1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Toprağın altı, kimliklerin üstü
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Toprağın altı, kimliklerin üstü

A+A-

Anadili Kürtçe olan Ermeni müzisyen Aram Tigran’ın kendini ait hissettiği toprağa gömülmesi mümkün olmadı. Tigran’ın bu dünyadan ayrılması tam da Kürt açılımının ateşli günlerine denk gelmişti. Provokasyon olur diye izin çıkmadığı söylendi yetkili bakanlıktan.

Riskler, manipülasyon korkuları, yetkili makamların gerekçeleri, açılım dönemlerinin ince hesapları, başka işler, başka siyasetler... Nihayetinde naaşın Diyarbakır’a gömülmesi için izin çıkmayınca, günlerce bekletildikten sonra Brüksel’e gömüleceğinin haberi verildi.

Son halife Abdülmecit Efendi’nin naaşı da Avni Özgürel’in pazar günkü yazısında hatırlattığı üzere, bir türlü kendi toprağına getirilememişti. Çünkü onun da kalbi, Alman ordularının Paris’ten çıktıkları gün duruvermişti.

O gün hiçbir resmî yetkili bulunamadığından, zorlukla bir kiliseye taşınan naaşı, daha sonra Paris camiine getirilir. Sonraki dönemde Abdülmecit Efendi’nin, Dolmabahçe sarayında büyümüş ve Haydarabad Nizami’nin oğluyla yaptığı evlilik sayesinde İngiliz pasaportu taşıyan kızı, Ankara’ya defalarca gelmiş ve İnönü dahil pek çok yetkiliyle görüşmüş.

Ama on yıl boyunca defin izni alamamış. Demokrat Parti döneminde de umduğunu bulamayınca, babasının naaşını Medine’deki işaretsiz Cennet-ül Baki mezarlığına defnetmiş.

Ait olduğun topraklara yaşarken ya da öldükten sonra dönme arzusunun ‘kökü’ sanırım çok derinlerde. Toprağın tanıklığı, içine aldığı tüm cesetlerle birlikte kesintisiz olarak sürüyor. Onca çıkmış canı barındırsa da, kendisi hep canlı toprağın. Ve eninde sonunda bize kucağını açıyor.

Farklı etnik kökenlerin, çoğul kimliklerin, karışmış kanların ürünüyüz hemen hepimiz. Irk veya milliyet ayrımcılığı, pazarlıklarla çizilmiş sınırlar, adalet yerine iktidarını gözeterek gücünü korumaya çalışan devletlerin tutumu, kin ve düşmanlığın kışkırtılarak siyasetlere alet edilmesi... Gerçeği değiştirmiyor.

Nihayetinde toprak hepimizi içine alıyor. Alacak.

Hrant Dink’e iftira kampanyası başlatıldığı günlerde, “ekmeğini yediğin toprağa ihanet etme” türünde pankartlar açılırdı. O ise gözleri yaşararak, bu toprağa ait olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Onun altında gözü olduğunu söylerken, toprağın tanıklığına güveniyordu belki.

Çünkü toprağın üzerinde bizi ayıran, çatıştıran, savaştıran onca farklı kimlik ve köken, toprağın altında eriyor, çürüyüp gidiyor. Gidecek.

***

Bugünlerde Kürt açılımı farklı boyutlarıyla gündemdeyken, yalnızca Kürt kimliğinin değil, diğer etnik kimliklerin de azınlık cemaatleri olarak beklediği ‘açılım’lar gündeme geliyor.

Artık Ergenekon davasında sanık durumuna düşmüş nice kişinin azınlıklarla ilgili meseleler gündeme geldiğinde, toplumun özgürleşme ve demokratikleşme taleplerinin önüne nasıl engeller çekmiş oldukları daha somut biçimde görünüyor. Bugünlere neden bu kadar geç kalarak geldiğimiz de.

Sözgelimi kendi dilinde ayin yaparsa ‘vatan elden gider’ diyerek, kendi topraklarında ‘yabancı’ ilan ettiğimiz Süryanilerin (veya diğer tüm etnik grupların) bu topraklara ait olduğunu anlamamız için toprağın altına girmelerini beklemekten başka yolların olduğunu fark ediyoruz giderek.

Önümüzdeki süreç, sahiden de provokasyonlara fazlasıyla açık. Hele bu açılımları AKP’nin başlatıyor olması, kolay hazmedilecek bir durum değil birçok kesim ve kurum için. Bu yüzden hükümetin de bu süreçte her adımı eleştirilebilmeli, tartışılabilmeli.

Büyükada’ya giden Erdoğan’ın, yetimhaneyi ziyaret etmesi ve Patrik Bartholomeos ile Aya Yorgi manastırında buluşması Yorgo Kırbaki’nin haberine göre, Atina’da büyük memnuniyet yaratmış. Televizyonlar bu ziyaretleri tarihî ve çok büyük bir adım olarak nitelendirmişler.

Patrik Bartholomeos, Atina Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Rumlar ve vakıflarımız için büyük bir gün” demiş. Ve Erdoğan’ın bu önemli vakıfları ziyaret eden ilk Türkiye başbakanı olduğunu ifade etmiş.

Evet, daha önce hiçbir başbakan bu vakıfları ziyaret etmemişti.

Sistemin önünü tıkayanların, Hrant Dink’e uyguladıkları nefret söyleminin altında etnik imalar yatıyordu. Aynı şekilde çeşitli dönemlerde yapılan provokasyonlar sonucu gerçekleşen katliamlar da etnik ayrımcılığı körükledi hep. Daha önce neden bir başbakanın bu ziyaretleri gerçekleştirmediğini soruyorsanız, yanıtını buralarda, sistemin kendine kör kalmış noktalarında aramak gerekir biraz da.

Toprağın üzerinden altına kısa bir yol var. Ama onu hep birlikte ‘uzun uzun’ yaşamak, belki bir gün mümkün olacaktır.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT