1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Tiyatro entrikası... Sadece kendileri yememiş, Cumhuriyet’i de beslemişl
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Tiyatro entrikası... Sadece kendileri yememiş, Cumhuriyet’i de beslemişl

A+A-

Öyle anlaşılıyor ki; önceki hafta başlayan, geçen hafta da devam eden “Şehir Tiyatroları” etrafındaki tartışmalar, önümüzdeki gün ve haftalarda da gündemden düşmeyecek.

Malûmlarınız olduğu üzre;

Bu tartışmalar, “oyun repertuarı”nı belirlemede “tek yetkili” olan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu yerine “7 kişilik bir heyet” atanmasıyla başlamıştı... Ki, bu “7 kişiden 5’i, yine tiyatrocular” olacak, 2 bürokratı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi tespit edecekti.

İşte bu “yönetmelik değişikliği” sonrasında, Ayşenil Şamlıoğlu başta olmak üzere bütün yöneticiler “istifa” ettiler... Ki, istifa edenler arasında; hem “Kadir Topbaş’a Sanat Danışmanlığı” yapan, hem de, halen “atv’nin kaymağı”nı yiyen Kenan Işık da vardır.

 

ÖZGÜR SANATI MUHAFAZA!!!

Şamlıoğlu ve ekibi, sadece “istifa” etmekle kalmadılar, 24 Nisan günü düzenledikleri “yürüyüş”le hem ortalığı velveleye verdiler, hem de “tartışma”yı başka noktalara taşıdılar.

Her ne kadar, “Özgür sanat, özgür tiyatro” diyerek yürümüş olsalar da, asıl hedefleri “muhafazakâr sanat”tı ve sık sık “Muhafazakâr sanat olmaz” çığlıkları attılar. Sadece “Taksim”de değil, kendilerine sonuna kadar açılan “ekran”larda da aynısını yaptılar... Tabiî, ne büyük bir “çelişki”ye düştüklerinin farkına varmadan!..

Bir yandan;

“Muhafazakâr sanat olmaz” çığlıkları, öte yandan; “Özgür sanatı muhafaza edelim” haykırışı...

Bu, ne yaman çelişkidir böyle!..

 

PATRON HİMAYESİNDE ÖZGÜRLÜK!

Tartışmanın bu noktasında; Radikal’den Akif Beki, 25 Nisan’da bir yazı yazdı ve dedi ki;

 “Sanatın muhafazakarlaşma ihtimaline karşı koparılıyor bunca kıyamet.

Faraza, alnı secde görmemiş bir sanatçının her yaptığı ilerici, devrimci ve çağdaşken 5 vakit namaz kılanın her yaptığı da gerici, yobaz ve bağnaz sanat mıdır?

Sosyo-kültürel değerleri muhafaza edenlerin yaptığı sanat mı muhafazakârdır, yahut siyaseten tutucu, yani statükocu olanların yaptığı mı?

Türkiye’de değişimi ve çağa ayak uydurmayı savunan siyasi çizgi mi daha ilericidir, yoksa eski düzeni olduğu gibi muhafazadan yana olan anlayış mı?

Sahneyi, oyuncusundan dekoruna ahlaki bir tesettüre sokmak mıdır tiyatroyu muhafazakârlaştırmak? Bu mudur muhafazakâr sanat?

Çıplaklığı ve argoyu baş tacı eden teşhir tüccarlığı, ilerici ve devrimci sanata mı girmektedir ya da? Kimdir gerici, kim ilerici? Nâzım Hikmet şair, ama Necip Fazıl değil midir?”

“Devlet Tiyatroları” veya “Şehir Tiyatroları”na çöreklenen bu “zihniyet”in, “Muhafazakâr sanat olmaz” diyerek, aslında “muhafazakâr insanlara” tepeden bakan, küçümseyen, adam yerine koymayan, düpedüz hakaret eden bu eylem ve söylemleri, beraberinde şu tartışmayı da getirdi:

“Ne yani; repertuar belirlemede belediyeden 2 bürokrat görevlendirilince mi özgürlük geldi aklınıza?..

Madem bu kadar özgürlük iddiasındasınız, o halde belediyenin patronluğuna niye razı oluyorsunuz?..

Hem yaptığınız iş karşılığı patron olan belediyeden maaş alacaksınız, hem de özgür sanat yaptığınızı iddia edeceksiniz!.. Hem sırtını devlet veya belediye gibi bir patrona yasla, hem de özgürlük iddia et!..

Hem ‘Maaş’ diye patrona yalvar, hem de patrona söz hakkı verme!..

Hiç olacak iş mi?..

Bu kadar özgürlük yanlısı isen; devlet veya belediyeden para dilenmez; bir tiyatro kurar, orada özgürce oynarsın!”

 

BANKAMATİK TİYATROCU!

İlk önce Akit’in gündeme getirdiği bu “bozuk sistem” konusunda, daha sonra bir çok yazar yazı yazdı.

Bunlardan biri de Habertürk’ten Murat Bardakçı idi ve o da 25 Nisan günü, kaleme aldığı “ironik” yazısında özetle demişti ki;

“Tartışmalara TV’lerin meşhur ‘Behzat Ç.’si Erdal Beşikçioğlu da katılmış, geçen gün ‘Bir oyuncunun sahneye çıkma zorunluluğu yoktur’ buyurmuş ve ‘Kostümden tutun da aldığınız nefese kadar üretim içerisinde olduğumuz bir hikâyedir’ demiş... Devlet Tiyatroları’nı bu şekilde eleştirenlerin de ‘cahil provokatörler’ olduğunu söylemiş....

Bir ‘cahil provokatör’ olarak söyleyeyim: Erdal Bey çok haklı!.. Oyuncu dediğinin sahnede hayat boyu ne işi var ki?.. İyi bir tiyatrocu 30-40 senelik meslek hayatında bir, haydi bilemediniz iki defa rol alıp sonra yan gelip yatmalı yahut dizilere dalmalıdır!

Hattâ hayatında bir defa olsun kapalı gişe oynama başarısını gösterdi ise ikinci bir oyunda rol almasına bile gerek yoktur, tiyatroya arada bir uğrayıp oranın havasını teneffüs etmesi bile belediye yahut Devlet Tiyatroları için sadece bir şereftir!

Bu hesapla, Müşfik Kenter, Yıldız Hanım yahut Haldun Dormen gibi kıdemli tiyatrocuların oynama azimleri ve sanatlarını yaşatma çabaları gereksiz bir gayrettir. Sanatlarını arkalarına belediyeyi yahut devleti almadan yarım asır boyunca icra etmiş olmaları da onların kabahatidir, tek-tük birkaç oyundan sonra hiçbir iş yapmadan senelerce aylık almayı düşünememeleri ise enayilikleri!..

Halk, yine Erdal Bey’e göre Şehir Tiyatroları’ndaki oyunları 7-8 lira karşılığında seyredebiliyormuş ama özel tiyatrolara gidebilmeleri için en az 30 lira vermeleri lâzımmış. Dolayısı ile halkın az para ödeyerek oyun seyretmesinin önüne geçmeye kimsenin hakkı yokmuş!..

Şehir yahut Devlet Tiyatroları’nın arkasında belediyeler ile Kültür Bakanlığı olmasa ve bilet fiyatları sübvanse edilmese, bu sözü söyleyenler o 7-8 liralık biletleri rüyalarında bile göremezler!..

Maliyeti kurtarmanın şartı fiyatları 30 lira seviyesinde tutmak ise, 7-8 liraya oyun seyrettiren kamu kuruluşlarının etrafa saçtıkları aradaki 22-23 lira farkın kaynağı; bizim verdiğimiz vergiler, yani cebimizden çıkan paralardır.

Neredeyse bir asır öncesinden kalma bir “sanat sistemi” düşünün: Konservatuvarı bitiren oyuncu adayı belediyeden yahut devletten kadro elde ettiği anda geçimini garanti altına almış olacak, aylığı emekliliğine kadar tıkır tıkır ödenecektir. Dolayısıyla neden sahneye çıkıp yorulsun ki? Maaş; onun için bağlı olduğu kuruma verdiği hizmetin karşılığı değil, dizi gelirinin yanında ek ödenek gibidir! (...)

TRT haricinde resmî tiyatroların kadrolu oyuncuları, başta TV dizileri olmak üzere kurum dışında her türlü işi yapmakta serbesttir. Bir oyuncu kendi kurumunun temsillerinde uzun zaman görünmese bile dizilerde hemen her an rahatça boy gösterebilir. (...)

Devir artık “devlet tiyatrosu”, “devlet orkestrası”, “devlet balesi” yahut “devlet korosu” gibisinden adının başında “devlet” sözünün bulunduğu resmî sanat kuruluşlarının devri değildir, o defterler sanatın ciddî olarak yapıldığı memleketlerde çoktan kapatılmıştır.

Çok gecikmiş olan son sözü söyleyerek Türkiye’yi ellilik, ellibeşlik balerinler ülkesi olmaktan kurtaracak basirete sahip bir siyasetçi acaba ne zaman ortaya çıkacak?”

 

TİYATROLAR ÖZELLEŞİYOR

Biraz önce dediğimiz gibi;

Bu tartışmalar, önümüzdeki gün ve haftalarda da devam edecek gibi görünüyor... Ama, herhalde “boyut” değiştirerek!.. Çünkü dün, Başbakan Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi’nde yaptığı konuşmada; hem “tartışmalara son nokta”yı koydu, hem de “tartışmaların boyutu”nu değiştirdi.

Özetle dedi ki;

“İşte en son İstanbul’da Şehir Tiyatroları meselesinde o despot anlayış, o kibirli tavır bir kez daha tezahür etti... Şehir Tiyatroları’nda yapılan bir yönetmelik değişikliği üzerinden; hem bizi, hem bütün muhafazakarları aşağılamaya ve küçümsemeye başladılar.

Allah aşkına soruyorum.

Siz kimsiniz?

Siz her konuda söz söyleme, her konuda otorite olduğunuzu iddia etme ehliyetini nereden alıyorsunuz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Sanat konusunda söz söyleme ehliyetine sahip olan sadece sizler misiniz? Geçti o günler!.. Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti küçümseme, azarlama dönemi geride kalmıştır. Bu ülkede pırıl pırıl bir nesil yetişti. Bu ülkede kendi tarihini bilen, mazisini iyi tanıyan, bu toprakların birikimini hıfzetmiş, Batı’yı, diğer medeniyetleri tanıyan, bilen, öğrenen bir gençlik var.

Gelişmiş ülkelerin hemen hemen tamamında devlet eliyle tiyatroculuk olmaz... Ben Kadir Bey’i tebrik ediyorum ve aynı şeyi şu anda Bakanlar Kurulu’na getireceğim. Özel bir yönetim değil, tiyatroları özelleştirmeye götürüyorum. Bunu teklif edeceğim.

Özelleştirmek suretiyle buyurun istediğiniz gibi tiyatrolarınızı oynayın... Destek gerekirse, gerektiği zaman bizler de hükümet olarak istediğimiz oyunlara sponsor olur, desteğimizi veririz. Melih Bey, sen de ona göre hazırlığını bir an önce yap.

İşte buyurun özgürlük;

İstediğiniz oyunları istediğiniz gibi oynayın, istediğiniz yerde oynayın, kimse engel olmaz. Ama kusura bakma; geleceksin Şehir Tiyatrosu’ndan, hem belediyeden maaşını alacaksın, ondan sonra istediğin gibi yönetime de verip veriştireceksin, böyle saçmalık olmaz.”

Evet, bu sözleriyle Başbakan Erdoğan “son nokta”yı koymuş ve “tiyatroların özelleşeceğini” ilân etmiştir ki, bu sözler “devlet”in ve “belediye”lerin birer “arpalık” olmaktan kurtulacağının işaretidir!..

Hani, “Özgür sanat” diyorlardı ya;

Alın size özgürlük!..

Bulun parayı, kurun tiyatroyu, istediğiniz yerde istediğiniz oyunu oynayın!..

Buyrun, sahne sizin!..

 

CUMHURİYET’İ BESLEMİŞLER!

Sayın Başbakan’ın koyduğu “son nokta”dan sonra, biz; sadece “tiyatrocuları” değil, “belediye”lere çöreklenen ve “belediyelerin paraları”nı ilan-reklâm olarak “candaş ve yoldaş gazetelere peşkeş çeken kadro”nun ne yapacağını da merak ediyoruz.

Evet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde “yoldaş ve candaş”lardan oluşan bir “kadro” var ve o kadro, bir “sülük” gibi belediyenin imkânlarını emmekle yetinmiyor, aynı zamanda “Cumhuriyet” gibi yoldaş ve candaşları da besliyor!..

Bunu, rakamla ispatlayalım:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve devlet bünyesindeki “İstanbul Kültür Sanat Vakfı” ile “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası” ve “İstanbul Devlet Opera ve Balesi”nden, “Ocak-Nisan 2012” döneminde Cumhuriyet gazetesine aktarılan “ilân ve reklâm”ların boyutu nedir bilir misiniz?..

Tam tamına;

“2 bin 737 sütun santim.”

Peki, aynı dönemde Akit’e verilen ilân-reklâmın ebadı nedir?..

Yalnızca; “802 sütun santim.”

Gördüğünüz gibi;

Cumhuriyet’e verilen ilân-reklamların ebadı, Akit’ten 3 kat fazla!..

Ki, Akit’e verilen ilânların hiçbiri “Sanat!.. Tiyatro... Orkestra... Opera... Bale” ilânı değil... Akit’e verilen ilânların büyük bölümü “İstanbul Otobüs İşletmeleri”nden gelmiş!..

Bu dağılımı yapan, elbette Başkan Kadir Topbaş değildir... Bu dağılımı yapanlar, tıpkı “Şehir Tiyatroları”nda olduğu gibi, “İstanbul Kültür Sanat Vakfı” gibi kuruluşlara çöreklenen “yoldaş ve candaş”lardır!..

Aksi halde;

Cumhuriyet’e 2 bin 737 sütun santim, Akit’e 802 sütun santimlik ilân dağılımını “kurtlar” bile yapmazdı.

Başbakan, “Şehir Tiyatroları özelleşecek” deyince; ister istemez “Belediyeye çöreklenen bu zihniyetin akıbeti”ni de düşündük.

Bundan sonra göreceğiz;

Bakalım, tepki ve protestoları “sanatsal” mı, yoksa “tamamen duygusal” mı?!?..

Selâm ve saygılarımızla...

YENİ AKİT 

YAZIYA YORUM KAT