1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. TOFAŞ ve OYAK'ın Bir Sahibi Yok mu?
TOFAŞ ve OYAK'ın Bir Sahibi Yok mu?

TOFAŞ ve OYAK'ın Bir Sahibi Yok mu?

TOFAŞ ve OYAK'taki grevle birlikte 'Solcu' reflekslerini sevdiğimiz ana muhalefet partisinden peş peşe açıklamalar bekleriz değil mi? I-ıh. O açıklamalar nedense(!) gelmiyor.

A+A-

Ben de tam bilemiyorum valla / İsmail Kılıçarslan

Bir işçinin bordrosunun fotoğrafı var önümde. Bordronun sağ alt köşesinde 'net ödenen: 1.445,01' yazıyor. Bordronun üzerine iki kâğıt iliştirilmiş. Sağ üstteki kâğıtta '9 yıllık işçi' notu var. Sol üstteki kâğıt ise, bordro sahibi işçinin isminin kapatılması için kullanılmış.

Bir ay boyunca elinin emeğiyle 'bantta' çalışan 9 yıllık bir işçinin eline geçen paradan söz ediyoruz 1.445,01'den söz ederken. İşçiler bantta çalışmayı şöyle tarif ediyorlar: 'Öyle yoruluyoruz ki, servislere bindikten 30 saniye sonra hepimiz uyuyoruz. İneceğimiz yere geldiğimizde şoför neredeyse bağırarak uyandırmak zorunda kalıyor bizi.'

Bordonun işveren kısmında yazan şey ise şu: 'TOFAŞ TÜRK OTO FAB. AŞ. 2015 Nisan BORDRO LİSTESİ Saat Ücretli.'

Tofaş'ı bildiniz değil mi? Hani geçmişte otomobil ithalatı serbest bırakılmasın diye kulis üzerine kulis yapan, hani senelerce Türk milletine ederinden çok yukarıda bedellerle otomobil satan, hani 'yerli otomobil üretilsin' denildiğinde bunu 'duymazlık'tan gelen firma.

Hani yüzde 37,8'i Koç Holding'in olan firma canım. Hatırlamadınız mı hala? Hani, Koç Holding'in Yönetim Kurulu üyesi Ali Koç, çok değil 4 ay önce katıldığı bir toplantıda ülkemizdeki gelir dağılımı eşitsizliği ve işsizlikten bahsetmiş, sonra da 'ben şahsen 6 ve 8 yaşında iki çocuk babası olarak çocuklarımızın geleceğinden endişe duyuyorum' demişti.

İşte o Koç Holding'in büyük oranda sahibi olduğu Tofaş'ta ve OYAK'ın büyük oranda sahibi olduğu Renault'da bir süredir grev var. Her ikisi de Bursa'da bulunan fabrikaların işçileri gayet net bir taleple dikiliyorlar bu iki firmanın karşısına: 'Bize de Bosch'un işçileri ile aynı sözleşme yapılsın yeter. Zaten, Bosch işçileri ile aynı sendikaya üyeyiz.'

Şunu bir iyice anlayalım: Türk Metal Sendikası'nın Bursa'da temsil ettiği işçilerden bir kısmı Bosch'da çalışıyor. Bosch, sendika ile anlaşıp işçilerle, temel olarak herkesi memnun eden bir sözleşme imzalıyor. Bosch'un imzaladığı bu sözleşme, Tofaş ve Renault başta olmak üzere Bursa'da aynı sendikaya bağlı olarak otomotiv ve yedek parça sektöründe çalışan tüm işçileri umutlandırıyor. İşçiler, sendikaya taleplerini iletiyorlar. Ancak, hem Tofaş hem de Renault, işçilerin taleplerini yerine getirmeyeceklerini deklere ediyorlar. İşçiler de greve gidiyor.

Durum bu minvaldeyken ve memleket seçim sürecine girmişken 'solcu' reflekslerini sevdiğimiz ana muhalefet partisinden peş peşe açıklamalar bekleriz değil mi? I-ıh. O açıklamalar nedense(!) gelmiyor. Bunun yerine CHP Bursa Milletvekili adayı Deniz Baykal'ın güya arabuluculuk adı altında alanda direnen işçilere 'burayı boşaltın, yasal olarak başınız ağrır, işverenin elini güçlendiriyorsunuz' gibi sözler ettiği düşüyor haber ajanslarına.

Hadi bir de Sözcü Gazetesi'nin konuyla ilgili haberinde yer verdiği bir cümleye başvuralım: 'TÜRK İŞ bünyesindeki Metal İş Sendikası'na tepki gösteren otomotiv işçileri Bursa'da iş bırakma eylemi başlattı.'

Tümüyle Doğan Medyası'nın meseleye yaklaşımı da üç aşağı beş yukarı böyle… Sanki bu fabrikaların birer sahibi yokmuş gibi 'Metal İş Sendikası'na tepki gösteren işçiler' kalıbını kullanmaya bayılıyorlar eylemlerin başından beri. Yani işçiler tepkili, fakat tepkileri verdikleri ücret yüzünden Tofaş'a ya da Renault'a değil de, sadece Metal İş Sendikası'na yönelik. İşçiler sendikalarını topluca değiştirip aynı şartlarda çalışmaya razılar gibi sanki.

O cephede durum böyle. Peki ya iktidar cephesinde? Orada da işler pek iç açıcı değil. Çok değerli büyüğümüz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik, yaptığı açıklamada bizim büyük bir yanlışımızı düzeltiyor ve şöyle diyor: 'Yani grev diyorsunuz ama grev olması için toplu sözleşme sürecinden bahsetmemiz gerekiyor. Böyle de değil. Bu konu işçi, işveren ve sendika arasında yaşanan bir sorun.'

Bakanımız bir de tabii, yaşananın 'hükümetle ilgili bir sorun olmadığı'nı da sözlerine ekliyor. Ve altın vuruş geliyor ardından: 'Şimdi olup bitenleri ben tam bilemiyorum.'

Ne kalıyor elimizde? Hukuk. Orada da durum şu: Savcılık bazı işçileri 'cebir veya tehdit kullanarak işvereni ücretleri çoğaltmaya zorlayan ve işin durmasına neden olan kişiye 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir' maddesine dayanarak mahkemeye davet etti.

Tabii, savcının bazı işçileri mahkemeye davet etmesi için bir suç duyurusuna ihtiyacı var. Bu suç duyurusunu kimler yapmıştır dersiniz? Aralarında 'hızlı solcu' Bursa Baro Başkanı Ekrem Demiröz'ün de bulunma ihtimali yüksek olan bir grup avukat tabii ki. Niçin bulunsun bu bir grup avukatın arasında 'hızlı solcu' Bursa Barosu Başkanı Ekrem Demiröz? Çünkü zat-ı şerifleri Renault'un en önemli avukatı da ondan.

Peki, ne var elimizde? Koç ve Oyak devrede diye sesini çıkaramayan ana muhalafet, 'şimdi olup bitenleri ben tam bilemiyorum' diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, 'başınız belaya girer' diyen CHP'li vekil adayı, bütün suçluyu sendika olarak göstererek 'haber alma özgürlüğümüzü' sağlayan medya ve 'hızlı solcu' patron avukatları.

Unutmadan. Bir de işçiler var tabii. Saat başına alacakları 2 lira fark için direnen, o farkın oluşturacağı 500-600 lirayı alabilmek için işini kaybetmeyi göze alan işçiler. Bir kısmı namaz kılarak, bir kısmı oturarak, bir kısmı halay çekerek, bir kısmı slogan atarak 'kara piyasa'ya direnmeye çalışan işçiler.

Ne diyordu Marks: 'Şimdi dayımın oğlu. Ben de tam olarak bilemiyorum valla.'

Yeni Şafak

HABERE YORUM KAT