Toplumumuzdaki bu akıl tutulması sürekli olmamalı..

20.07.2008 02:56

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

*Pazarları, okuyucu yazışmalarından derlemelere ayrılan bir ‘Hasbihal’e daha, selâmla..

-Rıza Dirgen Ankara’dan yazıyor:  Tuncay Güney isimli birisi, çeşitli gazetelerde ve tv. kanallarında çalışmış.. 28 yaşında da, Türkiye dışına gitmek zorunda kalmış.. 7 senedir oralarda imiş.. Şimdi Kanada’da bir sinagog’da ’Haham yardımcısı’ imiş .. Bu kişiyi, M.A. Birand’ın programına çıkardılar, 17 Temmuz akşamı.. Ergenekon Soruşturması’nın kilit isimlerinden.. Birçok şeyleri bildiği bildiriliyor ve kendisi de o havayı veriyor.. Adam tam bir fırıldak.. Yahudi aleyhinde olanların ekmeğine yağ sürüyor; ’anti-semitizm’e hizmet ediyor.. Çünkü, söz ve eylemlerinden çıkan mâna, yaptığı bunca işleri, bunca kurnazlıkları büyük ihtimalle yahudi oluşuna borçlu..’

*SEÇ: Ekalliyet- Azlık unsurlardan olmanın her toplumda bir takım sıkıntıları olduğu gibi, bir takım avantajları da vardır.. Onlar kendi aralarında daha fazla dayanışma içindedirler.. Tahsil imkanlarının daha gelişmiş ve yabancı dil bilmeleri ve dış münasebetlerde, azlıkta yaşadıkları ülkeyle ilgilenmek isteyenler için en münasib ‘haber ve bilgi kaynağı’ olması vs.. Bütün bu hususlar, onları aranan eleman haline getirebilir.. Bu örnek de öyle..  

-İbrahim Seyidanî (’Srebrenitsa’nın 13. yıldönümünde ilginç bir tartışma’ başlıklı 10 Temmuz günlü yazım üzerine, Haksoz.net’te ) yazıyor:.. ‘TAM’ın merkezi Düsseldorf’da yazmışsınız.. Orada değil, (30-40 km. kuzeydeki ) Essen’de.. Prof. Faruk Şen için de, TAM’ın Başkanı demişsiniz, direktörüdür..’

-B.  Sürgeç yazıyor:  ’Son günlerdeki ünlü soruşturma konusuna verilen Ergenekon ismini soyadı olarak kullanan bir emekli subay,  dün, kendisi albayken, Veli Küçük’ün kendi birliğinde yüzbaşı olduğunu açıklıyor ve ondan yakınıyordu..

Şimdi 82 yaşında olan bu emekli albay, 12 Eylül'de Adıyaman’da sıkıyönetim komutanıydı.. Aradan yıllar geçmesine rağmen, yaptıkları unutulmamıştır.. Orada ’Pirin Palas’ diye anılan işkencehanede bir gözünü kimin kaybettiği, eski Belediye Başkanı Abdülkadir Kırmızı’dan sorulabilir. Yine, Kâhtalı Miçe diye bir türkücü de, hangi baskılara uğramıştır, bilinir.. Kezâ, o albayın emrinde ’Karabelâ’  diye anılan bir yüzbaşı da vardı ki, halka yaptığı zulümler hâlâ da dillerdedir.. Halk, durup dururken soğumadı.. Diyarbakır hapishanesinde yapılanlar da, Müslüman halkı kürtçü yapmak için herşeyin yapıldığını gösteriyordu..’  

*SEÇ: Zulüm düzenlerinin, zâlimlerin ısırıcıları her zaman bulunur.. Şair boşuna mı demişti, 130 yıl öncelerde.. 'K…ktir zevk alan, sayyâd-ı bi-insafa (insafsız avcıya)  hizmetten..' diye.. Müslümanlar, yazık ki, o zulümlere, devleti korumak adına seyirci kaldı ve kaybettik..  

-Mustafa Ceylan yazıyor: ’Dünkü Radikal’de, Nihayet, MİT’in darbecileri Hükûmet’e haber  verdiği, bir ilk icraat olarak belirtiliyordu.. MİT ne yapardı ki?’

*SEÇ: Evet güzel bir gelişme.. Demirel, ’MİT Musteşarı bana Afrika ülkelerinden Yukarı Volta’da askerî darbe yapılacağına dair rapor verir, ama, Ankara’da olup bitenlerden söz etmezdi..’ demişti, eskiden.. Bunun bir sebebi de, MİT’in başında hep bir generalin bulunması idi.. Şimdi, artık o değişti.. Belki asli vazifelerini yerine getirmeye başlarlar..’ 

-Zuleyha Şekerci Yozgat’tan yazıyor: ’16 Haz. tarihli Star’da Mustafa  Akyol, bir yazı yazmıştı.. Yazı, genelde fena değildi.. ’Atatürk’ü nasıl sevsinler’ başlıklı.. Ancak, Akyol putlaştırmaya karşı çıkarken, ’Onu bir ‚’ulusal sembol’  haline getirmeye ihtiyacımız var’ demekten de kendini alamıyordu.. Bu ne perhiz, bu ne turşu!. 

-S. Alphan yazıyor: ’İsrail rejiminin zindanlarında 30 yıl esir kalan Lübnan’lı Semir Kuntar'ın serbest bırakılması üzerine değişik görüşler serdediliyor.  Hizbullah bu adamda niçin bu kadar ısrar etti, Seyyid Hasan Nasrullah biz tüm Lübnanlıların hâmisiyiz imajı mı vermek istiyor?’

*SEÇ: 30 yıllık bir esaret hayatı sürdürmesi  açısından, o bir sembol isimdi.. Onun mücadele verdiği dönemde, İsrail rejimine karşı bugünkü gibi  net bir İslamî temelde mücadele veren örgütler yoktu.. Kunter de o örgütlerden birinde idi.. Ama onlar eridi, kurşunun her eritilişinde curûf kısmının atılması ve geride daha net bir öz’ün kalması gibi; İslamî mücadele yükseldi.. Sizin de dediğiniz gibi, Hizbullah bugün  sadece Lübnan’ın değil, bütün Ortadoğu’nun en disiplinli ve yürekli mücadele teşkilatlarındandır ve siyonizme karşı mücadelede bütün cenahları kuşatan bir siyaset izlemektedir.  

-Abu-dabi (habervaktim.com’da) yazıyor:  ’17 Temmuz tarihli yazınızda, ‘laik'liğin din olduğunu’ yazıyorsunuz. Öyle bir din yok!’

*SEÇ: O yazının girişinde ‘din’in genel mânası itibariyle ne olduğu, ilahî irade kaynaklı olduğu gibi, beşerî irade kaynaklı pek çok dinler olduğu belirtilmişti.. Bir hayat proğramı olarak kabul edildiğinde, komünizm de bir dindir, kapitalizm de, laisizm de, freudizm de, konfüçyüsizm de, budism de.. Temel hayat proğramı olarak neyi kabul ediyorsanız, din odur!

-İsmail Koca İzmir’den yazıyor: ’Sibel Eraslan’ın dünkü yazısında değinildiği üzere, Ali Şeriatî’ninin öldürülmediği görüşüne katılıyor musunuz?’

*SEÇ: Merhûm Şeriatî’nin kalb hastası olduğu ve digitalin ilacını almaya yetişemeden kalbinin durduğu iddiaları hep vardı.. O konjonktürde haber başka şekil almış olabilir..

-Selim Kaytan yazıyor: ’Geçen sohbetinizde de değindiğiniz YN’nin ’Allah’la aldatmak’tan bu kadar sık bahsetmesi, kendisinin de aynı aldatıcılığını gizlemek için değil mi?’

-Nilufer Yeğinoğlu Trabzon’dan yazıyor: ’Bunlar o kadar mı körler?.. Ergenekon Dosyası konusunda Baykal ve taifesi öyle iddialarda bulunuyorlar ki, adeta suçüstü yakalanacaklarının telaşı içinde olduklarını yansıtıyorlar.. Siz sarih olarak yazdınız, ’Bu adlî konulara Hükûmet’in direkt bir müdahalesi olamaz, belki hâkim ve savcılara psikolojik destek verdiği söylenebilir..’ diye.. Çünkü herşey, HSYK’ (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu)’na bağlı.. Tayyîb Bey, ’müdahale gücüm olsaydı, kendi partimin kapatılmak istenmesini engellemek isterdim..’ demişti.. Bunlar gerçekten körler mi..’

*SEÇ: Şimdi kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlar, ama, kamuoyu, onların istediği gibi şekillenmiyor.. Nitekim, dünkü Cumh. gazetesi bile, aylardan beri ilk olarak, bazı konuları kabullenmeye başladı.. Eski diplomatlardan İlter Türkmen de, 19 Temmuz tarihli Hürriyet’te Muhalefet liderini (Deniz Baykal’ı) mâkul olmaya çağırıyordu.. Ama, asıl mâkul olmaya çağırdığı, galiba, bizzat  gazetesindekilerdi de.. Evet, geçmişte, ’Susurluk’ üzerine yürünmesini isteyenlerin şimdi, Ergenekon konusunu sulandırmak için ellerinden geleni yapması, az biraz mantıklı düşünme gereği duyanları en azından temninli olmaya zorluyor.. Baykal ve cenahı ise, çırpındıkça batıyorlar.. 

-Mavera yazıyor: ’Başörtüsü kararı ve Şemdinli İddianamesi konusunda Hükûmet’in isabetli karar veremediği’ görüşü sıkça gündeme getiriliyor.’  

SEÇ: Bugünkü tablolar ortaya çıkmasaydı, o zaman da, ters yönde suçlamalar yapılırdı.. Kaldı ki, siyasette hatasızlık arayanlar hiçbir şey yapılmasını istemiyorlar demektir..

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim