Toplum özüne dönerken, ayrık otları da temizlenmeli!

14.07.2008 01:32

Selahaddin E. Çakırgil

ÖNCE, ÖNEMLİ BİR NOKTA: 16 Haziran tarihli yazımın başlığı ‘Askerî sır’lar ardına gizlenenler, internet icad olduğun bilmezler mi?’ şeklindeydi ve TSK’yı bağlıyacak çok ilginç yığınla iddia, bilgi ve hattâ sır sanılan hususların, internetlerde dolaştığı işleniyordu..

Bunların son bir örneği, evvelki gün You Tube denilen internet ağına takılmıştı..

Askerî darbe günlerinin meşhur ve -ancak 10 yılda bir öne çıkabildiği için- talihsiz türkücüsü Hasan Mutlucan’ın gür sesinin, fon müziği olarak kullanıldığı, Türk bayrağının kapladığı bir ekranda, bir emekli subay intibaını veren ve ismi açıklanmayan 50 yaşlarında bir kişi, yan taraftan süflörlük yapan birilerinin fısıltılarının eşliğinde konuşuyor.. Bu kişi, ‘AKP, Genelkurmay Başkanı’nı çapraz ateşe mi aldı?’ diye başlıyan bir metni okuyor.. Gen. Kur. Başkanı Büyükanıt’a dair ağır iddialarda bulunuyor.. Onun iki çocuğu ve eşi üzerine alınan villalar ve yalı dairesinden sözediyor.. Bu kişi, bu iddiaları duyduğunda, Dn. Kuv. eski Kom. İlhamî Erdil’in yolsuzluk mahkûmiyeti örneği varken, aynı hatanın tekrarlanamıyacağını düşünmüş.. Ama, 15 kitabı çıkmış bir yazarla, ünlü bir avukatın bürosunda görüşüp, ona bir albay eliyle geldiğini bildirdiği belgeleri görünce.. Büyükanıt’a yine suçlama getirmediğini belirterek, ‘Bunlar doğru mu, değil mi?’ diye soruyor..

Sözkonusu kişinin asıl hakaretleri ise, Tayyîb Erdoğan ve Abdullah Gül’e ve halk’a yönelik.. Ağzından kanalizasyon akıtırcasına küfürlerle konuşan bu kişi,  ‘Bir ermeni çocuğu, bir rum çocuğu ülkenin  başına gelsin, ülkeyi satsın.. Sen TSK’nın başı olarak bunlara seyircisi kal..’ diyor..  AKP’yi kapatmanın, bu hainleri aklamaktan başka bir şey olmadığı’nı da söyleyen bu kişi, ‘Tabela indiriyorsunuz.. Hainler yine ortada, namussuzlar yine ortada.. Vatan satanlar yine ortada.. Köşke bir işgal subayını oturttunuz..’ vs. gibi daha nice ağır lafları söylüyor, kimliğini yiğitçe ortaya koyamadan.. Sonra, ‘kamuoyunun bir kısmına’ diyerek, müslümanlık dersi veriyor: ‘Sen müslüman filan değilsin.. Sen gözlerini kapamış, kalbini kapamış, beynini durdurmuş, nefes alıp veren bir yaratıksın. Câmi ile müslümanlık olmaz, şalvar, sakal gibi soytarılıklarla da olmaz, tükürürüm ben senin müslümanlığına.. Müslümanlık kim, sen kimsin be.. Siz dört torba kömür müslümanısınız.. Camie giderek, sakal bırakarak müslüman olunacağını sanıyorsanız, ya kendinizi aldatıyorsunuz, ya bizi; biz aldanmayız. Biz sizin ne mal olduğunu biliyoruz..’ diye kemalistlik sergiliyor..

Tayyîb Erdoğan ve Abdullah Gül isimlerini zikretmeksizin ve amma, onlara söylendiği belli olan ağır hakaretlerden ayrı olarak, dindar ve mustez’af halk kesimlerine de istikrah dolu laflarla saldıran bu kişiyi ilgili makamlar isterlerse hemen bulabilirler.. Bulamazlarsa, o zaman, ülkenin çivisi daha bir çıkmış sayılmalıdır. Bu zorba ve ahlâksızlara karşı, kemalist /laik rejimin tekelindeki bazı hassas kurumlar seyirci kalırsa; iş, millete kalıyor demektir.

Ve bu arada şu da anlaşılıyor ki, darbeciler ve çeteciler, kısaca ‘taife-i laicus’, 80 küsur yıllık tahakkümlerinin çıkmaza saplandığını gördükçe, daha bir umutsuzca saldırıyorlar.. Darbeci olduğu iddiasıyla tutuklanan em. Org.lerden Şener Eruygur’un, üzerinde ‘atatürkçü, demokrat, özgürlükçü..’ gibi laflar yazılı ve kimin tarafından bastırıldığı belirsiz posterleri Ankara duvarlarına yapıştırılıyor.. Eski Gen. Kur. Başk. Hilmi Özkök, ‘Darbe teşebbüsleri var da demem, yok da demem.. Mahkemeye gelsin, o zaman konuşulur. Kasaptaki et için soğan doğramam!’ diyor. Yani, var bir şeyler itirafı..

**

MİLLETİ 80 YILDIR EZENLER, HALKIN KUTUBLAŞTIĞINDAN YAKINMAZ MI?

Müslüman halkın ve onun kendisiyle gönül ve kalb birliği içinde olduğuna inandığı kişilerin yerleri, safları belli.. Onlar, sadece bu gün değil, dünlerde de saflarını bilen, kökleri mâzide olan ‘âti/ gelecek’ itminanı içindeler.. Kavgayı çıkaran, kutublaşmaları başlatanlar başkaları.. Önce yangını çıkarıyorlar, sonra, ‘Yangın vaaaar!’ diye feryad ediyorlar.. Neron sadizmi bu..

Nitekim, kanunî muhalefetin başı olan Baykal, bakınız Cumartesi günü, Trabazon’da neler neler söylemiş.. Ki, onun bunları söyleyebilmesi için, ar damarı çatlamış olmalı..

Baykal, ‘Öyle anlaşılıyor ki Türkiye'de de 'durduk' yerde yeni yeni kavgalar çıktığını’ söylemiş..  Baykal, Avrupa Parlamentosu’nda, ‘Türkiye’de, yalnız gayrimuslimlere baskı yapıldığı’ iddiaları üzerine, Babacan’ın, ‘Türkiye’de yalnız gayrimuslimlerin değil, büyük çoğunluğu oluşturan müslümanların da temel hak vee özgürlükler konusunda sıkıntı ve problemleri olduğu’ şeklindeki dosdoğru tesbitine yine çarpıtmış ve ancak, bir demagoji /mugalata ustasına yakışacak tarzda, ‘Türkiye'de Müslümanlara baskı yapılıyorsa, sen 6 yıldır iktidardasın, buna niye son vermedin?’ diyebilmiş, hukuk adına tezgahlanan şirretliklerdeki ‘aslan payı’nın kendisine aid olduğunu görmezlikten gelerek..

’Kimse bizi birbirimize düşürmeye kalkmasın. Dindar olanlar/ olmayanlar, bizden olanlar /olmayanlar, tarikattan olanlar/olmayanlar, yok böyle bir şey. Biz hepimiz Allah'ımıza, kitabımıza, dinimize imanımıza sahip çıkan gerçek Müslümanlarız.’ diyen de yine Baykal..  N’apmalı, bu Baykal’ın Ankara’ya gelmesini yasaklayıp, hep Anadolu’da, halkın içinde kalmasını mı sağlamalı.. Çünkü, taşrada söyledikleri ile Ankara’da söyledikleri, insana, ‘karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar..’ deyimini hatırlatıyor..

Baykal taşrada başka, Ankara’da başka konuşuyor da... Yolsuzluk iddialarından beraet etmeyip, zamanaşımı yoluyla paçayı kurtaran ve Rize’den, hemşehrilik kaygularıyla yeniden m. vekili seçilebilen ve Rize’lilerin arasında hep dindarlıktan sözeden Mesud Yılmaz,  farklı mı sanki.. Dün Star’ın, AP Karma Parlamento Kom. Eşbaşk. Joost Lagendijk’ten aktardığına göre, Mesud Yılmaz, geçen ay, AP Yeşiller Grup toplantısına katıldığında, ‘Müslüman ve Hristiyan ülkelerdeki laiklik farklı. Hristiyan ülkelerde saldırgan laiklik konusunda haklı olabilirsiniz, ama biz müslüman ülkelerde yaşayanlar laiklik konusunda daha saldırgan olmalıyız, çünkü İslam din olarak daha saldırgan. Bu konuda daha sert olmalısınız, çünkü elini verirsen, tüm kolunu ister.’  demiş.. Lagendijk de, ‘Yılmaz’ın görüşüne katılmadığını ve Türkiye’nin artık 1923’lerde yaşamadığını ve laikliğin, statükoyu korumak isteyenlerce kötüye kullanıldığını‘ belirttiğini söylemiş..

‘Bu haberi kimler getiriyor, naklediyor, acaba bir tercüme veya aktarma yanlışlığı, noksanlığı olabilir mi?’ diye düşündüm.. Ama, bu ihtimal zayıf.. Çünkü, Lagendijk almanca konuşuyor.. Mesud Yılmaz da, almanca eğitim veren İst. Erk. Lisesi’nden itibaren öğrenimini almanca görmüş birisi olarak, o dili iyi bilen birisi.. Böylece de, bir tercüme veya yanlış anlama sözkonusu olmamalı..Ve dün de Mesud Yılmaz’dan herhangi bir yalanlama gelmedi..

Kaldı ki, 28 Şubat zorbalığı günlerinde de, baskılara karşı direnen müslüman halkı ‘yarasalar’ diye suçlayan da, generallerin kuklası bir başbakan olarak yine o değil miydi?

Özellikle de, Mesud Yılmaz’a hemşehrilik kaygusuyla oy veren Rize’lilere duyurulur..

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim