Toplumsal Uzlaşma

20.06.2011 17:52

İbrahim Sediyani

Türkiye 12 Haziran günü bir genel seçimi daha geride bıraktı.

Sandıktan çıkan sonuç, yalnızca beklenen değil, aynı zamanda milletimizin kahir ekseriyetinin temenni ettiği sonuçtu. Ülkemiz ve halkımız için hayırlı olsun.

Seçim sonuçlarını yorumladığım tek cümlede “beklenti” ve “temenni” sözcüklerini art arda özellikle kullandım.

Çünkü son birkaç seçimdir halkımız partilere değil, “beklenti” ve “temenni”lere oy veriyor. Seçime giren siyasî partiler de bu “beklenti” ve “temenni”lere cevap veren politikalar üretebildikleri oranda oy alıyorlar.

Olması gereken de buydu. 80’li ve 90’lı yıllardaki, biribirlerinin aynı olan ve aynı şeyleri söyleyen, sadece isim ve tabelaları farklı olan partiler arasında seçimden seçime iktidar değişikliği, yani koltuk devir – teslimi yapmaktan öte hiçbir anlamı ve felsefesi olmayan seçimler gibi değil, 2000’li yıllarda yaşadığımız seçimler.

Son 10 yıl içinde yalnızca ülke değil, halkın beklenti ve temennileri de değişti. Zira seçmenlerin artık geçim, karın tokluğu, iş aş sahibi olmak gibi ekonomik beklentilerden ziyade, hak ve özgürlükler kapsamında sosyal ve siyasal beklentileri var.

12 Eylül 2010’daki referandum ve 12 Haziran 2011’deki genel seçimlerden çıkan sonuçlar, ekonomik değil sosyal ve siyasal beklenti ve temennilerin sandığa yansımasıdır.

Türkiye zenginleşti, müthiş bir kalkınma hamlesi gerçekleştirdi ve dünyanın sayılı ekonomileri arasına girdi. Halkın refah seviyesi, Avrupa’daki pekçok ülkenin refah seviyesinden daha yüksek. Halk artık “enflasyon canavarı” ile mücadele etmenin değil, “resmî ideoloji canavarı” ile hesaplaşmanın derdinde.

2002’den bu yana yapılan tüm seçimleri AK Parti’nin kazanması, partinin bu beklenti ve temennileri iyi okuduğunu, Başbakan Erdoğan’ın son seçim akşamı yaptığı balkon konuşması ise, AK Parti’nin bu beklenti ve temennilere samimî olarak yanıt verme arzusu ve kararlılığında olduğunu gösteriyor.

Öyle sanıyorum ki, Başbakan’ın seçimden sonra yaptığı konuşma, halkımızı seçim sonuçlarından daha fazla mutlu etmiş, ülkeyi seçim sonuçlarından daha çok rahatlatmıştır.

Erdoğan’ın o konuşmada yaptığı tüm vurgular önemli ve heyecan vericiydi ancak, AK Parti’ye oy veren kahir ekseriyetin de beklenti ve temennisi olan “demokratikleşme, sivil anayasa, ülkenin kangren olmuş toplumsal sorunlarını çözme” yönünde atacakları adımlarda “toplumsal uzlaşma” yolunu arayacaklarını, tüm kesimlerin “hassasiyetlerini” dikkate alacaklarını deklare etmesi, her ne kadar bu vurgular kulağa hoş gelse de, tamamen iyiniyetli olan bu yaklaşım tarzı, sözkonusu hedeflerin gerçekleşmesi önündeki bizzat en büyük engel teşkil edebilir.

Bu, Erdoğan ve AK Parti’nin “toplumsal uzlaşma” ve “hassasiyet” kavramlarından ne anladığı ile ilgili bir endişedir.

Eğer “toplumsal uzlaşma” ve “hassasiyet” kavramlarını doğru anlıyorsanız sorun yoktur. Fakat bunların anlamını yanlış biliyorsanız, sözünü ettiğiniz “hassasiyetler” halkın sizden beklediği ve temenni ettiği adımları atmanız önündeki en büyük engeller olacaktır.

“Toplumsal uzlaşma” nedir? Kimlerle yapılır?

Ya da soruyu şu şekilde soralım: Bir hak talep etmek, bir hakkın verilmesini istemek, “hassasiyettir” evet, velâkin, bir hakkın gaspedilmesini talep etmek, onyıllardır gaspedilmiş olan hakların bu gaspedilmiş durumlarının devamını istemek de aynı şekilde “hassasiyet” olarak nitelenebilir mi?

Ben eğer herhangi bir hak talebinde bulunuyorsam, devletten kendim için taleplerim ve beklentilerim varsa benimle “toplumsal uzlaşma” yapabilirsiniz. Ancak ben eğer kendim için herhangi bir hak talebinde bulunmuyorsam, sadece başkalarının talep ettiği hakların onlara verilmemesini talep ediyorsam, benimle “toplumsal uzlaşma” olmaz! 

Konuyu seçime giren partiler üzerinden nominal bir şekilde izah edelim:

Saadet Partisi ve seçmenlerinin talep ettikleri haklar vardır. HAS Parti ve seçmenlerinin talep ettikleri haklar vardır. BDP ve seçmenlerinin talep ettikleri haklar vardır. BBP ve seçmenlerinin talep ettikleri haklar vardır.

Kimi başörtüsünün, kimi Kürtçe’nin, kimi de fikir ve düşüncenin serbest olmasını, bunların önündeki tüm engel ve yasakların kalkmasını talep etmektedir. Bunlarla “toplumsal uzlaşma” yapabilirsiniz. Hatta “toplumsal uzlaşma” söylemlerinizde samimî iseniz, yapmak mecburiyetindesiniz.

Sonuçta kendileri ve kendi seçmenleri için hak talebinde bulunuyorlar. Başkalarına ait hakların gaspedilmesini talep etmiyorlar.

Başörtüsünün serbest olmasını talep edenler, başaçık okula gelenlerin kampüslere bile alınmamasını talep etmiyor. Kürtçe’nin serbest olmasını talep edenler de Türkçe’nin veya Lazca’nın, Çerkezce’nin yasaklanmasını talep etmiyor.

Saadet Partisi, HAS Parti, BDP, BBP ve adlarını burada zikretmediğimiz birkaç parti daha, kendileri ve kendi seçmenleri için hak talebinde bulunan taraflar oldukları için, AK Parti Hükûmeti’nin yeni anayasa çalışmalarında ve demokratikleşme yolunda atacağı diğer tüm adımlarda, bu partilerle veya seçmen kitleleriyle bir “toplumsal uzlaşma” içinde olması, bunların “hassasiyetlerini” dikkate alması bir zorunluluktur.

Fakat aynı şey bir CHP için, bir MHP için söylenebilir mi?

CHP ve MHP’nin herhangi bir hak talebi var mıdır? Yoktur.

CHP ve MHP’nin tüm politikası, geliştirdikleri tüm söylemler, başkalarının talep ettikleri hakların onlara verilmemesi gerektiği üzerine kurgulanmıştır.

Kendileri için hiçbir hak talebinde bulunmayan, söylemleri ve hatta varlıkları sadece “diğer”lerinin talep ettikleri hakların onlara verilmesini engellemek, onyıllardır süregelen yasakların ve hak ihlallerinin devamını istemek olan bu iki parti ile hangi konuda, hangi düzlemde, hangi çerçevede “toplumsal uzlaşma” sağlayacaksınız? Tüm hassasiyetleri var olan yasakların devam etmesi olan, tüm hassasiyetleri halkın hesaplaşmak arzusu içinde olduğu resmî ideolojiyi halka karşı korumak olan bu partilerin “hassasiyetlerini” dikkate almak, zaten var olan yasakların, resmî ideolojinin, çetelerin, derin devletin, bütün bunların varlığını sürdürmesine göz yummak demek değil midir?

Başörtüsüne değil üniversitede veya kamusal alanda, sokakta bile tahammülleri olmayanların, “Kürt” sözcüğünü kullanmayı, Kürtçe yazıp okumayı bile vatana ihanet olarak telakki edenlerin bu “hassasiyetleri” midir atacağınız adımlarda dikkate alacağınız?

Bunların “hassasiyet” olarak değerlendirilip dikkate alınması, her şeyin “eski tas eski hamam” devam etmesi demek değil midir? Ve en önemlisi de, CHP ve MHP’nin istediği şey de tam olarak bu değil midir, tek arzuları her şeyin “eski tas eski hamam” devam etmesi değil midir?

Erdoğan’ın seçim akşamı yaptığı balkon konuşmasında “toplumsal uzlaşma”dan bahsetmesi elbette ki olumlu bir davranıştır.

Ancak Erdoğan’ın “toplumsal uzlaşma” kavramını doğru bir şekilde anlamış olmasını umuyorum.

Uzlaşma, kendisi için hak talep edenlerle yapılır, başkasının talep ettiği hakkın ona verilmemesini talep edenlerle değil.

 

sediyani@gmail.com

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim