bazen ABD ve AB rekabet kurumlarında başına işler açıyor.

Acaba Microsoft da, TSK gibi temel hukuksal denetim mekanizmalarının dışında bir firma olsa idi, bugünkü konumuna gelebilir mi idi?

Microsoft da, tıpkı TSK'yı Sayıştay'ın doğru dürüst denetleyememesi gibi, IRS'in (ABD vergi denetim kurumu) denetimi dışında olsa idi sonuç ne olur idi?

Microsoft, yine aynen TSK'nın YAŞ kararlarının yargı denetimi dışında olması gibi, mesela işten adam atma konularında ABD iş mahkemelerinin denetimi dışında kalmayı becerebilse idi acaba ne olur idi?

Microsoft, yine aynen TSK'da olduğu gibi, kendi yargı düzenini kendi kurmuş olsa, sivil yargının yetkisini kabul etmese, denetleme kurum ve kurallarına kapısını kapatsa ne olur idi?

Eminim Microsoft'ta böyle ufuksuz yönetici yoktur ama sıradan bir yönetici bu ayrıcalıkları kendi lehine işleyecek düzenlemeler olarak görme hatasını işleyebilir ve bu denetimsizlik ortamı da çok kısa vadede Microsoft'u batırır.

TSK'nın bugün sahip olduğu çok ayrıcalıklı hukuksal korunma kalkanlarının da orta vadede bir demokrasi ve hukuk devleti meseleleri olmaktan çıkıp TSK'nın bekası meselesine dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir ve aklı başında yurttaşların da böyle kaygıları mevcuttur.

Bu tehlikeyi sezecek askerî komutanlar Türkiye'nin özlemidir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim