Truman medya show

08.09.2009 16:45

Elif Çakır

“Oyuncuların televizyonda bizlere sahte duygular vermesinden sıkıldık artık. Görkemli sahne gösterilerinden ve özel efektlerden bıktık.”

1998 yılında gösterime giren The Truman Show filminin içindeki “aktör yönetmen” sanal dünyanın perdelerini bu sözlerle açıyordu.

Kendini tanrılaştıran “aktör yönetmen” ancak bir ressamın resmedebileceği güzellikteki rüya adada kurduğu “kontrollü sanal yaşamın” en iyi yaşam tarzı olduğunu perde dışındaki meraklı “halk”a izlettiriyordu.

Reytinglerin tanrısı “aktör yönetmen”e yine film içerisinde “aktör programcı” soruyordu: “Bütün dünyanın en çok izlediği programın sahibisiniz. Elde ettiğiniz gelir neredeyse bir ülkenin geliriyle eş değerde.”

Cevap: “Halk benim yaptığım programı talep ediyor.”


The Truman Show
, geçmiş ve gelecekteki toplumsal eleştirilere en iyi örnek gösterilecek kült filmlerden birisidir (izlemenizi öneririm).

Kendisini, kurduğu sanal dünyanın tanrısı olarak gören “aktör yönetmen” bir anlamda bizim medyanın da içinde bulunduğu durumu anlatır.

En rezil kadın programlarını dayatırlar, halk istiyordur.

Ekranlarda kavga gürültü bitmez, halk böyle istiyordur.

Bu halk dediğimiz insanlar ne acayip mahlûklarsa, hep rezilliği talep ederler, en pespaye programların peşinde koşarlar. (Aslında “halk istiyor” dedikleri şeylerin pek çoğunun kendi rahatsızlıklarından kaynaklandığını itiraf edemezler.)

Ne gariptir ki, bayağı programlara layık gördükleri bu halkı kısa bir süre sonra küçümsemeye başlarlar.

Ancak unuttukları bir şey vardır ki halka tepeden bakıp, onlar üzerinden reyting alanlar, gazete tirajlarını yükseltenler de bu halkın yazarı, aydınlarıdır.

Bütün o muhteşem şaşaalı yaşamlarını hor gördükleri bu halka borçlulardır. Onlar bunu pek hatırlamak istemezler.

Bu film bana bizim medyanın “gönüllü Truman”larını anımsatıyor. Truman’dan farkları bu medya leşkerlerinin zaten doğuştan “gerçek hayat”tan kopuk oluşlarıdır. Halkla hiç bütünleşememiş olmalarıdır. Halka dayattıkları, empoze ettikleri, sundukları her şeyi de güya “halk istiyor” efendim diyerek halkın yararına davranma sahteciliği içerisinde olmalarıdır.

Başı kesilerek öldürülen Münevver hadisesinin geldiği noktaya bir bakınız. Hiç kimse öldükten sonra bu kadar ünlenmemiştir. Daha önce buradan, “Münevver’i katilinin boynuna sarılmış mutlu bir şekilde gülümserken her gün sayfa sayfa yayımlayanlar ne yaptıklarının farkındalar mı acaba” diye sormuştum.

Hakeza anne babanın acısını yaşamasına müsaade etmeyen bu reyting ve tiraj canavarları en sonunda bir babayı da akıldan etti.

Yaptıkları yayın, her gün magazin malzemesi haline getirdikleri maktulün katilini bulmaya mı yaradı? Hayır.

Emniyetin işini mi kolaylaştırdı? Hayır.

Güya, yoksul bir ailenin kızının varlıklı bir ailenin çocuğu tarafından öldürülmesinin örtbas edilmemesi için çalışıyorlar!..

El elin katilini reyting yapa yapa arar misali, bütün bu yaptıklarının kendilerinden başka neye faydaları oldu dersiniz?

Reyting mücadelesine kurban ederek aklından ettikleri babayı (Murat Sabuncu köşesinde uyarmıştı) beğenmeyip, en sonunda kendilerini Münevver’in babası ilan etmeye bile vardırdılar işi.

Hangi baba, kızının başının kesildiği kanlı testereyi yayınlar ki bunu dahi düşünemiyor bu sahte babacıklar. Zaman gazetesinde Mehmet Kamış “Ölü seviciler” diye şahane bir yazı yazdı ve birilerinin fena halde alınmasına sebep oldu. Ancak Mehmet Kamış şunu eksik bırakmış: Bunlar fena halde ölü severler de “ölünün de güzelini” severler. Katilin de zengin olanını...

Çünkü Münevverle aynı gün aynı saatlerde Ümraniye’de başı kesilerek ve üstüne üstlük yakılarak öldürülen genç adamdan sorun bakalım haberleri var mı? Bunun gibi onlarca örnek olay var. İlle de Münevver.

Ama işin en renkli kısmı ne olur biliyor musunuz: katilin saklanmasının arkasında bazı medya mensuplarının bulunduğunun tespit edilmesi.

Meğer hem katili saklıyorlar, hem Emniyet’i sorguya çekiyorlar, hem kızın babasını kışkırtıyorlar, hem de Garipoğlu ailesini canlarından bezdiriyorlarmış(!)...

Ne müthiş bir final olurdu ama...

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim