1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Tövbe bi daha
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Tövbe bi daha

A+A-

Kuşkusuz ki insanların hata yaptıklarını, yanıldıklarını açık yüreklilikle söylemeleri ve özür dilemeleri erdemdir.

İşte bu yüzden özrü kabul etmemek de olmaz.

Ama kimi özürler vardır ki, çocuğunun evden kaçıp da otoritesini sarsmasından korkan dayakçı babanın her tokat seansından sonra gönül almasına benzer.

Geçtiğimiz günlerde, vakti zamanında tam boy resmini manşetten verip altına da “Vay şerefsiz” yazan mızmızın Ahmet Kaya’nın mezarı başından verdiği buram buram sahtekârlık kokan “helalleşme” mesajı da ikinci gruba giren salvolardandır mesela.

Bu satırları yalnızca, Fatih Altaylı’nın kendisini “Yüzümü asık gördüğünde neyin var diye sorduğu zaman yanıt vermezdim. Çünkü verdiğim yanıtta bir haber değeri görse onu bile gazete sütunları taşımaktan çekinmeyecek kadar sitcom yazarıdır” sözleriyle anlattığı, o vicdanına turp sıktığım zatı konuşmak için yazmıyorum elbette.

Zaten Perihan Mağden de, üzerine başka bir şey yazılamayacak kadar muhteşem belagatiyle bu “görevi” Taraf’ta yerine getirdi.

Ama Bay Özkök’ün hamlesinde vücut bulan, son dönemdeki otuz iki kısım tekmili birden müesses nizamın ideolojik bekçilerinin Kürt siyasal hareketi ve solla “yakınlaşması”nın üzerinde hassasiyetle durmak gerektiğini düşünüyorum.

Zira bazı ilişkiler hakikaten ayağınızı yerden kesebilir.

Reform sürecini sekteye uğratmak için giriştikleri mücadelede sol grupların ve Kürtlerin mağduriyetlerinden meşruiyet devşirme faaliyetleri, askerî vesayet rejimi için köprüden önce son çıkışa hızla yaklaştığımız günlerin arifesinde olmamız münasebetiyle olsa gerek, akıl almaz boyutlara ulaştı. Tavizin seviyesini yükselttikleri için de mağdurların gözünün boyanma riski enikonu arttı.

2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Abdullah Gül’ün önünü kesmek için eşinim başörtüsünden fiilen siyasi suç üreten ve arka cebinden uydurduğu 367 önerisinin devreye sokulmasını teklif dahi eden savcıya, Hatip Dicle’nin vekilliğini düşüren mülakatı için “Halbusü suç unsuru da yoktu” dedirten de budur.

Örnekleri say say bitmez. Vaktinizi almayayım.

Hangi kesimlerin tercümanı olduğu üzerine artık kelam etmenin abesle iştigal sayılacağı Sözcügazetesinin dün, Şişli’deki sert polis müdahalesini “Vekillere biber gazı sıktılar” manşetiyle vermesi gibi, dizimsel bir okumanın ardından Osman Baydemir’in o veciz ifadesini tekrar etmeden geçemeyeceğimiz bu örnekler karşısında eskiyi hatırlamadan edemiyor insan.

Geçenlerde, “Toplumsa barış” adına Ergenekon ve Balyoz davalarının üzerine fazla gidilmemesi için, bu davaların KCK süreciyle eşitlenmesi talebinde, Kürt muhalefetinin desteğini sağlamak adına atılan bu adımları konuşurken sevgili dostum Fuat Uğur 28 Şubat sürecindeki sol güzellemesini hatırlattı.

Hakikaten ne çabuk unutmuşuz, bizleri de bin umuda gark eden ÖDP sürecinde, merkez medyanın kalemşorlarının, iktidardaki “irticacılara” karşı sırtımız nasıl sıvazladıklarını... Oylarını ÖDP vereceklerini açıklayıp, küçücük mitingleri manşetlere taşıdıklarını...

Ardından, “irticacılar” ışık söndürme eylemleri gibi etkinliklerle farkında olmadan desteklediğimiz post-modern darbeyle devrilip de yerlerine makul bir iktidar kurulduğunda, nasıl arkamıza geçtiklerini... Örneğin ölüm oruçlarında bizleri tekrar nasıl terörist ilan ettiklerini...

Of of, hep söylüyorum Çetin Altan haklı. Tekerrür eden tarih değil insanların aptallığı hakikaten. Ama yeter artık.

Ortodoks Türk solu için artık geç kalmış olabiliriz ama Kürt kardeşlerimiz, statükonun duyanı mest eden bu sirenlerinin, gayya kuyusuna doğru yürümeleri için bir tuzak olduğunu fark etmeliler.

Bir anda 17 yıl önce Meclis kapsında enik gibi enselerinden tutularak gözaltına alınan Kürt vekillerimizi hatırlayıp “açaydım kollarımı gitme diyeydim” tadında yazılar yazan gazetecilere, andıçları, akreditasyonun bedellerini falan da sormalılar.

Ya da geçenlerde Kandil’de arzı endam eden DJ Dobi’nin sinsi yakınlaşmasına kanmadan önce, kendisinden Kan Uykusu isimli savaşçı belgeselinde dekor olarak kullandığı, eli yaralı halde yakalanan ve öldürüldüğü iddia edilen PKK militanı Mahmut İlhan hakkında bildiklerini açıklamasını istemeliler. (Bkz. Yıldıray Oğur, Son Bakış. Taraf, 26.06.2011) Haberdar olup da yazmadığı “eylem planı”ndaki sorumluluğunuysa Mehmet Baransu yazdı zaten.

Evet, helalleşeceksek adam gibi bir kefalet talep ediyoruz. Çünkü size hiç güvenmiyoruz.

***

NOT: 2010 mayısındaki CHP Kurultayı’ndan Kemal Kılıçdaroğlu’nu sandalyenin üzerine çıkarak alkışladığını yazdığımda Oktay Ekşi bana çok ağır sözler sarf etmiş ve onca şahide rağmen olayı yalanlamıştı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra kendisinin Meclis’te Kemal Bey’le görüştüğünü ve CHP’den aday olacağını söylediğimde bunu da kabul etmemişti. Ekşi bu olayın üzerinden bir yıl geçmeden CHP’den milletvekili adayı oldu, seçildi. Bugün de en yaşlı üye sıfatıyla Meclis’i açacak. Bense hâlâ gazeteciliğe devam ediyorum. Daha önce darbecilerle birlikte girdiği Meclis’e yeniden dönen Oktay Ekşi’yi basın locasından izleyeceğim. Sandalyenin üzerine çıkmadan, alkışlamadan. Göz göze gelirsek hafifçe başımı sallayacağım o kadar.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT