1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. TRT Şeş, Hatta vega tu lu kû buyi?
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

TRT Şeş, Hatta vega tu lu kû buyi?

A+A-

Günün trendine uyarak ben de TRT Şeş'in yayına başlayışını bir Kürtçe başlıkla selamlayayım. Benimkisi Selahattin Pınar'ın ünlü “Bir bahar akşamı” isimli bestesinin son dizesindeki gibi biraz sitem içeriyor. “Daha önceleri neredeydiniz?” (Hatta vega tu lu kû buyi?).

Onlarca yıldır yaşamakta olduğumuz başbelası bir sorunun çözümü yolunda bu kadar isabetli; bir anda siyasi, kültürel ve moral atmosferi belirleyecek bu kadar etkili bir adıma yöneltilebilecek tek eleştiri neden bu kadar geç kalmış olduğu olabilir herhalde.

Gerçekten de TRT Şeş yayınlarını izledikçe şimdiye kadar bizi sarıp sarmalamış olan bütün korkularımızın bize neler kaybettirmiş olduğundan dolayı hayıflanacağa benziyoruz. Çünkü daha ilk yayınlarından itibaren ortaya çıkmaya yüz tutmuş olan gerçek, devlet tarafından yapılan bir Kürtçe televizyon yayınının uzaklaştırmaktan ziyade yakınlaştıracağı, bölmekten ziyade bütünleştireceğini, nefret ettirmekten ziyade sevdireceğini gösteriyor. Bu kanal yayınının beklenenden çok daha güçlü ve olumlu bir moral ve duygusal kaynaşma ortamı yaratacağı da görünüyor.

Bölgeyi gezip görenlerin dikkatinden kaçmayan bir başka gerçek, çanak antenlerin alabildiğine bollaşmış olmasıdır. Genellikle bu antenlere olan rağbetin en büyük nedeninin halkın Kürtçe yayınları uydu üzerinden almak istemesi olduğunu herkes bilir. Kürtçe yayın almak isteyenler uydu üzerinden ona yakın kanaldan bu taleplerine karşılık bulabiliyorlar. O yüzden aslında kendi ana diliyle bir televizyon yayını alma konusunda bölge insanının bir ihtiyacı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Aksine Kürtçe yayına bölge insanlarına kendini anlatmak, bölge insanını bir ülkenin duygusal ve moral sınırları içinde tutmak isteyen devletin ciddi bir ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamakta geciktikçe kaybeden Türkiye oluyor. Türkiye bu ve benzeri adımları atmakta anlamsız inatlarla geciktikçe bölgeyle duygusal ve moral iletişimi gittikçe zayıflamaya hatta kopmaya yüz tutmaktadır.

Hal böyle iken Deniz Baykal'ın “70 milyonun parasını sadece bir kesim vatandaşlarımızın etnik talepleri doğrultusunda harcanması doğru değildir” şeklindeki beyanını anlamak mümkün değildir. Devletin “etnik kör” olması gerektiğini söyleyen Deniz Baykal, aynı devletin zaten bir etnisite tanımına dayanıyor olduğunu göz ardı ediyor. Karşıdakinin etnik kimliğini görmemesi gerektiğini söylediği devlet gerçekten de etnisiteler-üstü bir devlet olarak yapılanmış olsa söylediği bir ölçüde kabul edilebilir. Ancak zaten Türkiye'de etnisite sorununun ortaya çıkmasının en önemli sebebi millet tanımının belli bir etnisitenin, bayağı ırk ve dil esasına dayalı olarak diğer bütün etnisitilere üstün tutulması, hatta diğerlerinin tamamen inkârı yoluyla yapılması değil midir? Parası sözkonusu olan 70 milyonun içinde sayıları 10 milyonu rahatlıkla aşan Kürtler de var ve bunlar yıllardır anlamadıkları, kullanmadıkları bir dilin finansmanını yapıyorlar. Bu sözlerimin de biraz tuhaf kaçtığının farkındayım, ama olaya bu açıdan bakmayı kabul edince düzgün bir manzara görülemiyor.

TRT Şeş'in fiili varlığıyla Kürt sorununa dair bir çok önemli sorunun kendiliğinden çözüleceğini söylemek gerekiyor. DTP'li milletvekillerinin TRT Şeş'in açılışına mesafeli yaklaşıp onunla eşzamanlı olarak alfabeye Kürtçe fonetiğin ihtiyaç duyduğu Q, W ve X harflerinin ilavesi yönünde bir mücadeleyi kahramanca vereceğini duyurması sadece siyasi komiklik tarihine geçecek bir hareket veya söylemdir. TRT Şeş zaten bu türden yasakların iyice anlamsızlaşıp işlevsizleştirileceği bir ortamı da yaratıyor.

Bu ortam aynı zamanda Kürt sorununun teşhis ve çözümüne katkısı için de geçerli olacak. Mümtaz'er Türköne Kürt sorununun esasen bir Kürtçe sorunu olduğunu söylerken çok haklı. Kürt sorunu çerçevesinde ifade edilen kültürel hakların neredeyse tamamı Kürtçe'nin devlet tarafından kabulü veya yasaklanmasıyla ilgili olmuştur. TRT Şeş'in yayınlarıyla başlayan sürecin bu konuyu bile artık bir sorun olarak dillendirmenin saçmalaşacağı bir zemin oluşturacağı anlaşılmıştır.

Bu zemini ilk değerlendirmesi beklenen aktörlerden biri olarak YÖK bu demokrasi şölenine katılmakta gecikmedi. Prof. Yusuf Ziya Özcan'ın bazı üniversitelerde açılacağını duyurduğu Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin de Türkiye'nin kültürel derinliğini ve zenginliğini nasıl ortaya koyacağını ben şimdiden öngörebiliyorum.

Türkiye'nin milli birliğine tabii ki hiç bir halel getirmeyecek olan bu adımların daha verimli ve hayırlı olması için gözetilmesi gereken en önemli şey, bu adımların banal bir “milli birlik beraberlik” propagandası adına harcanmamasıdır.

Alternatif yayınların bolluğu yüzünden Kürtçe yayınlara ihtiyaç kalmamış olsa bile devletin bu jestinden dolayı, bölge halkının yeterince kadirşinas bir tutum sergileyeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalı. Bu kadirşinaslığın kalitesine güvenmek yerine her şeyi daha da berbat edecek bir şekilde daha fazlasına tamah etmemek lazım.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum